Bölüm 307: Gökten Gelen Ölüm

avatar
1280 1

Release That Witch - Bölüm 307: Gökten Gelen Ölüm



Çevirmen: Lodos

Sıcak hava balonu 2 km yükseklikte uçuyordu. Şimşek ölçmüştü. Başını kaldırdığında tıpkı pamuk gibi duran bulutları görebiliyordu. Onlara dokunmak istiyorsa birkaç yüz metre daha uçmalıydı ama…


Balon mavi ve beyazdı. Yani aşağıdan bakıldığında gökyüzü görüntüsü veriyordu. Ayrıca kendileri de bir kamuflaj koymuşlardı üstüne. Gündoğusu 1’e de aynısını yapmışlardı. Majesteleri’nin isteği üzere; bu saldırının gizli ve aniden yapılması önemliydi. Sırf bu yüzden Birinci Ordu daha Gümüş Şehir’e varmadan gemiden inmiş ve sonrasındaki yolu yürüyerek devam etmişlerdi.

 

Sylvie’nin rehberliği sayesinde yol boyu gözden uzak kalmışlardı. Kamp kurmayı bitirdikten sonra Parlak Bulut yavaşça tekrardan havalanmıştı. Bombalama operasyonu yarın yapılacaktı. Bugün sonbaharın ilk ayının ilk günüydü.

 

Sepetten etraf yeterince görülemiyordu. Bu yüzden Maggie, sepetin dışında gidip onları yönlendiriyordu. Bu yükseklikten bile akkuyruklu bir kartal olması sayesinde her şeyi çok net görüyordu. Şimşek de herhangi bir tehlikeye karşı süzülüyordu yanında.

 

 “Yoruldun mu ?” diye sordu Anna. Sepetin bir köşesine yaslanmıştı: “Gel, biraz dinlen. Burada Şeytanlar yok merak etme.”

 

Şimşek başını salladı: “Bu hızda gün boyu hiç durmadan bile uçabilirim.”

 

“Biraz gergin misin sen?” diye sordu Wendy.

 

“Yoo…” diyen küçük kız dudaklarını kıvırdı: “Kaç kez tekrarladık bu antrenmanı… Iskalamam imkânsız.”

 

“Öyle mi?” diyen Wendy gülümsedi: “Kahramanlık yapmaya kalkma. Majesteleri en önemli şeyin bizim güvenliğimiz olduğunu söyledi. Ayrıca… Araştırma gezimizdeki sıkıntılar da senin suçun değildi.”

 

“Ne, ben…”

 

Wendy nazik bir ses tonu ile araya girdi: “Herkes senin birkaç gündür gergin olduğunun farkında. Ama rahatla. Sen savaştan kaçmadın ki… Sadece daha yeterince tecrüben yok… Senin yerinde ben de olsam daha iyisini yapamazdım.”

 

“Aynen öyle. Bülbül’ün yetenekleri hepimizde yok.” diye ekledi Anna: “Sepete gelip biraz dinlenebilirsin. Bombayı bırakırken güce ihtiyacın olacak.”

 

İkisinden gelen bu rahatlatıcı sözleri duyan Şimşek, burnunu çekip başı önünde sepete girdi. Daha yere inmeden Wendy, onu kucaklamıştı: “Kimse seni suçlamıyor. Sen de kendini suçlamamalısın. Tamam mı?”

 

“Peki…”

 

 

Tüm sabah boyunca uçtuktan sonra Maggie kanatlarını kapatarak sepete döndü ve rapor verdi: “Çok yaklaştık. Kral Şehri hemen önümüzde.”

 

Şimşek hemen balondan fırladı ve dürbünle bakmaya başladı. Tıpkı Majesteleri’nin söylediği gibiydi. Öyle büyük surları vardı ki, bu yükseklikten bile görülebiliyordu. Mavi yeşil arası bir renkle tüm şehrin etrafını sarmıştı. Gri bloğun ortasındaki beyaz noktalar kesinlikle çok göz alıcıydı.

 

Gündoğusu 1’i atmadan önce kâğıtlara yazılmış bildiriler atacaklardı gökyüzünden. İlk planları buydu. Ama test ettikçe 2000 metre yüksekten o kâğıtların yönlerini kontrol etmelerinin mümkün olmadığı ortaya çıkmıştı. Ekstra ağırlık ekleseler dahi olmuyordu. Yükseltilerini azaltmaları halinde de fark edilme ihtimalleri çok düşüktü. Ayrıca gökten yağan onca bildiriden sonra insanlar kafalarını göğe çevireceklerdi. Görülme riskini alamazlardı.

 

Bu yüzden Majesteleri bu fikirden vazgeçmişti. Bunun yerine Theo’dan saraya bomba atılacağına dair dedikoduları yaymasını istemişti.

 

Wendy rüzgârları durdurdu. Gemi havada asılı duruyordu şimdi.

 

“Herkes hazır mı?”

 

“İndirin kolu!” diyen Şimşek başını salladı.

 

Sonra da bombanın sepetten düşerken çıkardığı gürültüyü duydu. Dümdüz yere iniyordu. Ağırlık azalınca balon da istemsizce yükselmişti.

 

Bundan sonraki adımları ezbere biliyordu Şimşek.

 

Biraz gittikten sonra Gündoğusu 1’in paraşütü açıldı. Böylece Şimşek bombayı kolaylıkla yakaladı ve yavaş yavaş yörüngesini değiştirmeye başladı.

 

Cadı Birliği’ndeki cadılar Kral Şehri’ne hiç aşina değillerdi. Batıya Kutsal Dağ’a doğru giderken şehrin harabelerinde birkaç ay saklanmışlardı. Bu saklanmanın sebebi ekibe yeni cadılar almak ve erzak toplamaktı. Soraya ve Yankı böyle katılmışlardı Cadı Birliği’ne. Şimşek kendi yaşamasa da bunları, anlatıldığı kadar biliyordu. Diğer şehirlere kıyasla Kral Şehri cadıları avlamak konusunda daha da katıydı. O yüzden orası en az konakladıkları yer olmuştu. Tanışıyor olmasalar da sürekli bir kız kardeşlerinin ölümünü duymak üzücüydü.

 

Yani Şimşek’in bu şehre karşı herhangi iyi bir duygu yoktu içinde. Bütün o zulümlerden sorumlu olan adamın başına bombayı indirecekti işte. Bundan dolayı da çok mutluydu. Eğer Gökhisar’ı Roland yönetiyor olsaydı bunların hiçbiri olmayacaktı.

 

İşte şimdi o hatayı düzeltecekti Şimşek.

 

Rüzgârın ıslıkları arasında aşağı doğru hızla ilerliyordu Şimşek. Her yeni saniyede her şey biraz daha netleşiyordu.

 

Halkın yaşadığı yere kıyasla saray kat kat büyüktü. Ana binalar olan ziyafet salonu ve uzun kale kulesi kubbeli bir yapıdaydı. Diğer binalar da işte ahırlar, kışlalar ve depolardı... Kalenin sert duvarları vardı. Çatısının yapısı da çok karmaşıktı. Patlatıcı için uygun değildi yani. Bu yüzden Majesteleri Roland, sarayın tepesini seçmişti.

 

Yükseklik hızla azalıyordu, paraşütün ayrılma noktası gelmişti. Şimşek mekanizmayı harekete geçirerek bombayı paraşütten ayırdı ve kendisi de paraşütü tutarak hafifçe yükselmeye başladı.

 

Yola çıkmadan önce Majesteleri, Şimşek’i sıkı sıkıya bombayı bıraktıktan sonra uzaklaşabildiği kadar uzaklaşması için tembihlemişti. Ama Şimşek bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Bakışlarını aşağı doğrultma isteğine engel olamıyordu.

 

Sonrasında da ana salonun üstünden bir ışığın çıktığını ve hızla tüm yönlere dağıldığını gördü.

 

Parlak ışık hemen sonrasında alevlere dönüşmüştü. Öyle büyük bir ses ve ışık çıkmıştı ki Şimşek, bir anlığına dengesini kaybetti.

 

Şimşek yaptıkları testlerden dolayı sesin sorun olmayacağını düşünüyordu. Ama o testlerde kullandıkları temsili bombaya kıyasla Gündoğusu 1 on kat daha güçlüydü.

 

Pencerelerden ve salonun sütunları arasından dumanlar fışkırıyordu. Bahçeyi ve galeriyi çoktan yutmuştu bu dumanlar. Çok geçmeden saldırının merkezi olan kubbenin her noktası çatlamaya başladı. Bu sahneyi gören Şimşek, nefesini tutmuş izliyordu. O siyah çatlaklar sanki mürekkepmişlercesine her tarafa yayılmışlardı. Tam o anda çatı dayanamamıştı ve daha büyük bir duman dalgası yayarak etrafa saçılmıştı.

 

Gündoğusu 1’in kuvveti karşısında saray salonu tamamen çöküvermişti.




 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18389 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37599 Bölüm Sayısı


creator
manga tr