Bölüm 301: Bomba ve Şarap

avatar
1196 1

Release That Witch - Bölüm 301: Bomba ve Şarap


 

Çevirmen: Lodos 

Uyku Adası’ndan gelen cadılar yeni evlerine taşındıktan sonraki gün Roland, Barov’u odasına çağırdı.

 

“Başka bir işe alım duyurusu yapmanı istiyorum.” diyen Roland, tasarladığı planın yazılı olduğu kâğıdı Barov’a doğru itti: “10 kişilik bir haftalık bir iş. Tercihen kadınlar daha iyi olur.”

 

Barov kâğıdı alıp okudu. Sonra da: “Bağışlayın Majesteleri ama… Nişasta da nedir?”

 

“Buğday ununu biliyorsun değil mi?”

 

Barov tereddüt ederek: “O ince ya da bazen kalın olan tozdan mı bahsediyorsunuz? Buğday öğütülür ve çıkan o tozdan ekmek ya da kek yapılır. Daha da ileri gidilirse öğütme işleminde; ince toz elde edilir. Öncekinin %60ı kadar çıkar bu tozdan. Onla yapılan ekmekler çok yumuşak olur. Ama sadece soylular ve zenginler alabilir o ekmekten.”

 

Roland’ın Barov hakkında en çok sevdiği şey bir meseleyi tüm yönleriyle bilmesiydi. Tarımın geriliğinin sonucu olarak her yerde farklı çeşitte kıtlıklar olabiliyordu. Örneğin o yaygın buğdayı, sivil halk olduğu gibi tencereye atarak pirinç lapası pişirirdi. Neredeyse en fazla yedikleri yemek de buydu. Bazen buğday kabukları ya da taş ve kum da kaçardı tencereye ve yenildiği sırada insanların dişlerini ağrıtırdı.

 

Küçük aristokratlar bu meseleye özellikle dikkat ederler ve taş ve kum parçalarını ayırt etmeleri için birilerini işe alırlardı. Sonra da kalın toz yaparak ekmek veya pankek olarak yerlerdi.

 

Ama üst düzey aristokratlar ve varlıklı insanlar yemeğe karınlarını doyuracak bir şey olarak değil de zevk alacakları bir şey olarak bakarlardı. Buğday son raddeye kadar öğütülerek ince toz yapılırdı. Bu tozdan yapılan ekmeğin tadı gerçekten harika olurdu.

 

 “Nişasta temelde bir öğütücü işlemden daha geçen başka bir toz.” diye açıkladı Roland: “İşe alımları hallettikten sonra tam olarak ne yapmaları gerektiğini anlatacak birini yollayacağım.”

 

“Sonra da devam mı edecekler?” diye şok içinde bağırdı Barov: “Ne kadar buğday harcanacak bunun için?”

 

“Çok fazla değil. 300-400 kilo bir şey. Şu masa kadar büyüklükte bir sepeti dolduracak kadar işte…”

 

Barov başını salladı ve: “Neden kadın olmaları gerekiyor?” diye sordu.

 

“Çünkü kadınlar daha titiz çalışıyorlar. Bir de kadınların evlerinde oturmalarını istemiyorum. Onları da çalışma hayatına katmak istiyorum.” diyen Roland’ın aklına aniden bir fikir gelmişti: “Şu anda kadınlar sınıfı eğitim konusunda daha hızlı, değil mi?

 

“Her ne kadar Eğitim Bakanlığı’nın başında Leydi Scroll olsa da bildiğim kadarıyla öyle, evet. Ev işleri ve çocuklarla ilgilenmekten başka yaptıkları bir şey yok zaten. Bu yüzden deli gibi eğitime yükleniyorlar.”

 

“O halde bir sonraki sınavdan sonra az önce bahsettiğim amaç uğruna Belediye’ye bir grup da kadın çalışan alacaksın.” diye emretti Roland.

 

“Majesteleri, bu… Bu çok alışılageldik bir durum olmaz. Daha önce eşi benzeri yok böyle bir şeyin.” diye şikâyet etti Barov: “Benim yardımcılarım bir kadından çok daha iyidirler hem…”

 

“Madem daha önce eşi benzeri yok. O halde yeni bir şey yapmış oluruz.” dedi Roland: “Nüfusu artırmadan iş gücünü artırmanın yolu buradan geçiyor. Her kadın Sınır Kasabası’ndaki bir işin ucundan tutsa elimdeki eleman ikiye katlanmış olur. Benim senden istediğim; insanların zihniyetlerini değiştirebilmen. Ödeme iyi olduğu sürece hepsi kendiliğinden gelecektir diye düşünüyorum zaten.”

 

Barov çıktıktan sonra Roland, kulağının dibinden Bülbül’ün güldüğünü duydu: “Bu sefer nasıl lezzetli bir şey yapmayı planlıyorsun bakalım?” diye sordu Bülbül.

 

“Nişasta… Senin yiyebileceğin bir şey değil.” diyen Roland çayından bir yudum aldı: “Ama üretim sürecinin sonunda harika şeyler yiyebilirsin.”

 

Unu suda yıkıyordunuz önce. Su tamamen beyaza dönene kadar bekliyordunuz. Sonra da diğer leğen dolusu una geçip bu işlemi tekrar ediyordunuz. En sonunda yapışkan bir madde elde ediyordunuz: Gluten. Hem esnek hem de sert bir yapısı olurdu. Balla karıştırıldığında ya da tatlılara koyulduğunda çok lezzetli bir tat verirdi.

 

Ama Roland yemekle ilgilenmiyordu.

 

Eleyerek ve beyaz sütün kalmasını sağlayarak tam olarak istediği şey olan nişastaya ulaşacaktı. Nişasta da patlayıcıların ana maddelerinden birisiydi.

 

Elinde nitrogliserin yoktu, uzun bir süre de olmayacaktı. Bu yüzden TNT yapamazdı. Nitronişasta elindeki en mantıklı seçenekti. Üretim süreci nitroselülozla benzeşiyordu. Nişasta bombasının son halinin hassasiyeti epey düşüktü. Normal bir ateşle yanmazdı, özel olarak patlatılması gerekiyordu. TNT’den çok daha güçlüydü ve iki dünya savaşının ikisinde de kullanılmıştı.

 

Saf nişasta ellerinde olan ve nitroselüloz üretmeyi zaten çok iyi bilen simyacılar, hızla nitronişasta üretebileceklerdi.

 

Roland, öğle yemeğinden sonra odasına gidip kestirmeyi düşünüyordu ki birden ofisin kapısı çalındı.

 

Bu saatte gelenlerin 10da 9u Anna olurdu. O yüzden kapı çalınca Roland’ın kalp atışları birden hızlanmıştı. Acaba geçen seferki uyuya kalmasını telafi etmek için mi gelmişti?

 

“İçeri gel.”

 

Kapı gıcırdayarak açıldı. Gelen Evelyn idi. Roland biraz şaşırmıştı doğrusu.

 

Bunu beklemiyordu. İki kez öksürdü ve gülümseyerek: “Sorun nedir?” diye sordu.

 

Bu soruyu duyan Evelyn, masaya doğru gitti ve eğilerek selam verdi. Biraz gergin görünüyordu: “Majesteleri size sormak istediğim bir soru var.”

 

Roland içinden: “Lütfen yine aynı soru olmasın. ‘Biz cadılara karşı niye bu kadar naziksiniz?’ diye sormayı bırakın artık!” diye geçirdi. Ama yine de gülümsemesini bozmayarak: “Ne sormak istiyorsun?” dedi.

 

“Benim Sınır Kasabası’na gelmemi neden istediniz?”

 

Roland şok olmuştu. Şarapların tadını falan mı beğenmemişti ki acaba...

 

“Benim yeteneğim Lotus ve Honey ile aynı seviyede. Ama sadece şarap tadımına yarıyor. Ayrıca aylık bir de kraliyet altını alıyorum. Bu paraya Kral Şehri’nden çok daha iyi ve tecrübeli bir şarap tadıcısı alabilirsiniz.”

 

“Sana tattırdığım şaraplar hakkında… Ne düşünüyorsun?”

 

“En başta çok yakıcı olduklarını düşündüm. Yavaş içmezsem içemiyordum bile hatta… O buzlu, meyve sulu ve ballı şaraplar fena değildi, daha zengin ve tatlıydılar. Tabii bu sadece benim şahsi görüşüm.” diye dikkatli bir şekilde cevap verdi Evelyn: “Benim ailemin barında yalnızca ucuz şaraplar ve su katılmış biralar satılırdı. O soyluların… Ne içmek istediklerini falan pek bilmiyorum ben.”

 

Şaraplarla bir sıkıntısı olmadığı ortaya çıkınca Roland rahatlamıştı. Ayağa kalkıp dolabını açtı ve bir kavanoz birayı alarak Evelyn’in önüne koydu: “Bu birayı benim yaptığım bir şaraba dönüştürebilir misin?”

 

“Muhtemelen…” diyen Evelyn, ellerini gerdi ve kavanozun üstüne koydu. Bir süre sonra bira değişmeye başlamıştı. Baloncuklar yükseldi ve bira gittikçe daha da temizlenmeye başladı. Roland, güçlü alkolün kokusunu alabiliyordu. Kendisine engel olamadan parmağını batırdı ve ağzına götürdü. Hem yakıcı hem de yoğundu. İşte bu saf alkolün tadıydı.

 

Roland gülmeye başladı ve: “İşte seni bu yüzden seçtim.” dedi.

 

Kafası karışan Evelyn’e baktı ve: “Bir alkol fabrikası… Hayır, bir bira fabrikası kuracağım. Benim şarap üreticim olmak ister misin?” dedi.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr