Bölüm 320: Uyku Büyücüleri

avatar
1211 1

Release That Witch - Bölüm 320: Uyku Büyücüleri



Çevirmen: Lodos 

Fjordlar, Uyku Adası.

 

“Uyku Büyücüleri’nin ilk konuğu olmanı hiç beklemiyordum.” diyen Tilly gülümsedi ve balık çorbası dolu kâseyi adama uzattı: “Gölge Adaları’nı sen olmadan keşfedemezdik.”

 

Çorbayı alan Yıldırım: “Çok kibarsınız.” diye yanıtladı: “Sizden para almasam bile, kendim için birkaç kez daha oraya gitmek istiyorum. Dürüst olmak gerekirse cadılarınızın desteği olmadan Gölge Adaları’nın doğusundaki denizi keşfetmek kesinlikle çok tehlikeli olacaktır.” Balık çorbasından bir yudum aldı ve: “Ah… Haşlanmış siyah kuyruklu balık çorbası. Gerçekten lezzetli.” dedi.

 

“Sanıyorum bu sebepten dolayı gelip bizi görmek istedin?”

 

“Açıkçası bir sonraki sefere gitmek için sabırsızlanıyorum.” dedi Yıldırım: "Gözlem aynasına baktığımda en son gördüğüm sahne beni hayrete düşürdü. Kara parçasının üstünde neden devasa bir kapı ve devasa bir uçurum vardı ki? Keşke geri dönüp bakabilsem…”

 

“Demek öyle…” diyen Tilly de kendisine bir kâse balık çorbası koydu: “Şahsen benim Sınır Kasabası’na gitmeyi planladığımı bilmelisin. Bir nedeni oranın Lordu ve Cadı Birliği ile görüşmek. Diğer bir nedeni de oradaki şeytani canavarların saldırılarını görerek bir şeyler öğrenmek. Bizimle gelip bakmak istemez misin?”

 

Yıldırım bir süre sessiz kaldıktan sonra sırıtarak: "Henüz değil. O, orada iyi vakit geçiriyor olmalı. Şu anda her şey gayet iyi… Sonuçta her zaman her kâşifin başına bir iş gelebilir. Annesini zaten kaybettim, onu da kaybetmek istemiyorum. O zaman geldiğinde, sizden isterim ki-”

 

“Merak etme. Hallederim." diyen Tilly başını salladı: “Sonuçta, o da üyelerimizden biri." Bir an duraksadı. Gülümsedikten sonra: “Ama iş, iştir. Cadıları istiyorsan masrafları karşılaman gerek.” dedi.

 

“Tabii ki iş iştir. Fjordlar’ın usulü budur.” diyen Yıldırım, balık çorbasını içmeye devam etti.

 

 

Yıldırım’ın saraydan ayrıldığını gören Ashes, salona girdi ve Tilly’nin önüne bağdaş kurarak oturdu: “Kimi aldı?"

 

“Büyülü Hizmetçi Molly’yi, Geçitçi Orbit’i ve Kuklacı Shadow’u.” diyen Tilly, sözleşmeyi masanın üstüne yaydı: “4800 kraliyet altını verdi. Epey fazla, ha?”

 

“4800…” diyen Ashes’ın gözleri büyümüştü: “Bu parayı nereden bulmuş ki?”

 

"Yıldırım’ın Fjordlar’daki en önemli kâşif olduğunu unutma.” dedi Prenses: “Yeni rotaların keşfi ya da yeni rotaları keşfederken bulunan hazineler olsun… Hepsi bol miktarda para getirir. Sadece paranın fazla olmasından dolayı bütün bu tehlikelere rağmen onu takip etmeye istekli, büyük ve deneyimli bir denizci grubunu işe alabildi. Ancak cadılarla bu tehlike risklerini azaltabiliyor. Tehlikenin azalması için para harcamak da tarihin başından beri iyi bir yatırım olmuştur."

 

“Bu gerçekten iyi bir şey mi acaba?" diye kendinden eminsiz bir şekilde sordu Ashes: “Böyle bir lonca kurmak güzel evet, Uyku Adası’na da iyi para kazandırıyor. Ama ya bu bir şekilde yayılır ve Kilise’nin kulağına giderse…”

 

“Uyku Loncası” Tilly'nin kurduğu yeni bir loncaydı. Kâşifler seferleri tamamlamak için cadılara ihtiyaç duyuyorlar ve bu loncadan yardım alabiliyorlardı. Tabii ki ana projeye ek olarak cadılar kendi görevleri olmayan birçok faydalı iş daha yapacaklardı. Büyülerinin bu denli işe yaradığı ve kötülüğe kullanılmadığında ne gibi sonuçlar verebildiği anlaşıldığında da Uyku Loncası kabul görecekti.

 

Tabii ki, tüm bunlar sadece yeteneklerini halka duyurmaları halinde mümkün olurdu.

 

Tilly, Ashes'in elini tuttu: “Sana daha önce söylemedim mi? Bu altın benim umurumda değil! Benim yek umudum insanların bizden haberdar olarak bize ulaşmaya çalışmaları. Yıldırım’ın benim de çok sevdiğim bir sözü var: Korku, bilinmeyenden gelir. Bu, cadılar için de geçerli. İnsanlar sırf cehaletleri yüzünden bizi tanımadan öldürmeye kalkıyorlar. Bunu öğretmemiz lazım insanlara!”

 

“Onları bizimle temasa geçmeleri ve bizi anlamaya çalışmaları için zorlayamam. Bu nedenle sadece biz gidip kendimizi tanıtabiliriz. Onlara tekrar tekrar, biz cadıların şeytanın elçileri olmadığını, yeteneklerimizin garip ve vahşi olmadığını, özümüzde insan olduğumuzu söyleriz. Birbirimizi tam olarak anladığımızda da artık korkacak bir şey kalmayacak.” Bir an duraksayıp devam etti: “Kilise konusunda da; onlar bizim neler yapabileceğimizi hiç umursamadılar. Bizi yakalamak için Yargı Orduları’nı gönderiyorlar. Hatta bazen Tanrı'nın Cezalandırma Ordusu’nu gönderiyorlar. Yani yeteneğimiz ne olursa olsun Tanrı Gözü İntikamları’nın önünde hiçbir farkı yok.”

 

“Umarım haklısındır.” diye fısıldadı Ashes: “Ben sadece nasıl savaşacağımı ve öldüreceğimi biliyorum. Bu konularda sana çok yardımcı olamam.”

 

Tilly: “Sen zaten bana çok yardımcı oldun." dedi ve gülümsedi: “Uyku Adası'nı daha da geliştirmek istiyorsak bizim için en önemli şey Fjord sakinlerini adadaki cadılarla yakınlaştırmak olacaktır. Karşılıklı bir anlayışın oluşması yavaş bir süreç olacak. Bu lonca işleri de hedefe ulaşmamızda iyi bir rol oynayabilir. Aynı zamanda bütün cadılar bu sayede bazı meşguliyetlere sahip olacaklar ve hiçbiri kendisini faydasız hissetmeyecek.”

 

Ashes güldü: “Her zaman bir taşla birden fazla kuş vurmaya çalışıyorsun.”

 

Tilly konuyu değiştirmeden önce: “Çünkü her zaman doğru şeyi söylüyorum.” dedi: “Maggie dönmedi hala. Bir şey olmuş olabilir mi acaba?”

 

“Belki de gecikmiştir." diyen Ashes biraz düşünerek: “Ya da…” dedi.

 

“Ya da ne?”


“Artık geri gelmek istemiyor olabilir.” dedi Ashes: “Sınır Kasabası’ndaki yaşam buraya göre çok daha iyi. Sana kimseyi yollamamanı söylemiştim. Ya Honey veya Lotus da geri gelmek istemiyorsa ne yapacağız?”

 

Tilly: “O zaman hemen oraya gitmeliyiz.” dedi.

 

"Peki, hemen hazırlanacağım… Bir saniye, ne?" diyen Ashes donakaldı. Biraz sonra kendine gelerek: “Oraya mı gideceğiz yani?” dedi.

 

Tilly dudaklarını kıvırdı: “Şeytani canavarlara direnmelerine yardımcı olacağımıza dair bir anlaşmaya vardık. Hazır onu yaparken diğer cadıları da alırız işte. Eğer Lotus geri gelmezse seneye Yeni Ay Kervanı’nın getireceği insanları nerede barındırırız?”

 

“Ama kışa hala bir ay var. Bu kadar çabuk gitmeli miyiz?”

 

“Yol yeterince uzun sürecek zaten. Eğer biz yoldayken Sınır Kasabası bir sorunla karşılaşacak olursa da cadılara mümkün olduğunca çabuk bir şekilde yardım etmemiz gerek." diyen Prenses, Ashes’a göz kırptı: “Ayrıca iğrenç abimin nasıl bir insana dönüştüğünü de görmek istiyorum.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18422 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37653 Bölüm Sayısı


creator
manga tr