Bölüm 278: Saldırı Planı

avatar
1155 1

Release That Witch - Bölüm 278: Saldırı Planı


 

Çevirmen: Lodos

Askerlerin yaklaştığını görünce kimse bir şey yapamamıştı. Bu insanların çoğu zaten aktör de değildi, öylesine oyunculuk yapmak için gelmişlerdi işte. Az önce hepsi May’e diklenirken şimdi durum tam tersine dönmüştü.

 

Çok geçmeden de odada yalnızca Sınır Kasabası’nın tiyatro grubu ve Carter kalmıştı.

 

“Yardımınız için teşekkürler.” diye eğildiler oyuncular.

 

“Çok… Öfkeliydin! İki cümle ettin ama yine de susup kaldı.” diyen Irene, May’in ellerini tutuyordu: “Bir de o tokat… Şok oldu kadın resmen…”

 

Bunları dedikten sonra da şövalyeye dönerek selam verdi: “Bay Carter, siz neden Uzun Şarkı’dasınız acaba?”

 

“Ben de bunu merak ediyordum.” diye omuz silkti May.

 

“Majesteleri’nin emirleri yüzünden.” diye cevap veren Carter sordu: “Bir şeyler içmeye gidelim mi?”

 

 

“Burada mı… Yaşıyorsun?” diyen Baş şövalye odayı incelerken biraz şaşırmıştı.

 

“Evet. Çok sıradan, değil mi?” diyen May dolaptan bir şişe şarap aldı ve kendisine bir kadeh doldurdu: “Bar yalnızca gece açılıyor, bu yüzden sana şimdilik sunabileceğim içki bu kadar.”

 

 Irene ve diğer herkes bir anda yapmaları gereken bir şey olduğunu hatırlayarak dağılmışlardı. Geriye Carter ve May kalmıştı.

 

“Evet. Biraz sıradan.” diyen Carter iki kez öksürdü: “Ailen hakkında pek fazla şey bilmiyorum doğrusu.”

 

“Ben daha küçükken annem vefat etti. Babama tiyatroda bir iş ayarladım. Günlük ayak işleriyle uğraşıyor. Akşama gelir.”

 

Bu küçük kulübe Uzun Şarkı’nın iç şehrinde, karanlık bir ara sokaktaydı. Ama May, burayı alabilmek için batının yıldızı olduktan sonra kazandığı bütün paraları biriktirmiş ve ancak öyle alabilmişti. Ev eski ve küçüktü belki. Ama dış şehirdeki tacizcilerden ve röntgencilerden kurtulmak için buna mecbur kalmıştı.

 

“Üzgünüm…”

 

“Önemli değil.” diye cevap veren May kendine de bir bardak doldurdu: “Majesteleri seni gerçekten tiyatrodaki sıkıntıları çözmen için mi yolladı?”

 

“Yok yok, hayır. Timothy sıkıntı çıkarmak için batıya yine adam yollamış. Majesteleri ve ordunun geri kalan büyük kısmı şu an yoldalar. Ben ise İkinci Ordu’yu ayarlamak, gözcüleri kontrol etmek ve çıkabilecek isyanlara karşı Hanımeli Ailesi’ne haber vermek için Küçük Kasaba ile erkenden geldim.”

 

“Bu meseleleri… Bana söylememelisin.” diyen May biraz şok olmuştu.

 

“Sen sordun. Hem zaten gizli bir operasyon falan değil ki.” diyen Carter, şaraptan bir yudum aldı: “Rahat ol. Senden sakladığım da çok şey var.”

 

“İyi.” diyen May, dudaklarını kıvırdı: “Tiyatroya nasıl geldin?”

 

“Bazı işleri hallettikten sonra tiyatro olduğunu ve senin oynadığını duydum. Bir anda da seni gerçek sahnede oynarken izleyesim geldi. Nasıl oynadığını merak ettim. Her ne kadar oyunun sonuna yetişebilsem de tıpkı beklediğim gibiydi; mükemmeldi. Oyun bitince gelip seni bir şeyler içmeye davet edecektim. Ama tam emin de olamadım. Kapının önünde durmuş düşünürken de içerdeki tartışmaları duydum…”

 

“En başından beri dışarıda mıydın?” diye kaşlarını çattı May.

 

“Gizlice sizi dinliyor gibi olmak istemezdim. Kulak misafiri olmuş oldum. Sadece bir kazaydı. Kusura bakma.”

 

May kıkırdadı: “Seni suçlamıyorum ki, öylesine sordum.”

 

“Oh be…” diyen şövalye rahat bir nefes aldı. Tam kadehine uzanacakken May onu durdurdu.

 

“Gece görevin yok mu senin? Sadece bir bardak içmene izin verebilirim. Ama…” diyen May gülümsedi: “Görev bittikten sonra istediğin kadar içebiliriz…”

 

Carter çıkınca May kendisine bir kadeh daha doldurdu ve sandalyede iyice arkasına yaslandı.

 

Şarabı ilk içtiğinden beri o acı tadı artık hoşuna gitmeye başlamıştı.

 

Carter’ın daveti konusunda çok kesin şeyler hissetmiyordu. Tıpkı elindeki şarap gibi bazı şeyleri anlayabilmek için denemesi gerekiyordu. İlk yudum her ne kadar acı gelse de sonrasında gelen o güzel aroma her şeyi değiştiriyordu.

 

Tiyatro bittikten sonra babasıyla beraber Sınır Kasabası’na yerleşmeli mi yerleşmemeli miydi? Düşünüyordu.

 

 

Roland, iki günde Uzun Şarkı’ya varmıştı.

 

Petrov ve diğer beş ailenin birkaç üyesi Roland’ı ve birliklerini karşılamaya çıkmıştı.

 

Birinci Ordu’ya gerekli konuşlandırmaları anlattıktan sonra doğrudan kısa bir toplantı için kaleye gitti.

 

Roland birkaç basamağın tepesindeki tahta oturduktan sonra aşağısında kalan soylulara duyuru yaparcasına konuşmaya başladı: “Güvenilir kaynaklarımdan aldığım habere göre Timothy, şu anda kaleye doğru geliyor. Kaç kişi olduklarını ya da hangi yolu kullandıklarını bilmiyoruz. Ama bir şeyden şüphem yok ki; o da Timothy’nin benim için geldiği. Timothy’nin değişmez bir taktiği var. Sivilleri zorlayarak veya kandırarak birliklerine katıyor. Sonrasında da hepsini haplıyor.”

 

“Afedersiniz Majesteleri…” Kurt Ailesi’nin en büyük oğlu kafası karışmış bir şekilde araya girdi: “Bahsettiğiniz bu haplar…”

 

“İğrenç, kırmızı bir hap. Sıradan bir insanı bir şövalyeden daha güçlü yapıyor. Ama hapın etkisi geçince hapı alanlar acı içinde ölüyor.” Petrov dâhil bütün soylular Kilise’nin bu hapından habersizdi. Roland, hepsine kısaca bir özet geçti. Hapın özelliklerinden ve kaynağından bahsetti. Sonra da konuşmasına devam etti: “Bu plan doğrultusunda da Timothy, batıyı zayıflatmak istiyor. Birliğinde olmayan her insan onun için bir hedef. Batı Bölgesi’nin Koruyucusu olarak sizden şunu istiyorum: Bu durumu ailenizin personellerine, sizin arazilerinizde yaşayan insanlara açıklayın ve onları şehrin içine alın. Böylece de Timothy, onlara ulaşamayacak.”

 

“Ama ya depoladığımız onca erzak ve malzemeye ne olacak?”

 

“İstediğiniz kadarını taşıyabilirsiniz. Ama size en fazla üç gün verebilirim. Üç günden sonra herkes kalenin içine toplanmış olmalı. Ben Timothy’yi yendikten sonra hepiniz serbestsiniz.”

 

Toplantı bittikten sonra Roland, Demir Balta’yı kaleye çağırttı.

 

Aslında soylulara bütün her şeyi anlatmamıştı. Şimşek ve Maggie çoktan düşmanın yerini tespit etmişti. Önceki savaştıklarına kıyasla bu sefer düşman, Kızıl Su Nehri’nden geliyordu. Amaçları Söğüt Kasabası’nı geçerek direkt Sınır Kasabası’nın ortasına çıkıvermek olmalıydı.

 

Kesinlikle sıkıntılı bir yoldu. Düşman nehirdeki yol ayrımına gelince ya dümdüz devam edip Sınır Kasabası’na saldıracaktı. Ya da bir anda doğuya dönerek Uzun Şarkı’ya çıkarma yapacaktı.

 

Birliklerini bölmeyi doğru bulmuyordu Roland. Gücü azalırdı. Yapması gereken savaşı düşmanın getirmesini beklemek değildi. Yapması gereken bizzat savaşı düşmana götürmekti.

 

Bu pusu için de en elverişli yer Kızıl Su Nehri’nin yol ayrımıydı.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18192 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr