Bölüm 279: Savaş Kapıda

avatar
1205 1

Release That Witch - Bölüm 279: Savaş Kapıda


 

Çevirmen: Lodos 

Salona giren Demir Balta, asker selamı verdi.

 

“Timothy’nin birlikleri dört gün içinde nehirdeki yol ayrımına varmış olacak. Birinci Ordu da bugün öğleden sonra yola çıkacak. Orada Sınır Kasabası’nın savunma birlikleriyle buluşacaksınız. Komutayı sen devralacaksın. Ben de elimden geldiğince hızlı bir şekilde size yetişeceğim.”

 

“Bizim Sınır Kasabası’nı savunmamız gerekmiyor mu?”

 

“Düşmanın her hareketi Şimşek ve Maggie tarafından izleniyor. Birliklerimizi bölmeyeceğiz. Doğru bir yere konumlanıp tek saldırıyla düşmanı ezip geçeceğiz. Ama soyluları korumaları üzere Uzun Şarkı’da da 100 asker bırakmamız lazım.”

 

“Burası mı?” diye soran Demir Balta epey şaşırmıştı.

 

Roland beş aileye verdiği emirleri özet olarak Demir Balta’ya anlattı: “Onları bir araya toplamamın sebebi daha kolay kontrol edebilme amacım. Timothy’nin saldırısı duyulunca farklı görüşlere kapılmalarını istemiyorum. İkinci Ordu’nun silahları eski ve savaş konusunda da tecrübesizler. Halledemeyecekleri bazı durumlar oluşabilir. Ama yanlarına 10 tane rütbeli Birinci Ordu askeri bırakırsak soylular hiçbir şeye cesaret edemez. Kızıl Su’da zaten bir savaş vereceğim. Bari arkamdaki isyanlarla uğraşmayayım…”

 

“Emredersiniz Majesteleri.”

 

Demir Balta gittikten sonra Bülbül, tahtın arkasından ortaya çıktı ve sordu: “Gitmen şart mı?”

 

“Elbette şart. Ben gitmezsem kim Lotus’un yeteneğini doğru kullanabilir? Belki savaş komutasında iyi değilim. Ama strateji konusunda iyiyim. Yolları kapatmak için kayalar kullanabilirim. Düşmana vurmak için de tanklar…”

 

“Kayayı biliyorum da… Tank ne?”

 

“Eee… Bir top arabası diyebiliriz.” diyen Prens, iki kez öksürdü: “Ama şu anda yeterince atımız yok. O yüzden topları Küçük Kasaba ile taşıyacağız. Ona da pek tank denmez tabii de…”

 

“Honey’i bu yüzden mi seçtin?” diye sordu Bülbül: “Kaplanları ve pumaları bir at kadar uysallaştırabiliyor bildiğim kadarıyla. Tanklar sadece hayvanların çektiği bir şey değil. Doğru mu? Daha da fazlası.”

 

“Yani neredeyse evet.”

 

Tam o sırada da elinde bir akçaylak olan Carter içeri girdi: “Sınır Kasabası’ndan haber var Majesteleri.”

 

Roland iki kez alkışladı. Hemen ardından da akçaylak sanki gerçekten söyleyeceği bir şeyler varmış gibi şövalyenin ellerinden kurtuldu ve süzülerek Roland’ın omzuna kondu. Cebinden bir parça kuru et çıkaran Roland, eti kuşa uzattı. Akçaylak pençesini kaldırınca da Roland, kuşa bağlı olan bez parçasını rahatlıkla çözdü.

 

Bu kuş Maggie’nin başka bir hali değildi. Bu, Honey’in haberci kuşlarından biriydi. Bu kuşlar beş altı farklı insanı tanıyabiliyor ve yüzlerce farklı rotayı hatırlayabiliyorlardı. Hiç bilmedikleri bir yere götürülseler bile bir şekilde evlerine dönebiliyorlardı. Roland, bu gelişinde yanına dört tane haberci kuş almıştı. Bir saat içinde Sınır Kasabası’na uçup geri dönebiliyorlardı. Hatta hiç mola vermeden bir gün boyunca bile uçuş yapabiliyorlardı. Haberleşme epey ilkeldi. Ama bu yöntem yine de epey hızlı bir yöntemdi.

 

Roland bez parçasına sarılmış mektubu açtı ve göz attı.

 

Mektubu Wendy yazmıştı. Roland’ın verdiği emri uygulayarak Sinekkuşu’nu, Lotus’u, Sylvie’yi, Nana’yı ve Yaprak’ı Kızıl Su Nehri’nin yol ayrımına getirmişti. Birkaç topçu üyesi de onlarla beraber gitmişti. Küçük Kasaba’nın taşıyabileceği kadar da, yani 8 tane de, top almışlardı yanlarına.

 

Prens, Wendy’nin son sürat gitmesi halinde yaklaşık bir günde varış noktasına ulaşacağını hesaplamıştı. Her ne kadar yanlarında yön bulucu olarak Sylvie olsa da ve istedikleri takdirde gece de yolculuk edebilecek olsalar da Wendy’nin büyü gücü biraz zayıftı. Anna gibi sürekli kullanamazdı yeteneğini. Bu yüzden gece dinlenip gündüz yola devam etmeleri gerekiyordu. Yani gidiş gelişleri iki gün sürecekti. 16 topun hepsini Kızıl Su Nehri’nin etrafına yaymak istiyorlarsa da dört gün gerekecekti.

 

Sayıları bir önceki savaşlarına göre daha az olsa da yapacakları ani saldırı nedeniyle gemide olan düşman karşılık veremeyecekti. Ama Roland ve birlikleri de bu ateş gücüyle onları zar zor yenebilirdi. Roland, Bülbül’ün uzattığı kalemi aldı ve bazı talimatlar yazmaya başladı. Savunma birliklerinin hemen silahlanıp yola koyulmalarını emretti. Nehrin ayrımına ulaştıklarında Demir Balta’nın komutası altında büyük bir orduya dönüşeceklerdi.

 

Yarım saat sonra mektup Scroll’a ulaşmıştı. Ve Scroll’dan da Yüzbaşı Brian’a...

 

 

Ertesi sabah Roland, kararlaştırılan yere varmıştı.

 

Nehrin pırıl pırıl ve tertemiz aktığı yol ayrımındaydı. Nehrin bir kolu Uzun Şarkı’ya diğer kolu ise Sınır Kasabası’na gidiyordu.

 

Sınır Kasabası’na giden kol daha genişti. Zaten Kızıl Su Nehri’nin ana kanalı olarak da bu yol kullanılırdı.

 

Karaya çıktıktan sonra orada uzun süredir bekleyen cadılar karşılamıştı Roland’ı.

 

Etrafa bakan Roland: “Wendy?” dedi.

 

“Çoktan Küçük Kasaba ile dönüş yoluna geçti.” diye cevap verdi Yaprak: “Gelecek olan bir posta daha top varmış sanırım.”

 

“Duyduğuma göre her gün cadıları katleden sahte kral ile savaşacakmışsınız.” diyen Lotus daha fazla bekleyememişti: “Ne yapmamızı istersiniz?”

 

Demir Balta’nın ve ordunun toplanmasına daha vardı. O yüzden neden önceden bazı hazırlıkları halletmiyorlardı ki?

 

“Nehrin iki tarafına da savunma hattı kurmamız lazım.” Roland elindeki taşla yere bir şeyler çizerek planını açıklamaya koyuldu: “Bu çizgi düşmanı ve rotasını gösteriyor. Ben askerlerimi iki tarafa ayırıp ani bir saldırı yaparak kıskaca alacağım onları. Ama başarılı bir pusu olabilmesi için askerlerimin saldırı başlayana dek sessiz ve hareketsiz kalabilmesi lazım. Bu yüzden nehrin iki tarafında da V şeklinde birer ev yükseltmeni istiyorum. Evler uzun, duvarları ise kalın olmalı. Kendi içinde 8 bölümden oluşacak. Bir de nehre bakan ufak pencereleri olması lazım.”

 

“Anlamadım Majesteleri…” diyen Lotus’un belli ki kafası karışmıştı: “Ev yaparsak onların yerini iyice belli etmiş olmaz mıyız? Böyle saldıramayız ki. E ya bir de sahte kralın filosu hiç duraksamadan devam ederse? O zaman ne yaparız?”

 

“Duraksayacaklar. Merak etme.” diyen Roland güldü: “Zamanı gelince göreceksin.”

 

Sonra da Yaprak’a dönen Roland: “Bu evlerin etrafında bitkiler falan yeşert ve görünmez yap bu evleri.” dedi.

 

“Emredersiniz.”

 

En sonunda topçular Lotus’un bir işe yaramayacağını düşündüğü evlere doluştuklarında her şey anlam kazanmıştı. Bu evler toprak üstündeki asla batmayacak savaş gemileri rolündelerdi. Zamanı geldiğinde ve evlerin pencereleri açıldığında devasa bir ateş şöleni yaşanacaktı. 16 topun hepsinin de ıskalaması imkânsızdı. Topun başındaki adam nehri hedef alarak gözü kapalı ateş etse de yine bir şeyleri vuracağı kesindi. Belki gemiler bu saldırılar sonucu batmayacaktı. Ama büyük hasar alacaklarına şüphe yoktu.

 

Roland kendinden emindi. Haksız da değildi.

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37668 Bölüm Sayısı


creator
manga tr