Bölüm 283: Hidrojen Balonu Teslimatı

avatar
1187 1

Release That Witch - Bölüm 283: Hidrojen Balonu Teslimatı


 

Çevirmen: Lodos 

Sonbahar başladıktan üç gün sonra, Margaret’ın Ticaret Odası'ndan gelen filo Sınır Kasabası limanına yanaşmıştı.

 

 Bu kez, filonun büyüklüğü geçmişin ölçeğine geri dönmüştü, arka arkaya on yelkenli, iskele kenarına sıkıca yerleştirildi.

 

 “Bir kez daha buluştuk Majesteleri…” dedi Yeni Ay Kervanı’ndan tüccar Gammon: “Bayan Margaret'e göre, buharla çalışan ilk geminin dönüşümü tamamlanmış.”

 

 “Evet.” diyen Roland, güldü: “Ancak, malların kalitesini sağlamak için hala üç ila dört günlük bir deniz denemesi yapmak gerekiyor. Böylece sistemin güvenilirliğini ve gücünü test edebiliriz. ”

 

 "Gerçekten onu çalışırken görmek için sabırsızlanıyorum.” dedi Margaret mutlu bir şekilde ellerini çırparak: “Şu an her türlü filonun yük indirmesini bekliyoruz. Acaba deneme sırasında etrafı gezip bakmamız mümkün müdür?”

 

 "Elbette. Ne de olsa tamamen yeni bir gemi. Kullanımı geçmişteki herhangi bir yelkenliden tamamen farklı. Bu yüzden her türlü nasıl çalıştırıldığını için size göstermek zorunda kalacağım. Ancak programa göre bu sadece yarın olacak.” diyen eliyle, kendilerini takip etmelerini belirten bir işaret yaparak: “Şimdilik en önemli mesele yorgun bedeninizi rahatlatmanızdır, henüz yemek yemediniz. Kale salonunda muhteşem bir ziyafet hazırlattım.”

 

 “Buraya her gelişimizde mükemmel yemekler hazırlıyorsunuz.”  diyen Margaret, gülümsemesini kapatarak itiraf etti: “Gerçekten çok acıkmıştım. Yolda yediğimiz o buğday kekleri ve kurutulmuş etler çok sert. Sindirimi aşırı zor.”

 

 O çağda hala güvenilir bir gıda muhafaza teknolojisi yoktu. Bu nedenle kurutulmuş gıdalar çok sert olurdu. Bu da kaçınılmaz olarak Roland’a konserve fikrini düşündürmüştü. Hafif sanayi gelişirse belki bunu yapabilirdi.

 

 ...

 

 Ziyafet sona erdiğinde, Hogg tatmin olmuş bir gülümsemeyle karnını okşadı ve: “Bu mantar çorbası yüzünden parmaklarımı ısırdım. Ayrıca biraz deniz mahsulü tadı da var gibiydi. Haşlanmış tavuk ve domuz kemiği tadı da vardı. Şefiniz gerçekten mükemmel.” dedi.

 

 “Akşam yemeğinden sonra servis edilen tatlı denilen dondurma benim favorim… Doğru mu söyledim?” dedi Margaret: “Süt ve baldan yapıldığını tahmin ediyorum. Sonra da güherçile kullanılarak şu anki kristal buz haline getiriliyor.”

 

 “Biraz tereyağı ve yumurta beyazı da eklemelisiniz. Aksi takdirde, yumuşak bir doku elde edemezsiniz.” diye ekledi Roland: “Bu sefer ne kadar güherçile getirebildiniz?”

 

 “Hala sadece bir gemi…” diyen iş kadını başını iki yana salladı: “Simya Atölyesi hala ahmakça güherçile satın alıyor. Başbakan güherçile madenlerini yağmalamaya yardım etmek için devriye askerlerini bile gönderdi. Bu tek güherçile gemisi de Kızıl Su Şehri’nden geldi.”

 

 “En fazla yıkama taşı mı getirebildiniz yani?”

 

 “Evet.” diyen Hogg tekte kadehindeki ‘Beyaz İçki’yi yuttu. Derin bir nefes alarak: “Yıkama taşlarına ek olarak, en iyi demir külçeler ve kurşun külçeleri de var. Son zamanlarda sizin haricinizde bu şeylere ihtiyaç duyan çok az şehir ve kasaba var. Maden işi gittikçe daha da kötüleşiyor.”

 

 “İç savaşlardan olmalı…” diye düşündü Roland. Satın alma gücünün ülkenin her yerinde giderek azalıyordu. Bunun önümüzdeki iki ila üç yıl boyunca devam etmesi durumunda, gıda fiyatı muazzam artacak ve her yerde açlıktan ölen insanlar olacaktı.

 

 “Peki Batıda son zamanlarda ne tür sorunlar yaşandı?” diye sordu Margaret aniden.

 

 "Ne oldu?"

 

 “Sınır Kasabası'na gelirken bir sürü…” diyen Margaret bir an duraksadıktan sonra: “Yüzen cesetle karşılaştık. Kıyafetleri yırtık pırtıktı ve çürümeye başlamışlardı. O kadar çoklardı ki; nehir kanalını bir taraftan diğerine kapatmışlardı. Cesetlerin dışında yüzen bazı kırık tahtalar ve halatlar da vardı. Sanki bir gemi kayalıklara çarpmış da batmış gibi… Ama nehirde hiç kayalık yok. Bu yüzden düşündüm ki…”

 

 “Onlar Timothy’nin Batı Bölgesi'ni işgal etmeye çalışırken kullandığı filodan kalanlardı.” diyen Roland’ın gözlerini öfke kaplamıştı. Bir hafta önceki savaşı anlattı: “Hak ettikleri cezayı aldılar.”

 

 Gemi yolunu kapatmaktan ve bulaşıcı bir hastalık yayılmasından kaçınmak için, savaş alanı temizlendikten sonra Roland, Anna ve Lily'yi yollamıştı. Biri gemilerin tüm kalıntılarını yakmaktan, diğeri ise suyu arıtmaktan sorumluydu. Ancak daha çok zaman geçmemişti. Margaret ve filosu bu yüzden görmüştü cesetleri.

 

 "Demek ki sebebi bu…” dedi tüccar gülümseyerek: “Timothy her iki tarafta da çuvallamış yani…”

 

 "İki tarafta da derken…”

 

 “Berrak Su… En son aldığım habere göre Garcia, Timothy gelemeden kuzeye doğru yola çıkmış…”

 

 “Kuzey…” diye tekrar etti Roland şaşkınlıkla: “Gökhisar’dan ayrıldı mı yani?”

 

 “Şimdilik evet. Timothy'nin birlikleri kendilerini bir hayalet şehir olan, çoktan boşaltılmış Berrak Su’da buldular.” diyen Margaret derin bir nefes alarak devam etti: “Yani onun yolunda kalan tek diken sensin. Bu nedenle gelecekte Batı Bölgesini istila etme çabalarının daha da sıklaşması epey mümkün.”

 

 “Gökhisar’dan ayrılmak isterseniz Yeni Ay sizi her zaman hoş karşılayacaktır.” dedi Marlan.

 

 “Bu doğru!” diye haykırdı Gammon karnını okşarken: “Ada on Sınır Kasabası kadar büyük. Hatta sizi ve halkınızı ücretsiz olarak almak isteriz.”

 

 Gökhisar’da daha fazla kalamayacak olsa dahi gideceği yer Tilly Wimbledon olurdu. Ama Roland, gülümsedi ve: “Neden olmasın?” dedi.

 

 “Ah, bu arada…” diyerek Margaret'e döndü: “En son seferde sıcak hava balonu için bir sipariş vermiştiniz. İki tane üretmeyi başardım.”

 

 "Bu kadar hızlı mı?” diyen Margaret, şaşırmıştı: “Bakabilir miyiz acaba?”

 

 “Tabii ki. Lütfen benimle gelin…” dedi Roland ve sonra ayrıldı.

 

 ...

 

 Kalenin arka bahçesine vardıklarında tamamen şişirilmiş bir hidrojen balonu gördüler.

 

 Balonun su damlasına benzeyen bir şekli vardı. Üstte geniş ve altta dardı. Üstte beş metre çapındaydı ve yetişkin bir adamı taşıyabilirdi. Hava kesesi ve halatlar bir gökyüzü kamuflajı ile kaplanmıştı. Bu yüzden gözcü de bir kamuflaj kıyafeti giyerse bu balonun fark edilmesi imkansız olurdu.

 

 “Son seferki balonla aynı değil, değil mi?” diye soran Margaret yeni ürünü dikkatle inceledi.

 

 “Evet. Farklı olmamasının nedeni cadı olmadan dahi kullanılabilmesi…” diyen Roland boğazını temizleyerek balonun nasıl kullanılacağını anlatmaya girişti: “Hava kesesinin sonunda, gazın girip çıkabileceği hareketli bir valf var. Tam olarak balonun yükselip uçmasını sağlayan şey, bu simyasal gaz dolgusu. Şişirme yöntemi de çok basit: İki uçtaki valfi açmanız yeterli.”  Anlatmayı bitirdikten sonra da elleriyle onlara göstermişti.

 

 "Bir balonu doldurmak için kaç şişeye ihtiyaç var?” diye sordu Margaret.

 

 Bu soru, Roland’ı biraz utandırmıştı: “Beş şişe ya da altı şişe… En fazla yedi şişe olur.”

 

“Peki bu simyasal gaz çok pahalı mı?”

 

 “Maalesef öyle. Muhafazası da biraz zor ve tehlikeli… Dikkatsiz kullanılması durumunda tabii…” diyen Roland iki kez öksürdü: “Bu nedenle, gaz tanklarını en fazla bir yıl boyunca saklayabilirsiniz. Hiçbiri devrilmemeli, sökülmemeli veya yanmamalı. Aksi takdirde ciddi sonuçları olabilir.” Bir an duraksadıktan sonra: “Fiyatı biraz pahalı olsa da rahat olun. İlk satın almaya özel ilk gaz tankları ücretsiz. Ekstra gözcü kamuflaj kıyafetleri de alabilirsiniz…”

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr