Bölüm 319: Sonbahar Karı

avatar
1234 0

Release That Witch - Bölüm 319: Sonbahar Karı



Çevirmen: Lodos

Diğerleri geldikten sonra Roland, Şimşek’in yaptığı keşif hakkında herkese bilgi verdi ve sonra sordu: “Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?”


"Yani cadı olabilir mi?" diye sordu Anna: “Eğer hala hayatta ise, muhtemelen dört yüz yıl önce olanlar hakkında daha fazla bilgi edinebiliriz.”


“Bir cadı olmasa bile o çağdan olabilir.” diyen Scroll, biraz tereddüt ettikten sonra: "Tabii bir de…”


Yaprak onun cümlesini tamamladı: “Bizim tarafımızda olup olmadığından da emin değiliz.”


Bu cümle Roland'ı biraz şaşırtmıştı. Gerçekten de eğer bu harabeler Kilise tarafından bırakılmışsa kadının Kilise’nin bir üyesi olması muhtemeldi. Ayrıca Şimşek’in açıklamasına göre bu kadın muhteşem de bir elbise giyiyordu. Bu da onun üst düzey bir üye olduğu anlamına gelebilirdi. Sıradan bir insan olması durumunda hiçbir sorun olmazdı. Ama eğer cadı ise o zaman onunla uğraşmak oldukça zor olurdu.


Ashes ve Bülbül'ün içinde bulunduğu savaşlara bakıldığında bir cadının yapacağı saldırıyı önceden tahmin etmenin imkânsız olduğu bir gerçekti. Dahası cadıların güçlerine dair kesin bir sınır da yoktu. Olağanüstüler sıradan bir cadıya yenilebilirdi ya da bir savaşçı cadı savaşamayan bir cadıya yenilebilirdi. Hiçbir şey kesin değildi.


“Onu Tanrı Gözü İntikamı’nın etkisi altında uyandırmadığımız takdirde kötü niyet besleyen biriyse Cadı Birliği’ne büyük tehdit olabilir…” diye düşündü Roland.


"Hepiniz delisiniz. Onun bizim tarafımızda olmayacağını nasıl düşünebiliyorsunuz?" diye söze girdi Lily. Daha fazla dayanamamıştı: “Dört yüz yıldan daha uzun bir süre geçmiş… Hala nasıl hayatta olabilir? Cadıların hepsinin genç yaşta öldüğünü söylemeye gerek yok. Olağanüstü bir cadı olsa bile yüz yaşını asla aşamazlar. Hepiniz çok fazla düşünüyorsunuz. Büyük olasılıkla onu serbest bıraktığımız an tıpkı Şeytanlar gibi o da toza dönüşecek.”


“Cadıların çoğunun genç ölmesinin nedeni sözde ‘şeytani ısırık’ yüzünden.” diye düzeltti Roland: “Bir cadının fiziki yeterliliği genellikle ortalama bir insandan çok daha fazladır. Yani cadıların ömrü sanıldığından daha uzun.”


Lily homurdandı: “Ortalama bir insanın ömrü kırk-elli yıl en fazla… Sizce herkes bir kaplumbağa kadar uzun mu yaşıyor?”


Ortalama ömrün sadece kırk-elli yıl olmasının nedeni, yetersiz beslenme ve düşük tıbbi bakım idi. Yaşam standartlarının gelişmesi halinde ömre bir yirmi yıl daha eklenebilirdi. Ama Lily, söylediğinde tamamen haksız değildi. O 20 yılı ekleseler bile 450 seneye ulaşamıyorlardı. Kaldı ki; kaplumbağalar bile o kadar uzun yaşayamazdı.


“Ama o hala hayatta! Gerçekten!” diye haykırdı Şimşek: “Onu görebilseydiniz beni anlardınız… Ölü Şeytanlara kıyasla tamamen farklı görünüyor. Cildi pürüzsüz ve yanakları hayat dolu! Maggie sen de konuşsana!”


"Doğru! Şimşek’e katılıyorum!” dedi Maggie.


“Tamam… Didişmeyin!” diyen Wendy ayağa kalktı ve susturdu onları: “İster ölü olsun ister hayatta olsun… Bence denemeye değer.”


“Emin misin?" diye soran Scroll, kaşlarını bükmüştü.


"Eğer gerçekten Kilise’nin cadılarından biriyse uyanmadan önce etrafına bir Tanrı Gözü’nün İntikamı astığımız sürece her şey yolunda gitmelidir. Dahası yanımızda Anna ve Bülbül de var. Bu yüzden çok fazla bir sorun olmayacağına inanıyorum." diye sakince cevap verdi Wendy: “Asıl mesele, dört yüz yıldan fazla bir süre önce meydana gelen olay hakkında bilgi sahibi olmasının mümkün olması. Meseleyi aydınlatma ihtimalimiz bu riski almaya değer.”


Gerçekten de Şeytanlar hakkında daha fazla bilgi toplamak, Sınır Kasabası’nın hayatta kalması için çok önemliydi. Dahası Kilise’nin bu denli saklamak istediği herhangi bir haber onların işine çok yarardı. Gelecek savaşlarda bu tür bilgiler büyük önem taşıyabilirdi.


Kısa bir süre sonra Anna ve Bülbül de Wendy'nin görüşünü kabul etti. Bu yüzden Scroll, hala yanlış olduğunu düşünse de onlara karşı çıkmadı ve Cadı Birliği bir fikir birliğine varmış oldu.


“Ya Birinci Ordu?" diye soran Roland, Demir Balta’ya baktı.


“En fazla elli kişi çıkarabiliriz.” diyen Demir Balta, açıklamaya koyuldu: “Majesteleri diğer bölgelerden mülteci toplayan Belediye Binası’na yardımcı olmaları için birkaç birlik gönderdiniz. Şimdiye kadar Sınır Kasabası’nda sadece 500 civarında askerimiz kaldı. Her ne kadar Timothy’ye iyi bir saldırı düzenlemiş olsak da yine de gelip saldırabilir. Bu nedenle Birinci Ordu’nun Kral Şehri’nden gelebilecek olası bir saldırıya karşı kasabayı korumak için yeterli askere sahip olması gerekir.”


Roland başını salladı ve: “Anlıyorum.” dedi. Elli kişilik bir birlik biraz küçük kaçacaktı. Uzaktan atış yapabilen Şeytanlar ile karşılaşmaları halinde çok hasar alırlardı. Bunu telafi etmek için Şimşek ve Maggie'nin hava gözetimine ek olarak Sylvie'nin büyülü gözü de gerekli olacaktı. En mantıklı seçenek, havadaki sıcak hava balonuna konuşlanmış cadıların yanına karadan da bir birlik göndermekti. Cadılar gözlem ve yakın dövüşten sorumlu olacak, Birinci Ordu ise düşmanı uzun bir mesafeden bastırmak için çakmaklı tüfeklerini kullanacaktı.


Ama Uyku Adası’ndan gelen cadılar Taş Kule’nin altındaki uykucunun varlığını öğrenmiş olacaklardı. Roland tüm olasılıkları tekrar tekrar düşündü. Yine de Sylvie’yi yanında götürmeye karar verdi. Sonuçta bu görev sırasında, güvenlik en önemli meseleydi. Güvenlik konusunda da Sylvie’ye ihtiyaçları vardı.


Tam planı ayarlayacaktı ki Gizemli Ay birden bağırdı: “Neler oluyor?”


Bağırmasını duyan herkes gösterdiği yere, dışarıya baktı. Hepsi de donakalmıştı.


Roland bunu hiç beklemiyordu. Ama gördüklerini kabul etmek zorundaydı. Pencereyi açtı, elini uzattı. Bir avuç beyaz damla yakaladı. Üşümüştü.


Kar yağıyordu…


Bu normal değildi… Karın sadece kışın yağması gerekliydi. Ama daha kışa çok vardı.


"Sonbaharın son ayında kar yağması normal mi?” diyerek Demir Balta’ya baktı.


Ancak Demir Balta’nın yüzünde ciddi bir ifade vardı: “Yedi ya da sekiz yıldır Sınır Kasabası’ndayım ve şimdiye kadar hiç böyle bir şey görmedim.”


İlk karın düşmesi Şeytan Ayları’nın geldiğini ve güneşin bir sonraki çiçek açana kadar bulutların arkasına gömüleceği anlamına geliyordu. Bu süre zarfında, tüm Batı Bölgesi şeytani canavarlarla karşı karşıya kalacaktı. Keşfe çıkıp Sınır Kasabası’nı savunmasız bırakamazlardı.


Şimdilik keşif görevini iptal edip kışın geçmesini beklemeleri gerekliydi.


İçinden bu erken gelen karın muhtemelen bir kaza olduğunu ve yakında sona ereceğini düşünüyordu. Sonuçta sıcaklık hala sonbaharın sıcaklık seviyesindeydi.


Ama üç gün sonra her yer kar altındaydı. Etrafta şahane bir manzara oluşmuştu. Fakat Roland, manzaraya dalacak durumda değildi. Sinirliydi biraz…


Kar yağışı çok zayıflamış olsa da hala gökten düşen bazı kar taneleri vardı. Birinci Ordu da tam teyakkuz durumuna geçmişti ve yeni sur boyunca devriyeler kurulmuştu. Surların dibine de geçici bir kamp kurulmuştu. Sıcaklık neredeyse bir gecede değişivermişti. Roland pamuklu bir palto giymek zorunda kalmıştı.


Dördüncü gün cepheden gelen haberleri duyan Roland’ın morali bozulmuştu.


Surların batı kısmı şeytani canavarların saldırısına uğramıştı. Şeytan Ayları beklenenden erken gelmişti…










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr