Bölüm 316: Taş Kule’nin Yeniden Keşfi

avatar
1159 1

Release That Witch - Bölüm 316: Taş Kule’nin Yeniden Keşfi


Çevirmen: Lodos


Şimşek, Majesteleri’nin çıktığını görünce Maggie'yi salonun köşesine çekti.

 

Maggie'nin saçları neredeyse yere değiyordu. Her hareket ettiğinde hayalet gibi görünüyordu. Yanaklarını kaplayan beyaz saçları bir kenara iterek yarısı halen ağzından sarkan domuz etini yutuverdi.

 

“Büyüleyici bir yer buldum.” diye fısıldadı Şimşek: “Gizli Orman’ın içinde. Yarın gidip keşfetmeyi planlıyorum. Benimle bir maceraya gelmek ister misin?”

 

Maggie ağzındaki yiyecekleri yuttu ve tekrar tekrar başını salladı: “Evet, evet! Ne hazırlamamız lazım?”

 

“Bir maceraya gitmek için üç öğeye ihtiyacımız var…” Şimşek zaman geçtikçe Majesteleri’nin kullandığı kelimeleri kullanmaya başladığını fark etmişti: “Bir çakmaktaşı, kuru yiyecekler ve bir hançere ihtiyacımız var. Çok uzak değil. Bu yüzden sadece bir günlük yiyecek alırsan sorun olmaz. Geçen seferki gibi bütün cebini doldurma.”

 

“Tamam…" dedi Maggie. Tam gidecekti ki Şimşek onu durdurdu.

 

“Unutma! Bu macera bizim sırrımız. Bunu kimseye söyleme! Yarın sabah erkenden çıkacağız.”

 

Arkasını dönüp yemeklere koşan Maggie’yi izleyerek dudaklarını kıvırdı ve ertesi günü düşünmeye başladı.

 

Bombalama görevindeki başarısına ve Majesteleri’nin beklentisine rağmen, uçmasının eskisinden kötüye gittiğini fark etti. Sanki bir şey onu geri tutuyormuş gibiydi. Hızını her yükselttiğinde, her zaman bir şeytanın onu kovaladığını hissediyordu.

 

 

Bu engel, korkusundan kaynaklıydı. Bunun farkındaydı. Korkusunun kaynağı taş kulenin keşfiydi. Bodrum kapısındaki o korkunç figürü gördükten sonra sakinliğini kaybetmişti. O anda tek düşüncesi olabildiğince çabuk kaçmak olmuştu. O zamandan beri bir kâşif olup olmadığını sorgulamaya başlamıştı.

 

"Korku, korkunç olan değil. Korkunç, bilinmeyen. Korkunu aşmak istiyorsan üzerine gitmelisin.”

 

Şimşek içinden babasının öğretisini tekrarladı. Yarın gerçek bir tehlike ile karşılaşabilirdi. Bir kaşif riskten korkmamalı ve geri çekilmemeliydi… Ama eğer üstesinden gelemezse, bir daha asla özgürce uçamayacağından korkuyordu.

 

Şimşek’in bu macerayı Majesteleri’nden gizlemeye ve izinsiz hareket etmeye karar vermesinin nedeni de buydu. Majesteleri’nin planına göre Taş Kule’nin keşfi, Şeytan Ayları’ndan sonraya planlanmıştı ve Birinci Ordu ile Cadılar arasında işbirliği yapılacaktı. Ama o zamana kadar beklerse etrafındaki askerlere ve cadılara güveneceği için korkusunu yenmiş olamayacaktı.

 

Sonrasında Majesteleri onu azarlayacaktı belki. Hatta dondurma hakkına da el koyabilirdi. Diğer cadılar da onun için endişeleneceklerdi. Ama ne olursa olsun yapacaktı bunu…

 

Fjordlar’ın en büyük kâşifinin, Yıldırım’ın, kızı olan Şimşek kendisine korkak sıfatını yakıştıramıyordu.

 

Ama bütün o riskler onun düşünmeden hareket ettiği anlamına gelmiyordu. Birkaç ay önceki hazırlıksız girişimi ile karşılaştırıldığında şimdi elinde bir altıpatlar vardı. Şeytanlar hakkında daha çok bilgiye sahipti ve bu sefer yanında Maggie de vardı.

 

Maggie’nin yanında olması önemliydi. Eğer taş kulede bir grup şeytanla karşılaşırlarsa Maggie onları kovmak için şeytani canavar görünümüne bürünemese bile en azından hızla kaçma imkânına sahiptiler.

 

“Bir kâşif cesaretini artırmak için birine ihtiyaç duymaz.” diye düşündü Şimşek: “Ama yine de birkaç güvenilir arkadaşı olabilir yani…”

 

Akşam yemeğinden sonra Şimşek kalan etleri topladı ve bir bez torbaya koydu. Daha sonra meşaleler, silahlar ve su torbaları da aldı.

 

Bombalama görevinin başarıyla tamamlanması ona biraz güven vermişti. Majesteleri de çok motive etmişti onu. Şu anda cesareti zirvedeydi. Tıpkı bir demirci atasözünde geçtiği gibi yapacaktı: “Demir en sıcak olduğu anda çekici vuracaksın…”

 

Ertesi günün ilk ışığında Şimşek, Maggie'nin duvarda oturmuş onu beklediği kalenin tepesine uçtu.

 

"Paketine bakayım…”

 

"Bana söylediğin her şeyi aldım.” diyen Maggie orijinal formuna geri döndü. Sırt çantasını açtı ve küçük kızın bakması için önüne tuttu. Bu sefer yiyecek miktarını yarıya indirmişti. Bir hançer ve çakmaktaşı da eklemişti.

 

“Tamam, bunlar yeterli. Hadi yola koyulalım.” dedi Şimşek. Maggie ile beraber Gizli Orman yönüne doğru havalandılar.

 

 

Önceden Şimşek aklında yolculuğu birçok kez tekrarlamış ve gözleri kapalıyken bile yolunu bulabileceği bir seviyeye ulaşmıştı. Hava bugün biraz bulutluydu. Ama yine de geçen seferki kara bulutlardan çok daha iyiydi. Taş Kule’ye yaklaştıkça ufak ufak geriliyordu Şimşek.

 

"Dün gece ilginç bir yer bulduğunu söylemiştin… Yeni bir Kartal Yuvası falan mı?" diye sordu Maggie.”

 

 

“Hayır. Ondan daha ilginç.” diyen Şimşek başını salladı: “Keşfetmek istediğimiz hedef, dört yüz yıldan fazla bir süredir geride kalmış eski bir kalıntı, taş bir kule. Bodrum kısmı henüz çökmediği için, şanslıysak bazı antik kitaplar bulabiliriz.”

 

"Antik kitaplar mı?" diyen Maggie kanatlarını salladı: “Bu bana kartal yuvasından daha ilginç gelmiyor.”

 

“Bir kartal yuvasında en fazla iki-üç yumurta var. Bir anda yenip biten bir şey.” dedi Şimşek: “Ama eğer gerçekten böyle bir kitap bulabilir ve onu Majesteleri’ne götürebilirsek ödül olarak bir sepet dolusu yumurta verir.”

 

“Gerçekten mi?" diyen Maggie heyecanlanmıştı: “O zaman acele edelim ve eski kitapları arayalım!”

 

Vakit öğlene yaklaştığında ikisi de başarılı bir şekilde hedeflerine ulaşmıştı.

 

Taş Kule’nin kalan yarısı hala yosun ve üzüm asmalarıyla kaplıydı. Çevrelerindeki her şey birkaç ay önce olduğu gibi görünüyordu. Hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Yine de Şimşek biraz alçaldı ve inmeden önce güvenlikten emin olmak için kulenin etrafında birkaç tur uçtu.

 

"Geldik mi?" diye bağırdı Maggie.

 

"Şşş-" diyen Şimşek sessiz olmasını işaret etti. Ormanın sessizliği içinde sesleri özellikle sırıtıyordu: “Sessiz ol biraz. Yakınlarda şeytanlar olabilir.”

 

"Şeytan mı?" diye soran Maggie'nin kuyruğu dikilivermişti.

 

Şimşek kulenin üst kısmına işaret ederek alçak bir sesle: “Beni en üstte bekle.” dedi: “Gidip bir göz atacağım.”

 

Yavaş yavaş solmuş çimlerin üzerinde yürüyorken ayaklarından gelen hafif bir hışırtı sesi duyuyordu. Kulenin girişine ulaştığında etrafın bitkilerle kaplanmadığını ve geçen sefer hançeriyle kestiği küçük üzüm asmalarının hala orada olduğunu gördü. Nefesini tutarak ilerledi ve kuleye girdi. Birkaç adımdan sonra bodruma giden geçişe ulaşmıştı. Önünde kapkaranlık bir merdiven uzanıyordu. Öylesine gerilmişti ki kendi kalp atışını duyabiliyordu.

 

“Korku bilinmeyenden geliyor. Korkumu aşmak için bilinmeyenin üstüne gitmem lazım…” cümlesini sürekli tekrar ediyordu içinden. Bir meşale yaktı ve merdivenlerden aşağı doğru indi.

 

Köşeye ulaşınca etrafa bir bakış attı. Çökmüş ahşap kapıdan sadece parçalar kalmıştı. Bodrum girişi de bir şeytan tarafından engellenmemişti. Kapıda geriye kalan tek şey, girecek insanları yutmak için bekleyen ve bir ağız gibi görünen karanlıktı.

 

Bir anda çok tanıdık gelen belli belirsiz bir ses duydu.

 

Anında tüyleri diken diken olmuştu. Vücudu titriyordu. Arkasını dönüp kaçmamak için zor tutuyordu kendisini. Dişlerini gıcırdattı ve kalbindeki korkuyu bastırmak için mücadele etti. Sonra ağzını kapatarak kendini zorladı ve o sese daha dikkatli bir şekilde kulak verdi.

 

Bu sefer çağrı çok daha netti. Ses tonu önceki geldiği zamanla aynıydı:

 

“Yardım et bana…”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37668 Bölüm Sayısı


creator
manga tr