Bölüm 311: Ölümlülerin Savaşı- Part 1

avatar
1271 0

Release That Witch - Bölüm 311: Ölümlülerin Savaşı- Part 1



Çevirmen: Lodos 

Bu sahneyi gören diğer mahkûmlardan birisi kaçmaya çalıştı. Zero, hayal kırıklığına uğramış gibiydi.

 

Bir ışık huzmesine dönüşüp kaçan mahkûmun vücuduna girdi. Mahkûm olduğu yerde kalakaldı. Gözleri bembeyaz olmuştu. Vücudu değişmeye başlamıştı. Mayne böyle şeyleri ilk defa görmüyordu. Ama ne kadar görmüş olursa olsun yine de tüyleri diken diken oluyordu.

 

Mahkûmun vücudundan loş bir ışık patladı ve bedeni bozulmaya başladı. Ta ki Zero’nun bedeni ortaya çıkana kadar…

 

Zero derin bir nefes aldı ve son kalan mahkûma döndü.

 

Bu mahkûm aralarındaki en küçük olandı. 14-15 yaşlarındaydı. Korkuyla bakıyordu gözleri. Olanları kabullenemiyor gibiydi.

 

“Şimdi, kalan tek kişi sensin…” diye fısıldadı Zero: “… Eyre.”

 

Çocuk yerden palayı almaya çalışıyorken bu sözleri duyunca korkuyla donakalmıştı: “N-nasıl…”

 

"Tanrı bana her şeyi anlattı. Aslında, sen sadece taşrada yaşayan bir çiftçinin çocuğuydun. Ama Kurt Kral'ın emri nedeniyle sen ve diğer köy halkı şehre taşınmak zorunda kaldınız. Zorunlu olarak çalıştırıldınız. Genç olman sebebiyle casusluğa seçildin. Ama aslında sizi umursamıyorlar. Ölseniz üzülmezler yani.” diyen Zero, uzanıp çocuğun yanaklarını okşadı: “Bunun en büyük kanıtı şu: Buradan aldığınız bilgileri direkt kampa götürdüğünüz halde sizi kampa almadılar. Aksine bilgileri dinledikten hemen sonra sizi kovdular değil mi?”

 

"Ben...” diyen Eyre ağzını açtı. Ama diyecek hiçbir şey bulamadı.

 

"Tabii ki sizi içeri almayacaklardı. Aileniz yok olmuştu zaten. Bunu görmenize izin veremezlerdi. En nihayetinde onların da Kurt Kral için bir değeri yoktu.” diyen Zero, bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Baban surlardaki gedikleri kaplarken öldü. Annen ufak bir hata yaptı diye saatlerce kırbaçlandı. Şu an ölümle burun buruna. Kötülük böyle bir şey maalesef... Böyle bir kral için savaşmak istediğine emin misin?”

 

Genç çocuk ona baktı. Üzüntüsünü gizleyemiyordu: “B-Bu imkânsız… Bana yalan söylüyorsun!”

 

“Tanrı asla yalan söylemez.” diyen safkan başını salladı: “Kalbinin derinliklerinde, doğruyu söylediğimi biliyorsun. Bütün bu kötülüğün kökü soyluluktan gelir. Seni hiçbir zaman kendi türlerinden görmedi o soylular, seni sadece hayvan olarak gördüler. Kilise’nin yapmaya çalıştığı şey, tüm bu kötülüğe ve adaletsizliğe bir son vermek. Tanrı’nın kuralları altında yeni bir dünya inşa etmek istiyorlar… O kadar.”

 

Eyre yere düştü. Başını eğdi ve haykırarak ağlamaya başladı: “Ne yapmalıyım o halde?”

 

"Kalbini takip et. Yalnızca Tanrı, hüküm verebilir.” dedi Zero.

 

Hıçkırıklara boğulan çocuk: “Yanılmışım. Size bildiğim her şeyi anlatmaya hazırım. Annemi kurtarmak için elimden ne gelirse yapacağım.” dedi.

 

“Böyle de zeki bir çocuk.” diyen Zero, çocuğun başını okşadı. Cebinden ince yapraklı bir bitki çıkardı ve çocuğa gösterdi: “Bunu ye, güzelce uyuyacaksın. Rahatlamana da yardımcı olacaktır.” Sonra kendisi yaprağın yarısını koparıp ağzına attı ve çiğnemeye başladı: “Tıpkı benim yaptığım gibi.” dedi: “Yarına kadar bekle. Biz surları yerle bir ettikten sonra anneni görebileceksin.”

 

Mayne kaşlarını çattı. Kartal Eğreltisi, rüya suyu yapımında kullanılan bir maddeydi. Cadılar üzerinde herhangi bir etki yapmazdı. Ancak sıradan insanlar tarafından alındığında panzehri olan Kış Çiçeği alınmadığı sürece öldürücü olurdu. Çok geçmemişti ki küçük çocuğun yüzü kül rengine dönüştü. Zorlukla boğazını kavradı. Nefes alamıyor gibiydi ve hafifçe inliyordu.

 

Nefes alabilmek için boğazını yırttı. Her tarafa kan sıçramıştı. Yarım saat boyunca böyle acı çektikten sonra nefessiz kalarak öldü.

 

Zero gülümseyerek: “Tanrı'nın günahlarını affetmemesi çok üzücü…” dedi. Sonra Başpiskoposa doğru yürüdü ve selam vererek: “Ekselansları! Bu duruşma hakkında ne düşünüyorsunuz? Heather Ekselansları gibi zarif olabildim mi?”

 

"İlla öldürmek zorunda mıydın?” diye ağır bir sesle sordu Mayne: “Eğer Heather olsaydı, saflarımıza bir inanan daha katabilirdik.”

 

"Ailesine ne olduğunu gerçekten bilseydim belki de onu alırdım. Ama maalesef bilmiyordum, o söylediklerimi öylesine söyledim.” diyen Zero, omuz silkti ve: “Sözlerimin yalan olduğunu fark ettiğinde daha da nefret edecekti Kilise’den… İnanın bana… Ben Kilise’nin gerçek bir hizmetçisiyim.”

 

“Eğer Kilise’nin hizmetçisi olsaydın benden emir alırdın ve böyle boş hareketlerde bulunmazdın.” diye içinden geçiren Mayne şöyle dedi: “Saldırı yakında başlayacak. Hazırlanmalı ve plana göre hareket etmelisiniz. Bir de Berrak Su Kraliçesi ve Kurt Kralı-”

 

“-ölmeli Ekselansları…” dedi safkan: “Eğer tek başıma olsaydım, bunu başaramayabilirdim. Ama yanımda Isabella da var. O yüzden bizden kaçamayacaklarına emin olabilirsiniz.”

 

*

 

“Woo!!! Woo!!!”

 

Borazan sesi ufukta yankılanmıştı. Kurt Yüreği şehrine karşı süren savaş, ikinci aşamaya geçiyordu.

 

Bir mil uzakta, mızrakları fırlatan Kuşatma Canavarı'ndan ışıklar patlamıştı. Işık son raddesindeyken surlarda demir bir mızrak patladı. Öyle hızlıydı ki; görülemiyordu bile. Devasa bir kükreme sesi çıkarıyordu.

 

Böylesine uzun bir mesafeyi giden demir mızrak azcık bile güç kaybetmemişti. Surlara çarptığı anda taşlar, toza dönüşüvermişti. Bir ev büyüklüğündeki taşlar bile tuzla buz olmuştu. Mızrağın isabet ettiği yerin arkasında duran askerler de ölüvermişti. Üç raunt atıştan sonra şehir kapısı ve etrafındaki sur çökmüştü.

 

Şeytanın kuşatma silahının hızı sıradan bir mancınığa eşdeğer olsa da, menzili birkaç kat daha fazlasıydı. Bu tür bir saldırıya karşı, savunma tarafının savaşı çevirmesi kesinlikle imkânsızdı. Mızrakların yönünü tayin edemiyorlardı. Ne olup biteceğini kestiremiyorlardı. Kilise’nin ordusu daha hareket bile etmemişti ama karşı tarafın savunması çoktan dağılmıştı.

 

Tam o sırada surların arkasından yeri zangırdatan bir ses duyuldu!

 

Büyük bir ateş topunun gökyüzünde süzüldüğünü görenler, ayaklarının altından yer kayıyor gibi hissediyorlardı. Devamında da surların hepsi çöküvermişti. Sonunda büyük bir gedik oluşturabilmişti Kilise…

 

Keskin borazan sesi tekrar yankılandı. Yargı Ordusu ve Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu seri bir şekilde şehre saldırmaya başlamıştı. Uzaktan bakıldığında altın bir nehir gibi görünüyorlardı. Önlerine çıkan her şeyi yutarak ilerliyorlardı.

 

Artık sur falan kalmamıştı. Yani Kurt Yüreği askerleri savunma yapmak için kendi bedenlerini siper edeceklerdi…










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr