Bölüm 308: Korku

avatar
1136 1

Release That Witch - Bölüm 308: Korku



 Çevirmen: Lodos

Son birkaç gündür Theo, Roland ile günübirlik görüşüyordu.

 

Majesteleri ile bir yıldır tanışıyor olmasına rağmen bu son emir onun kafasını epey karıştırmıştı.

 

Sarayın bombalanacağının haberini yaymak mı?

 

Batıya saldırıp yenilen birlikler geri döndüğünde bir ‘uyarı’ kelimesi duymuştu. Majesteleri’nin blöf yaptığını ya da sağ gösterip sol vuracağını düşünmüştü Theo.

 

Ama sonrasında Sınır Kasabası’ndan gelen emirler yanıldığını göstermişti. Yani Majesteleri Roland gerçekten bir saldırı yapacaktı ve bunun propagandasını yapmasını istiyordu ondan. Son gelen emirle tıpkı mektupta da belirtildiği gibi saldırının sonbaharın ilk günü yapılacağı kesinleşmişti.

 

Şu cümleye bakıyordu Theo: “Yapılacak saldırı Timothy’nin cezasıdır.” Diğer bir deyişle Majesteleri Kral Şehri’ne zorla girecekti. Ama nasıl mümkün olabilirdi ki bu? Kral Şehri, Majesteleri Roland’ın ürettiği topların bile geçemeyeceği büyüklükte surlara sahipti. Tüm krallığın en iyi şövalyeleri ve askerleri oradaydı. Şehre bir adım atabilmek için bile en az 10000 güçlü asker gerekliydi.

 

Sürpriz saldırılar yapmak için cadıları kullanmak da bir işe yaramazdı. Sarayın her yeri Tanrı Gözü’nün İntikamları ile kaplıydı. Yani bir cadı saraya ayak bastığı an güçlerini kullanamaz duruma gelirdi. Bu aynı zamanda Timothy’nin neden o kadar cadı avı düzenlediğinin de sebebiydi. Cadılardan korkması için bir sebep yoktu ki. Cadılar yanına yaklaşamazdı yani.

 

Yani sonuç olarak Majesteleri nasıl saldıracaktı?

 

“Ne gibi bir talimat vereceksiniz efendim?” diyen Hill Fawkes, kapıyı açarak oturma odasına girdi.

 

 “Yeni bir emir bekliyoruz şu anda…” diyen Theo ellerini iki yana açtı ve: “Otur şimdilik…” dedi.

 

“…Emredersiniz.”

 

Theo, Hill’in yüzündeki o şaşkın ifadeyi görünce güldü. Genelde adamlarını kesin bir emir geldiğinde yanına çağırırdı. Ama bu sefer her şey sorunsuz gitsin diye bekleyeceklerdi. Eğer Majesteleri sözünü yerine getirirken bazı aksiliklerle karşılaşırsa iki tarafta da güven kaybı olurdu.

 

Ama aksine Majesteleri planını tam olarak uygularsa bu eşi benzeri görülmemiş bir durum olurdu. Haber yaydıkları bütün insanların onlara olan güveni artardı. Roland Wimbledon’un binlerce km öteden tek bir hareketiyle Timothy’nin tahtını sarstığını görmek kesinlikle insanların düşüncelerini de değiştirirdi.

 

Bu yüzden Theo, Majesteleri sözünü yerine getirmeden önce hazır olmak istemişti. Eğer başarırlarsa mükemmel olurdu. Yok, başaramazlarsa Theo, bazı aksaklıklar yaşandığını söyleyip geçiştirirdi.

 

“Biraz çay al.” dedi Theo gülerek: “Şüpheni belli etme. Bir casus olarak senin-”

 

“Yüzümü gizlemem lazım efendim.” diyen Hill, bardağı aldı: “Bu arada devriyeler epey arttı. Surlardaki adam sayısı bile ikiye katlandı. Yoksa… Bu hareketlerin Majesteleri Roland ile bir alakası mı var?”

 

“Aynen öyle. Timothy–”

 

Theo daha lafını bitirmemişti ki başlarının üstünde devasa bir ses yankılandı. Pencereleri sallayan bir sesti bu. Aynı anda yer de sallanmaya başlamıştı. Savunmasız yakalanan Hill elinden bardağı düşürmüştü.

 

“Özür dilerim efendim. Ben…” diye kekeledi Hill: “Ne oldu az önce?”

 

“Benimle gel.” diye emretti Theo.

 

Evden bahçeye çıktıkları anda ikisinin de gözleri saraydan yükselen siyah dumana takılmıştı. O yıldırım oradan gelmişti demek ki… Theo daha önceden çeşitli toplar ve bombalar görmüştü. Böyle bir patlamaya sebep olabilecek tek şeyin barut olduğunu biliyordu.

 

Hill yanında durmuş, manzaraya bakıyordu. Gözlerine inanamayarak: “Majesteleri’nin uyarısı blöf değilmiş sanırım…”

 

“Aynen öyle…” diyen Theo hayranlıkla siyah dumana bakıyordu. Kendinden emin bir şekilde: “Majesteleri’nin yolladığı emir buydu işte…” dedi.

 

*

 

Timothy yüzü gözü kararmış bir şekilde daha yeni önünde yere çarpıp kırılan avizeye bakıyordu.

 

“Majesteleri… Öhhö, öhhhöö… Siz iyi misiniz efendim?” diye seslendi başbakan. Tozların içinde bir yerdeydi: “Ne oldu ya öyle?”

 

Timothy cevap vermedi, boğazında acı hissediyordu. Düşen avize zırhlı bir şövalyenin boynunu kırmıştı. O şövalye de daha 10 saniye önce Timothy’ye rapor veriyordu. “Ya bir adım ötede olsaydım bana ne olurdu?” diye düşündü Timothy. Tüyleri diken dikendi.

 

 

“Deprem mi oluyor?” dedi Maliye Bakanı. Hala panik içindeydi: “Kaleden çıkıp açık bir alana gitmemiz lazım!”

 

“Doğru söylüyor Majesteleri! Burası güvenli değil!”

 

“Herkes çenesini kapasın!” diye bağırdı Timothy. Ağzını tekrar açtığında sesi boğuk boğuk çıkıyordu. Boğazını tuttu ve: “Sör Weimar! Beni hemen bodruma götür!”

 

“Emredersiniz Majesteleri.” diyen şövalye de biraz gergin görünüyor olsa da diğerlerine nazaran daha sakindi. Hemen Timothy’nin yanına geldi ve onun ayağa kalkmasına yardım ederek aşağı giden merdivenlere yöneldiler.

 

Yol boyunca Timothy koridorun kırık cam parçalarıyla kaplı olduğunu ve pencerelerin arkasından da kubbenin artık yerinde durmadığını gördü. Bu efsanevi yapıdan geriye sadece birkaç sütun kalmıştı. Bunun sebebi deprem falan değildi! Bu kar tozunun marifetiydi!

 

“Kaleden şu an çıkarsam ölümüme giderim. Roland’ın başka nerelere tuzak kurduğunu bilemeyiz. Şimdilik benim için en iyi yer bodrumdaki kalın duvarların arkası…” diye içinden geçirdi Timothy: “Lanet olsun! Roland nasıl oldu da böyle bir silaha sahip olabildi? Acaba Garcia falan mı ona verdi ki? Öyle olsa bile nasıl sarayın içine sokabildi onu? Olağanüstü bir cadı olsa bile yapamaz bunu!”

 

“Yanına birkaç şövalye al ve tüm kaleyi arayın! Kuytu köşelere, barutun kolay saklanacağı yerlere falan iyi bakın!” diye emretti Timothy bodruma varır varmaz: “Şüpheli birini görürseniz soylu olsun ya da olmasın hiç fark etmez direkt tutuklayın! Kaleye gün boyunca giriş çıkış yapan her hizmetçiyi arayacaksınız!”

 

“Emredersiniz Majesteleri!”

 

Sir Weimar çıktıktan sonra sırtından soğuk terler aktığını fark etti Timothy.

 

Roland gerçekten yapmıştı bunu!

 

Nasıl yaptığı çok önemli değildi. Asıl önemli olan şuydu: Bunca barutu kaleye bu kadar kolay saklayabiliyorsa kim bilir isterse neler yapabilecekti?

 

“Düşündüğün kadar rahat ve güvende olmadığını göstereceğim sana! O gün geldiğinde bütün dünya tahtının sallandığını görecek!”

 

Mektuptakileri hatırlayan Timothy, kendini tutamayarak titredi.

 

Dinen öfkesinin yerini ayağından başına kadar yükselen bir korku almıştı. Kalbini ele geçiriyordu bu korku…




 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37380 Bölüm Sayısı


creator
manga tr