Bölüm 315: Kutlama Yemeği

avatar
1152 0

Release That Witch - Bölüm 315: Kutlama Yemeği



Çevirmen: Lodos 


Sınır Kasabası’nın kalesindeki ana salonda büyük bir kutlama yemeği düzenleniyordu.

 

Cadıların yanında Belediye Binası’ndaki üst düzey personellerin ve Birinci Ordu’nun hepsi bu şölene katılmıştı. Barov, Carter Lannis, Demir Balta ve Kyle Sichi de oradaydı. Roland, Kyle’ı getirmek için epey çaba harcamıştı. Çünkü Kyle, laboratuvarından ayrılmak istemiyor ve bu yemeği ‘anlamsız’ buluyordu.

 

İnsanlarını da bu neşeli etkinliğe dâhil etmek için halka açık bir konuşma yapmanın yanı sıra, mutfak personeline de patlayıcı üretiminden arta kalan rafine nişastayı kullanarak büyük miktarda beyaz ekmek pişirmelerini ve ekmeğin tüm halka dağıtılmasını emretti. Bir kimlik kartına sahip oldukları sürece, Belediye Binası’nda sınırlı süreliğine de olsa lezzetli bir şeyler yiyebilirlerdi. Birinci Ordu dönüş yolundayken bile halk çoktan kazandıkları zaferi duymuştu.

 

Muhtemelen çoğu bu görevin anlam ve önemini kavramamıştı. Ama beyaz ekmek yiyorlardı işte… Bu onlar için kutlamaya yeterdi.

 

Bu aynı zamanda Roland'ın da ilk kez Kral Şehri’ndeki ziyafetleri taklit etmesiydi.

 

Mangal yoktu, büyük haşlanmış et parçaları yoktu. Tüm yiyecekler küçük parçalar halinde kesilmiş ve lekesiz beyaz tabaklarda servis edilerek güzel bir görüntü yakalanmıştı. Masanın kenarında da baharat ve salata barları vardı. İsteyen istediği şekilde yiyebiliyordu yemeğini.

 

“Hoş geldin.” diyen Roland, Anna’ya bir bardak şarap verdi: “Yolculuk zor geçmiş olmalı.”

 

"İskelede zaten hoş geldin dedin." diyen Anna bardağı aldı ve: “Hayır, zor değildi.” dedi.

 

Gözlerine dalan Roland, ona o anda orada sıkıca sarılmak istese de bunu yapamadı. Anna da diğer cadıların yanına gitti ve kadeh tokuşturdular.

 

“Ben ne olacağım?" diye bağırdı Şimşek.

 

“Sen de alabilirsin.” diyen Roland, yanına çağırdığı garsondan elma suyu alıp kıza verdi.

 

"Ben Beyaz İçki istiyorum!" diyen küçük kız gözlerini Roland’a dikmişti.

 

Roland bir süre düşündükten sonra isteğini yerine getirmeye karar verdi. Bu çocuğun merakı şimdiye dek her zaman oldukça yüksek olmuştu. Ödüllendirmesi lazımdı: “Tamam… Ama sadece bir içki…”

 

“Yaşasın!”

 

Roland ona buz ve üzüm suyu ile karıştırılmış hafif bir beyaz şarap verince Şimşek yaklaştı ve Roland’ın yanağına bir öpücük kondurdu.

 

"Bu Fjordlar’ın bir geleneği mi?”

 

“Elbette.” diyen Şimşek, ciddi bir şekilde başını salladı: “Babam bana böyle öğretti!”

 

Cadı Birliği bu öpücüğü garipsememişti çünkü Şimşek zaten küçük bir kızdı ve daha önce de aynısını yapmıştı. Ama Roland, Sylvie’nin dik dik kendisine baktığını fark etti. Geçiştirdi.

 

Şimdi sırada bakanlarla kadeh kaldırmak vardı.

 

Sıra baş simyacıya gelince adam eğildi ve fısıldayarak: “Majesteleri bana ‘Temel Kimya’ kitabını verdiğinizden beri kitabı iki kez okudum. Ama hala anlayamadığım birçok şey var.”

 

“Atom altı parçacıklardan bahsediyorsun sanırım. O bölüm çok fazla fiziksel bilgi içerir. Bu yüzden o meseleyi anlamak için başka bir kitap okumalısın.” dedi Roland: “Bu sebeple İleri Kimya’yı okumadan önce Temel Fizik kitabını okumanı öneririm. Aklındaki birçok soru işareti ortadan kalkacaktır.”

 

“Bunu yapacaktım Majesteleri aslında. Ama…” diyen Kyle, devam etmeden önce bir an tereddüt etti: “Majesteleri acaba… Her bir kitabın kapağında kullanılan renkler neden farklı? Bunun özel bir anlamı var mı?”

 

“Bu…” diyen Roland bir anlığına düşündü: “Renk onu anlamak için gereken zamanı temsil ediyor.”

 

“Aaa… Öyle miydi?" diyen Kyle’ın hoşuna gitmişti bu cevap: “Yeşilden mora… Yani renk ne kadar derin olursa içinde kaydedilen bilgi de o kadar derin mi oluyor? O halde ‘İleri Kimya’ kesinlikle siyah olmalı…”

 

“Hayır, turuncu.”

 

"Ah…” diyen Kyle şaşırmıştı: “Neden?”

 

Roland gülümsedi: “Kim bilir?”

 

 

Ziyafetin yarısındalarken Roland salondan çıktı ve kale terasına gitti. Hafifçe esen akşam rüzgârına karşı duruyorken hafifçe üşümekten kendisini alamadı. Kış yaklaşıyordu.

 

“Hasta olmamaya dikkat et.” diyen Bülbül, elinde ince bir palto ile arkasında göründü. Paltoyu Roland’a verdi. Cebinden bir poşet kurutulmuş balık çıkardı ve: “Burada neler oluyor?” diye sordu.

 

 

“Hiiç…” dedi Roland. Paltoyu giyerken Bülbül’e gülümsedi: “Kasabayı görmek istedim sadece…”

 

“Kasaba hala çok meşgul gibi görünüyor.” diyen Bülbül, hala aydınlık olan meydanı işaret etti: “Çoktan gece olmuş ama hala eve gitmemiş birçok insan var.”

 

Roland mutlu bir şekilde: “Bunun nedeni bugün ilk kez oynanan “Şafak” oyunu. Grup Sınır Kasabası’ndan ayrılalı da birkaç ay olmuştu. Tiyatro izlemeyi epey özlemiş olmalı halk…” dedi.

 

Çok geçmeden Bayan May’in, May Lannis olacağı konuşuluyordu. Roland, baş şövalyesinin bu kadar hızlı davranmasını beklemiyordu. Carter ona bu meseleyi açtığında biraz afallamıştı Roland. Baş şövalyenin, evliliği için Lord’un onayını alması gerekliydi. Zaten Roland da buna itiraz etmemişti. Düğün günleri de Şeytan Ayları’ndan sonra Sınır Kasabası’nın şehir olacağı güne ayarlanmıştı.

 

Bülbül: “Bu kasabaya ilk geldiğimde burası neredeyse ölü bir yerdi. Ama şimdi kalede dururken bile etrafımızdaki o huzurlu atmosferi hissediyorum.” dedi.

 

Roland, derin bir nefes aldı. Bulutsuz gökyüzüne bakarak: “Hayat her geçen gün gelişecek.” dedi.

 

Eğitim kapsamını genişletmek, halk sağlığı hizmeti kurmak, kültürel yapıların miktarını arttırmak ve nüfus planlamalarını düzenlemek gibi hala yapılması gereken birçok şey vardı. Bütün bunlar Batı topraklarını istikrarlı bir güce dönüştürecek ve Gökhisar’ın birleşmesinde büyük bir rol oynayacaktı.

 

Bülbül keskin bir şekilde Roland’a baktı: “Peki biz ne olacağız?”

 

“Aynı şey senin için de geçerli.” diye cevap verdi Roland: “Söz veriyorum.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37377 Bölüm Sayısı


creator
manga tr