Bölüm 288: Öğretmen ve Talebe

avatar
1170 1

Release That Witch - Bölüm 288: Öğretmen ve Talebe


 

Çevirmen: Lodos 

Kyle Sichi Sınır Kasabası’nı arkasında bırakmış, Kızıl Su Şehri’nin yönüne doğru ilerliyordu.

 

Sınır Kasabası epey güzel bir yer olmuştu. Buranın başta; yalnızca şeytani canavarları tespit edebilmek için kurulmuş öylesine bir yer olduğuna inanmak zordu. Ayağının altındaki zemin açık siyahtı ve sertti. Sokağın iki tarafına da düzenli bir şekilde tek katlı evler dikilmişti. İçinde yaşanılan normal evlerden değildi bu evler. Daha çok küçük kilerler gibilerdi.

 

Majesteleri’ne göre bu evler depo olarak kullanılacaktı.

 

Bu tek katlı evlerin önünde taş zeminli derin bir oluk akıyordu. Siyah sokağın sınırı gibiydi sanki. Bütün bunlara ek olarak yer yer iki binanın arasına büyük ağaçlar dikilmişti. Dalları yola doğru uzayan bu ağaçlar yağmur ve güneşten korumakla kalmıyor aynı zamanda güzel bir manzara da sunuyordu.

 

Ama Kyle’ı asıl etkileyen şey her şeyin yerli yerinde ve düzenli olmasıydı.

 

İster binalar, ister yollar, ister ağaçlar isterse de kanalizasyon hattı olsun… Hepsi önceden özenle çizilmiş bir plana göre yerleştirilmişti ve bir Lord’un bahçesinde kullanılacakmış gibi kaliteli malzemeler kullanılmıştı. Sınır Kasabası’nda dolaşmaktan alınan keyif Kızıl Su Dükü’nün bölgesinde dolaşmaktan alınan keyiften fazlaydı. Her ne kadar Dük’ün bölgesinde daha fazla bina olsa da buradaki bu şirin şeylerin birleşmiş hali daha da güzeldi. Şirin olduğu kadar da ihtişamlı gözüküyordu.

 

Bazen basitlik, mükemmelliğe yol açabiliyordu.

 

Bu günlerde Sınır Kasabası’nda Kyle’ın epey nüfuzu vardı. Yolda yürürken yanından gelip geçen herkes ona gülümsüyor ve ‘Üstat’ diye selam veriyordu. Üstat unvanındansa Baş Kimyacı unvanını tercih ederdi doğrusu. Ama bu unvana ulaşabilmesi için Temel Kimya’yı tamamen yalayıp yutması gerekliydi.

 

 Merkezden gittikçe uzaklaşan Kyle, Kızıl Su Nehri’nin usul usul aktığını gördü. Nehir kıyısına yerleştirilmiş dört laboratuvar vardı. Ama eleman eksikliğinden dolayı ikisi şimdilik boştu.

 

Kyle öğrencisini Sınır Kasabası’na Majesteleri’nin verdiği görevi tamamlaması için çağırmaya hazırdı. Ama Birinci Ordu’dan bir asker tarafından durduruldu.

 

“Efendim içinde 50 insan olan bir yelkenli limana yanaştı.” diyen asker selam verdi: “Hem sayıları fazla olduğundan hem de tüccar olmadıklarından dolayı onları limanda bekletiyoruz. İçlerinden biri sizi görmek istediğini söylüyor. Kızıl Su Şehri’nden bir simyacıymış. İsmi de…”

 

“Chavez!” diye bağıran Kyle, askerin omzuna sarıldı birden: “Beni ona götür!”

 

 

Askerle beraber limana gidince tanıdık bir siluet gördü. Chavez gerçekten de oradaydı.

 

“Değerli Hocam!” diyen Chavez de hocasını gördüğünde heyecanlanıp el sallamaya başlamıştı.

 

Kyle liman komutanına dönerek durumu açıklamaya girişti: “Bunlar benim davet ettiğim öğrencilerim! Hepsini bırakın! Benle Belediye Binası’na gelsinler, kayıtlarını yapalım.”

 

“Peki kıymetli üstat. İzniniz olursa eşlik etmeleri için bir de grup vereyim yanınıza.”

 

“Tabii, tabii sorun değil.”

 

 Bu eşlik edecek grup gelenleri yol boyunca koruyacaktı. Sözde öyleydi yani…  Ama asıl amaçları; gelenlerden aradan sıvışarak bir yerlere sızmaya çalışanları tespit edip engellemekti. Bu kural bizzat Majesteleri tarafından konmuştu. O yüzden Kyle, sorun çıkarmadı.

 

“Neler oluyor kıymetli hocam? Böyle bir kasabada neden böyle sıkı bir güvenlik var?” Serbest kaldığı anda konuşmaya başlamıştı Chavez: “Büyük şehirlerdeki kale muhafızlarından bile daha sertler. İsmimi, soy ismimi ve kökenimi sordular. Rüşvet amaçlı gümüş teklif ettiğimde de hiç umursamadılar.”

 

“Gümüş mü?” diye ilgiyle sordu Kyle: “Kaç gümüş?”

 

“Bir tane tabii ki…” diye cevap verdi kafası karışan Chavez.

 

“Ha ha ha!” bu cevabı duyan Kyle, dolgun bir kahkaha attı: “İşe yaramamış olması gayet normal. Onların aylık maaşları on beş gümüş.”

 

“O-on beş mi?”

 

Kyle her ne kadar Belediye Binası’nda çalışmıyor olsa da yapılan toplantılardan etraftan duyduklarından falan mevzuyu biraz kapmıştı. Açıklamaya girişti: “Evet. Diğer şehirlerde rüşvetle geçinen askerlerin çoğuna göre Sınır Kasabası’ndaki askerlerin yaşamları çok rahat. Bu yüzden de haraç kesme, yağmalama ya da rüşvet katiyen yasak durumda. Bir kez duyuldu mu ordudan atılmakla kalmazlar, hapse de düşerler.”

 

“Gerçekten kendilerini tutabiliyorlar mı yani askerler?” diye şüpheyle sordu Chavez.

 

“Birkaç tanesi tutamadı. Şu anda da cezalarını doldurmak için madende çalışıyorlar.” diyen Kyle dudaklarını kıvırdıktan sonra sordu: “Hiç başka olağandışı bir şey fark ettin mi peki burada?”

 

 

“Hem de çok…” diye cevap veren genç simyacı başını kaşıdı: “Nehir boyunca yol tamir eden, onaran ve ahşap kesen insanlar vardı. Ama Sınır Kasabası’ndan çok uzaklardı. O yol nereye gidecek ki? Bir de o kıyı boyunca olan demir kuleler ne işe yarıyor, su depolamak için mi? Aa, evet… Biz limana varmadan önce hala inşaat aşamasında olan demir bir köprü gördüm! Ahşap ya da taş değildi. Demir olduğuna eminim!”

 

“Şimdiye kadar gördüğün herhangi bir köprüden daha uzun, değil mi?” diye gülümseyerek sordu Kyle: “Her neyse… Madem buradasın, o halde Kızıl Su’yu arkanda bırakman lazım. Burası kesinlikle farklı bir şehir. Tabii şimdilik sadece bir kasaba ama… Yine de epey iyi… Tıpkı Temel Kimya gibi… Görene kadar mümkün olduğunu düşünmüyorsun…”

 

Sebebini bilmiyordu ama bunları söylerken Kyle’ın kalbi huzurla dolmuştu. Sanki kendini Sınır Kasabası’na o kadar ait hissediyordu ki dışardan gelen bir misafire kendi şehrini beğendirmeye çalışıyordu.

 

 

Kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra öğrencilerin kalacak yerleri ayarlandı. O sırada da Kyle, Chavez ile beraber evine gitti.

 

“Davetimi kabul edeceğini biliyordum. Ama seni bu kadar erken beklemiyordum.”

 

“Ben…” diyen Chavez boynunu öne eğmişti. Utanmış gibiydi: “Ta en başından sizle gelmeliydim…”

 

Bunu duyan Kyle gülümsedi. Simyaya kendini bu kadar kaptırmış olması insani duygular hissedemeyeceği anlamına gelmiyordu. Chavez’in en başta gelmemesinin sebebi iki asit üretimi projesinden dolayı Kızıl Su Lordu’nun onu baş simyacı yapacağı düşüncesiydi. Yalnızca kendisiyle mücadele içinde bulunan Kabora, baş simyacılığı kabul ettikten sonra gelmek aklına düşmüştü.

 

Ama Kyle böyle küçük şeyleri pek umursamıyordu.

 

 “Önceki işlerine burada devam etmeyeceksin, simya burada geçmiyor. O geçmişteki simya çalışmalarımızın artık hiçbir değeri kalmadı. Burada tek bir şey var: Kimya.”

 

Chavez derin bir nefes aldı ve: “Anlıyorum.” dedi.

 

“Kendi evini almış olsan da bu gece burada yat… Konuşacak çok şeyimiz var.”

 

Eski zamanlarda Chavez’e simya öğrettiği sıralarda gece boyu simya konuşurlardı. Uykuları geldiğinde de Kyle’ın evinde yatakta ayaklı başlı uykuya dalarlardı.

 

Chavez cevap verdi: “Nasıl isterseniz kıymetli hocam!”

 

Akşam yemeğinden sonra çalışma odasına gittiler. Kyle, Chavez’e Temel Kimya kitabını verdi.

 

“Bu o övgüyle bahsettiğiniz kitap mı?”

 

Chavez yavaşça ilk sayfayı açtı ve hevesli bir şekilde okumaya koyuldu. Kyle da anlamadığı bir şey olduğunda göstermek için yanında bekliyordu. Sanki tarih tekerrür ediyordu. Bir kez daha Kyle, Chavez’e bir şeyler öğretmeye başlamıştı.

 

Şimdi Chavez’in ve 50 yeni çırağın yardımıyla büyük miktarlarda sülfürik asit üretebilecekti Kyle. Aynı zamanda diğer iki laboratuvar da artık boş kalmayacaktı. Kyle, bu görevi bitirdiği takdirde Majesteleri’nden “İleri Kimya” kitabını alabileceğini düşünerek seviniyordu.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18291 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr