Bölüm 317: Buzdan Tabut

avatar
1158 1

Release That Witch - Bölüm 317: Buzdan Tabut


Çevirmen: Lodos



Şimşek, kalbi yerinden çıkacak gibi hissediyordu.

 

Aniden kâşifler arasında yayılan o hikâyeleri hatırladı. Uçurumlardan sürünen iblisler, hayatlarının sonunda hala kin besleyen intikamcı hayaletler ya da göçebe ölümsüzler… Bunlar, her kâşifin kâbuslarıydı. Ölü olsalar bile hala birinin hayatını alabiliyorlardı. Yanılsamalar, kandırmalar ve hileler konusunda son derece iyiydiler. Acaba bu canavarlardan biri de bu harabenin içinde miydi?

 

Yıldırım’ın bu hikâyelerin üçüncü sınıf kâşifler tarafından anlatılan bazı saçmalıklar olduğunu söylemesine rağmen Şimşek, felaket korkuyordu şu anda… Aksi takdirde kim bir şeytanın esareti altında bağırmaya devam edebilir, hatta birkaç ay geçtikten sonra bile hayatta kalabilirdi ki?

 

Önünde bir ikilem vardı Şimşek’in… İçerdeki şey eğer o efsanelerde anlatılanlardansa tüm şeytanları öldürmüş olurdu. Şeytanları öldürebilen birinin bölgesine girdikten sonra da kaçmak Şimşek için zor olurdu. Ama eğer diğer taraf hala şu ana kadar dayanabilen masum biriyse o halde Şeytanlar içerideydi… Ne yapmalıydı?

 

Bir an tereddüt ettikten sonra bir sonraki adımı konuşmak için Maggie'ye geri dönmeye karar verdi.

 

Şimşek’i dinleyen Maggie başını kaldırdı ve dedi ki: “Meşaleyi söndürüp girelim. Bu sayede bizi göremezler.”

 

“Ama o zaman biz de onları göremeyiz.”

 

“Bir baykuşa dönüşebilirim.” dedi Maggie: “Gecenin karanlığı benim için bir sorun değil…”

 

Şimşek'in gözleri parladı: “Bu iyi bir fikir. Ama… O efsanevi kötü yaratıklar tüm hayatları boyunca karanlıkta yaşamışlar. Bu, karanlıkta da avlarını bulabilecekleri anlamına geliyor. Aç kalsalardı nasıl bu zamana kadar yaşayabileceklerdi ki?”

 

"Hepsinin insanları korkutmak için uydurulmuş hikâyeler olduğunu söylememiş miydin?”

 

“Bunu söyleyen ben değildim. Babamdı."

 

“Aynı şeye çıkıyor. Ben Gökhisar’da hiç duymadım öyle şeyleri. Eğer gerçekten çok korkunçlarsa sadece Fjordlar gibi küçük bir yerde kalmamalılar, değil mi?" diyen Maggie bir anda ışık saçarak büyümeye başladı. Gri bir baykuşa dönüştü ve: “Bence bu efsanenin doğruluğunu öğrenme zamanı geldi…” dedi.

 

“Doğru söylüyor.” diye düşündü Şimşek: “İyi bir kâşif böyle bir fırsatı kaçırmazdı. Şimdi kaçarsam önceki tüm çabalarım boşa gidecek.”

 

Bir an tereddüt eden Şimşek, sonra kararını gitmek üzere verdi.

 

“Ama bir saniye… Harabeleri her ne pahasına olursa olsun keşfetmek istememin nedeni korkumun üstesinden gelme isteğim… Ama ya Maggie neden onları keşfetmekle bu kadar ilgileniyor? Acaba…” diye düşünen Şimşek: “Sırf yumurta sepeti için bu kadar hevesleniyor olamazsın, değil mi?” diye sordu.

 

Soruyu duyan baykuş, başını çevirmeden önce gözlerini kırptı.

 

 

Bir kez daha bodrum girişinin önünde duran Şimşek, derin bir nefes aldı. Derin karanlığa doğru girerken silahını sıkıca kavradı.

 

Daha önceye kıyasla omzunda duran Maggie sayesinde çok daha az gergindi.

 

Ayaklarının altındaki zemin çok ıslaktı. Maggie kanatlarıyla başını okşadı. Önlerinde aşağı doğru giden merdivenlerin olduğunu işaret etti.

 

Şimşek hızını yavaşlattı ve dikkatli bir şekilde azar azar merdiven boşluğunun kenarına doğru yolunu aradı. Merdivenden aşağı indikten ve bir köşeyi döndükten sonra aniden önlerinde bir ışık belirdiğini gördü.

 

Merdivenlerin ucundan gelen yumuşak sarı bir ışık, karanlığı delip geçiyor, yere değdiğinde de birkaç farklı dalgaya bölünüyordu. Dikkatle inceledi. Bodrumdaki su seviyesinin yaklaşık diz derinliğindeydi.

 

Yavaşça merdiven ile su arasındaki noktaya yürüdü. İki ayağını da yerden kesip havalanarak kapıdan süzüldü ve içeri bir bakış attı.

 

Kapının arkasındaki alanın geniş ve boş olduğunu gördü. Taş kulenin bodrumu inanılmaz derecede büyüktü. Sarı ışığın kaynağı olabilecek herhangi bir yanan meşale göremedi. Bunun yerine, ışığın doğrudan duvarlara gömülü olan taşlardan geldiği görülüyordu. Bu kabaca aydınlatıyordu etrafı. Aynı zamanda Şimşek de odanın içindeki her şeyi görebiliyordu bu sayede.

 

Odanın ortasında üstünde duran birkaç figür bulunan bir taş platform dikiliydi. İriyarı büyüklüklerine ve sırtlarındaki kabuklara bakıldığında hepsinin Şeytan olduğu anlaşılıyordu. Neyse ki, düşman henüz herhangi bir hareket fark etmemişti. Her biri bir elinde bir mızrak ve diğer elinde de büyük bir kalkan tutuyordu. Platformun üstünde dikilmişlerdi ve mavi bir taşın etrafını sarmışlardı.

 

O yardım isteği sanki biri doğrudan Şimşek’in kulağına bağırıyormuş gibi daha da netleşmişti.

 

"Kurtar beni, kurtar beni…”

 

Şimşek yutkundu. Bundan sonra ne yapacaklardı?

 

“Ne yap-”

 

“Git ve kurtar onu…" diye fısıldadı Maggie kulağına.

 

"Ha?" diyen küçük kız şaşırmıştı: “Ama birkaç tane Şeytan var… Onlara karşı kazanamayız!" dedi. Tabancayı sıkıca tutan elinin terlediğini hissetti: “Benim yerimde Bülbül abla olsaydı sorun olmazdı. Ama ben yalnız başıma… Bunu yapamam.”

 

"Onlar şu bahsettiğin şeytanlar mı?" diye soran Maggie: “Sanki çoktan ölmüşler gibi görünüyor…” dedi.

 

“Ne? Ölmüşler gibi mi?”

 

Şimşek daha cümlesini bitiremeden Maggie platforma doğru uçuverdi. Şimşek büyük bir korku yaşadı. Zaten korkup donakalmış olmasaydı muhtemelen Maggie’yi daha havadayken yakalardı. Korkusundan silkinip kendine geldiğinde Maggie çoktan kendini şeytanlardan birisine atmıştı bile… Başka bir seçenek kalmamıştı. Şimşek dişlerini gıcırdatarak silahını kaldırdı. Bülbül’ün ona öğrettiklerini hatırlamaya çalışarak nişan aldı.

 

Ama daha sonra gördüğü şey beklediğinin tam tersiydi. Baykuş Maggie, bir şeytanı iki kez gagaladı. Şeytanın vücudu toz gibi dağılıvermişti. Onca yıldır burada bekledikleri için küle dönüşmüşlerdi.

 

Neler oluyordu?

 

Şimşek, Maggie’nin yanına yaklaştı ve hayretle diğer üç Şeytan baktı.

 

Vücutlarının küçük çatlaklarla kaplı olduğunu keşfetti. Örümceklerin bacaklarının arasına ördükleri ağları gördü. Gözleri ve ciltleri solmuştu. Canlılık belirtisi göstermiyorlardı. Bir baykuş gerçekten karanlıkta çok iyi görüyordu demek ki…

 

Ama tam olarak rahatlamadan önce Şimşek’in gözü başka bir şeye kaydı.

 

Şeytanlar tarafından çevrili yüksek platformda büyük bir küp vardı. Uzaktan bir taş sütun gibi görünen bu şeyin yakından bakıldığında şeffaf bir kristal olduğu anlaşılıyordu. Kristal küpün içinde muhteşem bir elbise giyen bir kadın vardı. Gözleri kapalıydı. Elleri açıktı ve gergindi. Saçları sanki rüzgârda dalgalanıyormuş gibi sallanıyordu.

 

"Bir cadı mı?" diye soran Maggie, kristalin tepesine uçtu. Sonra da şiddetle yüzeyini gagaladı. Ancak hiçbir şey olmuyordu: “Çok sert bu!” dedi.

 

“Bilemiyorum…” diye mırıldandı Şimşek. Elini kristale koydu. Soğuk bir ürperti hissetti. Kristalin yüzeyi kalın bir toz tabakasıyla kaplıydı. Bu da kadının çok uzun bir süredir bu lahitte yattığını gösteriyordu. Ama yüz ifadesi çok gerçek görünüyordu. Biraz endişeli… Gibiydi sanki…

 

"Kurtar beni…”

 

Bu ses bir kez daha duyulmuştu… Kristalin arkasından geliyordu…










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18127 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr