Bölüm 292: Güdümlü Bomba

avatar
1203 1

Release That Witch - Bölüm 292: Güdümlü Bomba


 

Çevirmen: Lodos 

Cadıların atış antrenmanı yaptıkları yer kalenin ön bahçesiydi.

 

Sylvie dâhil araştırma görevi için seçilen herkese birer tane altıpatlar verilmişti.

 

Roland atış eğitimine başlamadan önce herkese silahı tanımaları ve duruşlarına çalışmaları için iki gün vermişti. Antrenmanın büyük kısmında 10 metreden sabit ya da beş metreden hareketli atışlar yapıyorlardı.

 

Duruş eğitimi sırasında her cadı işi kapmış gibiydi. Ama iş atışa gelince gerçeğin bu olmadığı ortaya çıkmıştı.

 

Özellikle de o patlama sesi çıktığında hepsi refleks olarak kulaklarını kapatmaya çalışıyorlardı. Bu da Bülbül’ü biraz kızdırıyordu tabii.

 

Ama Anna diğerlerinden farklı olarak gayet iyi gidiyordu.

 

Roland ona baktığında atış sırasında patlama sesini ya da çıkan dumanı umursamayarak sabit kalabildiğini görmüştü. İsabet oranına bakılmaksızın bu bile büyük bir başarı idi.

 

Acaba Anna tıpkı dersleri anladığı gibi diğer birçok alanda da doğuştan yetenekli olabilir miydi? Roland çok şaşırıyordu. Çünkü mermiler normal barut mermileri olmasına rağmen Anna’nın elleri bir saniye bile titremiyordu.

 

Roland, Anna’nın arkasına geçince silahın kabzasını oluşturduğu iki siyah ateşle tuttuğunu gördü. Yani Anna silaha aslında hiç dokunmuyordu. Roland, Anna’nın sırtını sıvazlayınca Anna arkasını döndü. Patlama sesinden etkilenmemek için kulaklarını da siyah ateşiyle tıkamıştı. Beni tebrik et dercesine baktı ve: “Nasıl ama? Hedefi hep vuruyorum!” dedi.

 

Roland gülse mi ağlasa mı bilemiyordu. Ama daha iyi bir seçeneği olmadığı için etrafa şöyle duyurdu: “Millet! Eğitim sırasında büyünüzü kullanmanız yasak!”

 

“Ne, neden?”

 

Roland: “Tanrı Gözü’nün İntikamı takan bir düşmanla karşılaşırsanız bocalamayın diye…” dedi. Sonra içini çekerek elleriyle Anna’nın kulaklarını kapattı: “Böylece korkmazsın. Tamam mı?” dedi.

 

“Tamam.” diyen Anna’nın gözleri mutlulukla parıldadı. Arkasını döndü, yeni mermi taktı ve nişan aldı.

 

“Maggie çabuk buraya gel. Benim de kulaklarımın kapanmasına ihtiyacım var.” diye bağırdı Şimşek.

 

“Ne?” diye sordu Maggie.

 

“Kuş halinle ateş edemezsin zaten.” diyen Şimşek göz kırptı: “Şimdi sen bana yardım et, sonra da ben sana yardım edeyim!”

 

“Oluur!” diye cevapladı Maggie.

 

Diğer bütün cadılar da silah seslerini duyarak ön bahçeye toplanmıştı. Hepsi bir kere olsun ateş etmek istiyordu. Gün sonunda hepsi bir altıpatlar ile ateş etmenin nasıl bir şey olduğunu deneyimlemişti.

 

Roland ateş eden kadınları izliyordu. Kalbinde değişik duygular vardı.

 

Aklından her cadıyla ilk tanıştığında onların görünüşlerini hatırlıyordu.

 

Önceden Anna’nın el ve ayak bilekleri bambu çubukları gibi inceydi mesela. Gözlerinde hayat belirtisi yoktu. Ve yüzünde hep aynı ifade olurdu.

 

Bülbül’ün kaşlarının arası her zaman bir şeyler düşünmekten dolayı kırışıktı. Ne düşündüğünü gizlemek ya da bazı sorunlar olduğunu göstermemek için yüzünde hep sahte bir gülümseme olurdu.

 

Ve Wendy, sürekli düşük bir sesle konuşurdu ve yorgunluğunu saklamaya çalışırdı.

 

Diğerleri de vardı: Şimşek, Gizemli Ay, Scroll, Sinekkuşu ve daha nicesi…

 

Sürekli baskı altında yaşadıktan, iftiralar atıldıktan ve avlandıktan sonra hala hayatta kalabildiklerinden dolayı epey şanslılardı. O zamanlar nereye kaçacaklarını düşünecek zamanları bile olmazdı. Ama şimdi her şey geçmişe göre çok değişmişti…

 

Cadıların şimdi eşsiz bir cazibeleri vardı. Hepsinden zekâ parıltıları yayılıyordu. Gelecek hakkında o kadar güvensiz davranmıyorlardı. Hayatta kalabilmekten öte artık yaşayabiliyorlardı. Artık gerçekten yaşayabiliyorlardı.

 

Ne zaman bir cadıyla göz göze gelse gözlerindeki o minneti ve şükranı görmek Roland’ı daha da güçlendiriyordu.

 

 

Öğle yemeğinden sonra özel geliştirilmiş yüksek irtifadan atma saldırısı olan ‘Sonbahar Saldırısı’nı deneyeceklerdi. Bu egzersize katılan cadılar Anna, Wendy ve Şimşek idi sadece.

 

Bu sayı aynı zamanda bir hava baskını yapabilmek için de gereken minimum sayıydı.

 

Saldırıyı ikinci ayın ilk gününe öylesine ayarlamamıştı. Epey düşünüp taşınmıştı. Eğer vakit çok kısa olursa rahat hazırlanamazlardı. Eğer vakit çok uzun olursa da Timothy’nin tekrar saldırma ihtimali bulunuyordu. Tekrar batıya bir saldırı düzenlemesi halinde yapacakları hava saldırısı bir işe yaramayacaktı.

 

Bu sebeple Sonbahar Saldırısı, Timothy ordusunu tamamlayamadan yapılmalıydı.

 

Bu vaadini yerine getirmek isteyen Roland’ın aklında kalenin üstüne direkt 250 kiloluk bir bomba bırakma fikri vardı. Bülbül’ün ağırlığının beş katı olan bu bomba 2 km yükseklikten direkt kaleye atılacak, kalenin kubbesini aştıktan sonra da kalenin içinde patlayacaktı.

 

Sıcak hava balonu yükseldiği esnada bir de bomba yüklü bir balon daha aldı yanına. Bu sepette Roland da varken o katı demir merminin ağırlığı Bülbül’ün yaklaşık dört katıydı. Şekli ileriki çağlarda kullanılacak havacılık bombalarının aynısıydı. Aerobik’e çok uygun ve çok elverişli bir şekli vardı. Önü ince arkası kalındı. Sabit kuyrukları ve hız dengeleyici bir şemsiyesi vardı. Bu şemsiye hem maksimum hızına ulaşmasını hem de yere dikey olarak kalmasını sağlayacaktı.

 

Bombanın atılacağı sepet özel olarak tekrardan tasarlanmıştı. Özel bir demir ayaklık tasarlamışlardı. Bu sayede mermi yere dik bir şekilde yarısı sepette yarısı dışarıda olacak şekilde asılıydı. Biri kancayı çektiği sürece bomba serbest kalacak ve aşağı doğru düşmeye başlayacaktı.

 

Gittikçe yükseliyorlardı. Sınır Kasabası bir tırnak kadar kalmıştı. Kızıl Su Nehri ise gümüş bir bant olarak akıyordu aşağıda.

 

“İlk defa bu kadar yüksekteyim.” diyen Wendy o sırada gözlem camından bakıyordu: “Bütün batı bölgesi ne kadar da küçük gibi…”

 

“Bunun sebebi gerçekten de küçük olması.” diyen Roland kıkırdadı: “Kuzeydeki yabani araziyi görüyor musunuz? Oraya gidiyoruz işte.”

 

“Daha da mı yükselmek istiyorsunuz? Ben hala hedefi göremiyorum.” diye sepetin dışından bağırdı Şimşek.

 

“Fena değiliz aslında.” diyen Roland, Anna’ya doğru başını salladı ve Şimşek’e de sinyali hazırlamasını söyledi.

 

Yerden ne kadar yüksek olduklarını hesaplamak zor olsa da rahat bin metreden yukarıdalardı. Bu da atış için oldukça güvenli bir mesafeydi. Düşmanın onları görme ihtimali yoktu.

 

Ama bin metre yüksekten isabet bulma ihtimalleri biraz belirsizdi. Hedefi tam olarak vurmak istiyorlarsa bir güdüm sistemi yapmaları gerekiyordu.

 

Ve bu görevi de Şimşek alacaktı.

 

“Bombayı bırak.” diye emretti Roland.

 

Wendy kolu çekti ve o anda sepete bir rüzgâr doluştu. Anna boşluğu kapatmak için hemen plakayı itti ve eliyle kapağını sıkıladı. Yerdeyken bu işlemi defalarca tekrar etmişlerdi. İki cadı da epey aşinaydılar yani.

 

“Şimşek hedefi vurabilecek mi?” diye sordu camdan etrafı izleyen Wendy.

 

“Cevabı ancak biraz sonra öğreneceğiz.” diyen Roland omuz silkti.

 

Bomba düşerken Şimşek de onunla aynı hızda düşüyor ve bombaya yatay bir kuvvet uyguluyordu. Böylece bombanın yörüngesini değiştirerek tam olarak hedefe inmesini sağlayacaktı. Bomba hedefe yaklaştığında ise arkasındaki kolu çekerek şemsiyeyi bombadan ayıracaktı. Son yüz metre kala olacaktı bu işlem ve böylece bomba kalenin kubbesini delip geçebilmek için gereken kinetik enerjiyi toplayabilecekti.

 

Böylece ne kadar yüksekten bırakılırsa bırakılsın hedefe tam olarak isabet ettirebileceklerdi.

 

O zamana dek yapmaları gereken tek şey bu işlemi sürekli tekrar ederek kusursuz hale gelebilmekti.

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr