Bölüm 310: Safkan

avatar
1262 1

Release That Witch - Bölüm 310: Safkan



Çevirmen: Lodos 

Mayne, şehre bakan kemerli bir yamacın tepesinde durmuş etrafı seyrediyordu.

 

Kurt Yüreği şehrinin surları son kez gördüğünden çok daha farklı görünüyordu. Eskiden taşlar bir kurdun dişleri gibi bembeyazdı. Ancak, sadece üç ay içinde görünümü tamamen değişmişti. Açılan yer yer çatlaklar kayalarla doldurulmuştu. Akan kanlardan dolayı da artık beyaz değil kırmızı siyah bir renk kaplamıştı surları.

 

Kilise’nin ordusu kampı şehrin yaklaşık 4 km dışında kurmuştu. Eski Berrak Su Kraliçesi'nin Eski Kutsal Şehir'e baskın yapmasını önlemek için, son seferki kadar büyük bir kuvvet gelmemişti. Yargı Ordusu, Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu ve birkaç destek ekibiyle beraber sayıları yaklaşık 5800-6000 idi. Bunların yanında gizli kuşatma silahları ve safkan cadılar sayesinde burayı temizleyeceklerinden emindi Mayne.

 

“Ekselanları… Kuşatma Canavarı yerinde ve saldırmaya hazır.” diye ona rapor verdi bir vaiz.

 

“Ya safkanlar?”

 

“Onlar da hazırlar.”

 

Mayne gözlem aynasını kaldırarak ‘Kuşatma Canavarı'nın olduğu tarafa baktı. Şehir surlarından 3 km ötede konumlandırılan silahı görebilmek için çok dikkat etmek gerekiyordu. Çok iyi bir şekilde gizlenmişti çünkü.

 

Biraz daha ileri bakarak Tanrı'nın Cezalandırma Ordusu'nun bir safını gördü. Bunlar Kilise’nin en sağlık inananlarından dönüştürülmüş süper güçlü askerlerdi. Düşmanlar ancak onlara karşı savaştıkları zaman ne kadar güçlü olduklarını anlayabiliyorlardı. Ne yazık ki kendi başlarına göre hareket edemiyorlardı, muhakkak komuta edilmeleri şarttı. Onları kontrol eden komutan asla açık olarak görülmemişti. Papa ve 3 piskopos haricinde komutanın kimliğini bilen yoktu.

 

“Çok iyi…” dedi Mayne memnuniyetle başını sallarken: “Konumuna dön. Saldırı borazanının çalmasını bekleyin.”

 

“Emredersiniz Ekselansları!”

 

Şimdi yapması gereken Papa O’Brien tarafından gönderilen safkan cadılarla buluşmaktı.

 

Bu iki cadıyı düşündüğünde kaşlarını çatmaktan geri duramamıştı. Kilise’nin diğer cadılarına kıyasla bu cadılar siyah ve beyaz kadar farklılardı. Savaşa giderlerken bile kendi işleriyle ilgileniyorlardı. Eğer kendisi Papa olsaydı onları hemen kırbaç darbeleriyle hizaya getirirdi. Ama şu an konumları eşitti. Yapabileceği bir şey yoktu. Ne de olsa Papa onları Mayne’e itaat etsinler diye değil yardım etsinler diye göndermişti.

 

Bütün bunların yanında Mayne, tüm gizli tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmak istiyorsa onların güçlerine bağlı olması gerektiğini de biliyordu.

 

Mayne, tepeden inip kampın dışındaki bir çadırın önünde durdu. Çadırın perdesini kaldırınca yatakların boş olduğunu gördü.

 

Çadırın hemen önünde duran iki Yargı askerine sordu: “Zero ve Isabella nerede?”

 

“İki hanımefendi şu anda esirleri sorguluyorlar. Kampın doğu tarafında olmalılar. Orada düz bir açık alan var. Oraya vardığınızda görebilirsiniz. Gidip onları çağırmamı ister misiniz?” dedi asker.

 

“Ben bulurum onları…” diyen Mayne, sıkılmışçasına iç çekti.

 

 

Çok geçmeden askerlerin kendisine söylediği yeri bulmuştu.

 

İki cadı, düz alanın ortasındaydı. Biri öne eğilmişti. Başı birbirine bağlanmış üç mahkûmun kulaklarına yaklaşmış onlara bir şeyler fısıldıyordu. Yüzündeki ifade nazikti ama aynı zamanda kararlıydı da… Beyaz uzun saçları ve elbisesi rüzgârda dans ediyordu. Tıpkı kusursuz bir ruh gibiydi. Diğer kadının etkileyici bir figürü vardı. Altın renkli kıvırcık saçları vardı. Ara ara ufak kahkahalar atıyordu.

 

Mayne yanındaki muhafıza emir verdi: “Yargı komutanına git. Çevredeki askerler dağılsın. Esirlerin başını bekleyenler de artık beklemesinler!”

 

“Emredersiniz efendim!” diyen muhafız hemen Mayne’in yanından ayrıldı.

 

O anda sarışın cadı vardıklarını fark etmişti. Diğer cadıya söyleyerek Mayne’e doğru ilerledi.

 

“Ekselansları…” diyen cadı, selam verircesine eğildi: “Seyirciyi neden uzaklaştırdınız? Duruşma başlamak üzereydi.”

 

“Isabella Hanım…” diyen Mayne, başını salladı: “Kurt Şehri’ne yapacağımız ana saldırı başlamak üzere. Mahkûmları sorgulamanın herhangi bir manası yok artık. Dahası toplayacağımız bütün bilgileri topladık zaten. Bayan Zero’nun ve sizin savaşa geçmenizi bekliyoruz.”

 

“Merak etmeyin efendim. Buraya kadar gelmişiz, düşmanın kaçmasına izin vermeyiz.” dedi Isabella ellerini açarak: “Duruşma konusunda da maalesef Zero’yu durdurmak için yapabileceğim bir şey yok. Biraz izleyiverin siz de… Hemen bitecektir zaten.”

 

“Öncekinin aynısı mı?”

 

“Hemen hemen aynı.” diyen Isabella güldü: “Zero, bu tür oyunları gerçekten çok seviyor.”

 

“O halde başlayın hadi!” deyip gülümseyen Mayne, aslında içten içe köpürüyordu.

 

“Lanet olsun! Kahretsin! Salak karılar, o*ospular!” diye içinden geçiren Mayne, dışarıya karşı sakin görünümünü koruyordu. Kedinin fareyle oynadığı gibi mahkûmlarla oynamaya çalışıyordu cadı… Sanki daha önemli işleri yokmuş gibi!

 

Etraftaki askerleri dağıtmasının sebebi bu vahşeti diğerlerinin izlemesini istememesiydi. Bunları görürlerse Kilise’ye olan bağlılıklarının azalmasından korkuyordu Mayne…

 

“Papa'nın pozisyonunu ele geçirene kadar bekleyeceğim. Ama sonrasında onlara itaat ne demektir öğreteceğim!”

 

O bunları düşünürken Zero da mahkûmların iplerini çözmüş ve kendi ellerini göstererek silah kullanmayacağını anlatmaya çalışmıştı. Mahkûmların önünde bir pala, bir arbalet ve bir de kılıç vardı.

 

“Savaşın ya da kaçın, kalbinizin sesini dinleyin!” diyen Zero’nun sesi bir hayli nazikti: “Gerçek hükmü yalnızca Tanrı verecek!”

 

Mahkûmlardan biri dişlerini gıcırdatarak hızla arbaleti alıp Zero’ya doğru bir ok attı. İsabet edip etmediğine bakmadan diğer eliyle kılıcı alarak yatay bir şekilde savurdu. Tüm bu hareketler sıradan bir askere göre kat kat hızlı gerçekleşmişti.

 

Ancak savurduğu kılıç boş havayı kesmekten başka bir işe yaramamıştı. Zero, yalnızca iki adım geri atarak bu saldırıdan sıyrılmıştı. Mahkûm dönüp az önce attığı oku da cadının ağzında çiğnediğini görünce korkarak titremeye başlamıştı.

 

Zero, oku parçalara ayırdıktan sonra mahkûma el sallayarak gülümsedi: “Lütfen devam et…”

 

Mahkûm boş boş cadıya bakıyordu. Elleri titremişti. Az önceki cesaretten eser kalmadığı açıkça görülebiliyordu.

 

Ama başka yapacağı hiçbir şeyin fayda vermeyeceğini düşünmüş olsa ki kılıcı bir kenara atarak son bir hamleyle cadıya doğru bir saldırıya geçmişti.

 

Ancak çok sert bir girişimdi bu. Mayne, gözleri kapalı olsa bile sonucu hayal edebilirdi. Zero ile güçleri zaten denk değildi. Bir olağanüstü olmasa da normal bir mahkûmdan kat kat güçlüydü. Bu gücünün sebebi büyüsü veya cadı olması değil, kusursuz yetenek tekniğiydi. En ufak bir büyü kullanmasa bile yine de çok korkunç bir asker olurdu.

 

Cadı vücudunu hafifçe yana doğru hareket ettirerek mahkûmun bu saldırısını da kolayca engelledi. Sonra kibar görünümlü elleriyle mahkûmun kafasını sıkıştırdı ve vücudunun momentumunu kullanarak hafifçe çevirdi. Çok ufak bir çıtlama sesi çıkmış olsa da mahkûm sanki vücudundaki bütün kemikler kırılmış gibi yere yığılmıştı.

 

Başını çevirdi ve kalan iki esire baktı cadı: “Şimdi sıra sizde.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18192 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr