Bölüm 321: Sınır Kasabası Yasası

avatar
1320 0

Release That Witch - Bölüm 321: Sınır Kasabası Yasası


Çevirmen: Lodos

 

Sabahın erken saatlerinde, soğuk Roland'ı uyandırdı. Battaniyesinin altından çıktı, yün ceketini giydi, sonra ayaklarını ılık su kovasına daldırdı.

 

Bu sadece bir Prens olarak zevk alabileceği ayrıcalıklardan birisiydi. Her sabah, bir hizmetçi yatağının yanına sıcak sunun yanı sıra temiz bir havlu ve vücudunu anında ısıtacak bir bardak ılık süt çıkarırdı.

 

Tabii ki yataklarını sürekli sıcak tutmak için başka yöntemleri olan diğer soylularla karşılaştırıldığında çok da bir şey yapmıyordu.

 

Şöminedeki yangın çok önce sönmüştü. Geride sadece uçuşan küller kalmıştı. Penceredeki çatlaklar sayesinde, soğuk rüzgâr odayı dolduruyordu. O kadar soğuktu ki hala sonbahar olduğuna inanmak zordu. Roland ayaklarını kuruttu, vücudunun geri kalanını da sıcak suyla yıkadıktan sonra dün gece kıyaladığı camı kapatmaya gitti.

 

Açık şömineler bu çağda çok yaygındı. Ama yine de karbon monoksit zehirlenmesi konusunda endişelendiğinden dolayı yatmadan önce her zaman küçük bir boşluğu açık bırakırdı. Bu şekilde, şöminede yanan ateş sayesinde gecenin ilk yarısında üşümüyordu. Ama sonra ateş sönünce sabaha kadar donuyordu.

 

“Bu sorunu çözmek için bir şey bulmalıyım.” diye düşündü Roland: “Yoksa ileride uyuyamam.

 

Kahvaltı yapıldıktan sonra Roland, Bülbül’ü, Baş Şövalyesi’ni ve kişisel muhafızlarını alarak surların rutin kontrolüne çıktı.

 

Yeni şehir surları ve eski şehir arasındaki geniş çimlerle kaplı alan artık bembeyazdı. Ayaklarıyla bastıkları yerler çatırdıyordu.

 

Başını kaldırarak soluk renkli gökyüzüne baktı. Bu soğuk havanın en az ilkbahara kadar devam edeceği kesinleşmişti.

 

"Savunma hattındaki durum nedir?”

 

“Geçen seneden çok daha iyiyiz." dedi Carter Lannis. Rahat görünüyordu: “Birinci Ordu’nun askerlerinin çoğu savaş alanında deneyim kazandılar. Dahası, şimdi elimizde altıpatlar silahları da var. Yani on asker, surların yaklaşık yüz metre menzilini koruyabilir ve bu menzilde bütün canavarları püskürtebilir. Bir de eski taş sura kıyasla yeni sur yaklaşık yarım metre daha yüksek. Bu da bir kurdun ulaşamayacağı bir yükseklik. Bu nedenle savunma yapmak sadece atış antrenmanına dönüştü gibi bir şey. Gelen canavarlar, melez olmadıkları sürece hiç şansları yok."

 

“Her şey yolunda görünüyor.”

 

Roland surlara ayak batığı anda karşılaştığı tüm askerler ona selam veriyordu. Başları yüksek ve göğüsleri kabarıktı. Sadece bu morallerine bakarak bile askerlerin en başından şimdiye dek çok değiştikleri anlaşılıyordu. O zamanlar surlarda yan yana dursalar da, görünüşte mızraklarını düzgün kullansalar da bunların hepsi tekrarlanan eğitimlerden sonra oluşan şartlandırılmış bir refleksten başka bir şey değildi. Gözlerindeki ifade uyuşuktu. Hareketleri sertti belki. Ama birisi daha yakından baktığında çoğunun titrediği görülürdü.

 

Ancak şu anda askerlerin gözleri kendilerine olan güvenleri ile doluydu. Selamlarını verdikten sonra savaş pozisyonlarına geri döndüler.

 

Surlar boyunca Gizli Orman’a doğru yürürken etraf çok daha canlı hale gelmişti.

 

Çünkü orada çiftçiler ve mülteciler için geçici barınaklar vardı. Roland duvarın tepesinden aşağı baktığında, duvara paralel çizgiler halinde birçok yamaç oluşmuş gibi görünüyordu. Bu yamaçların her biri, bir mağarayla aynı içyapıya sahip on oda barındırıyordu. Kalın duvarlar içerideki sıcaklığı koruyordu. İçerdeki insanlar da kapılara perdeler takmışlar ve üstlerine battaniyeler almışlardı.

 

Tüm alan iki bloğa bölünmüştü. Surlara yakın olan bölge Batı Yakası olarak adlandırılıyordu ve mültecilere aitti. Surlardan daha uzak olan Doğu Yakası ise çiftçilere tahsis edilmişti.

 

Her gün Belediye Binası yiyecek ve kömür gönderiyordu. Mülteciler ise duvarları koruyan Birinci Ordu’nun askerlerine teslim ediyorlardı. Çiftçilerin çoğunda kendi buğdayları vardı. Ekstra para kazanmak için dışarıya çıkanlar hariç çoğu evlerini terk bile etmiyordu.

 

Tam o anda Doğu ve Batı tarafı arasındaki kavşakta şiddetli bir tartışma patlak verdi. Roland da duyunca gitti ve surların üzerinden izlemeye başladı. Tartışanlardan birisi mavi beyaz üniformalı Belediye Binası’nda çalışan bir kâtip gibi görünüyordu. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi uzun sürmedi. Her iki taraf da birbirlerini itmeye ve birbirlerine vurmaya başladı. Her taraf karışmıştı.

 

“Majesteleri?” diye sordu Carter.

 

Roland: “Gidip bir bakalım.” dedi.

 

Kavga edenlerin yanına vardıklarında baş şövalye hemen kalabalığa ilerleyerek kavganın asıl elebaşı olan iki üç kişiyi yere devirdi. Roland’ın kişisel muhafızları da kılıçlarını çekerek bağırdılar. Çok geçmeden ortalık durulmuştu.

 

Bu gelenlerin Lord’un adamları olduğunu keşfeden kavgacılar hemen dizlerinin üzerlerine çöktüler.

 

Roland yüzünde iki tane yumruk izi olan kâtibe: “Adın ne?" diye sordu. Kaşlarını çatmıştı: “Burada neler oluyor? Sana ilk kim saldırdı?”

 

“Majesteleri benim adım Khoya Harvie.” diyen kâtip elleriyle yüzünü sakladı: “İlk vuran şu lanet mülteci, kahverengi keten giymiş adam! Bana kuduz bir köpek gibi koştuğunda hala yiyecek dağıtmakla meşguldüm ben.”

 

Khoya'nın sözlerini duyan mülteci döndü ve: “Majesteleri, anlattığı gibi şeyler olmadı. Bu insanlar ve çiftçiler bize şantaj yapmak için komplo kurdular. Her lapa dağıttıklarında para topluyorlar. Ama siz yemeğin ücretsiz olduğunu söylemiştiniz bizi buraya getirirken.”

 

Onu konuşurken duymak Roland'ı biraz şaşırtmıştı. Doğudan gelen her bir mülteci Belediye Binası tarafından taranmıştı. Tüm zanaatkârları, özel yetenekleri olan insanları veya okuryazar olanları çoktan ayırmışlardı. Onlar iç şehre taşınmışlardı. Yani burada kalan insanlar sıradan siviller olmalıydı. Ama bu mültecinin ses tonuna ve kelime seçimine bakılırsa hiç de bir sivile benzemiyordu.

 

Buna karşılık ‘kuduz köpek’ gibi hakaretler etmiş olan Belediye Binası’nın görevlisiydi. Bu da gerçekten üzücü bir durumdu. Soyadı tanıdık geliyordu. Muhtemelen… Duke Ryan'ın eski soylu halkından birisiydi.

 

Roland, mültecilerin önünde bir kez daha tekrarladı: “Resmi olarak Sınır Kasabası’na dâhil olmadan önce yulaf lapası ve barınağın hepsinin ücretsiz olacağını söyledim. Bu sözler halen geçerlidir!”

 

"Majesteleri çok yaşa!”

 

"Teşekkür ederiz Majesteleri!”

 

Mülteciler bir yandan Roland’ın ayaklarına kapanıyor bir yandan da bağırıyorlardı.

 

Ama aynı zamanda, Khoya Harvie'nin yüzü de mosmor olmuştu.

 

“Ancak yaralanmalara neden olan kavgalar yasa ihlalidir. Özellikle de Belediye Binası’nın bir üyesine saldırmak…” dedi Roland. Daha sonra kişisel muhafızlarına emretti: “Kavgaya başlayan tüm mültecileri ve çiftçileri kaleye getirin. Kararı ben vereceğim.”

 

Durakladı ve sonra Khoya'ya baktı: “Bu para alma meselesini de sana ayrıca soracağım.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr