Bölüm 276: Yeni Top Geliştirmesi

avatar
1193 1

Release That Witch - Bölüm 276: Yeni Top Geliştirmesi


 

Çevirmen: Lodos

Lucia madenleri Majesteleri’ne götürürken aklında Bülbül’ün cevabı dolaşıyordu.

 

İtiraf etmeliydi. Bülbül’ün duygularından bahsederken bu kadar sakin kalabilmesi onu şaşırtmıştı.

 

Prens’in ne hissettiğini pek bilmiyordu belki ama bir cadı ve bir Prens mi? Pek mümkün olamayacak bir şeydi. Bu yüzden duygularını kendisine saklayıp kimsenin öğrenmemesini sağlaması gerekmez miydi?

 

Bir de neden kendisi bu konudan bu kadar utanmış ve heyecanlanmıştı?

 

Ofis kapısına varan Lucia, derin bir nefes aldı ve kapıyı itti.

 

“Majesteleri, cevherleri getirdim.”

 

Roland esnememeye çalışarak: “Bir bakayım.” dedi.

 

Batı Bölgesi’nin Hükümdarı her zamanki gibi görünüyordu. Uykulu gözlerinden daha yenice şekerleme yaptığı ve kafasının tam olarak yerinde olmadığı anlaşılıyordu. Sandalyesinde arkaya doğru yaslanmıştı ve rahat bir şekilde konuşuyordu. Diğer herhangi bir soylu gibi kasıntı değildi.

 

Lucia da onu böyle görünce gerginliğinden kurtuldu ve rahatladı. Sonra torbasından Kuzey Yamaç Madeni’nde bulduğu cevherleri yavaşça birer birer masaya dizdi.

 

Lucia’nın yeteneği yüzünden küçük parçalara bölünen cevherlerin hepsi aynı gözüküyordu. Renkleri mat değildi. Aksine gümüş beyazlığındaydı. Ve Prens gibi görmüş geçirmiş olmayan birisi bu taşları birbirinden ayırt edemezdi.

 

Ama onlara bakarak uzun bir süre geçiren Prens’in kaşları halen çatıktı. Önce ağırlıklarına bakmak için birer birer eline aldı. Sonra da güneş ışığında bakabilmek için hepsini pencerenin önüne götürdü. En sonunda da ellerini sallayarak: “Ne olduklarını anlayabilmemiz için bunları Bay Sichi’ye vermek dışında bir çaremiz yok sanırım. Şimdilik gidip antrenmanlarına devam edebilirsin. Anlamadığın herhangi bir şey olursa Anna’ya sor lütfen.”

 

“Ne? Majesteleri’nin bilmediği bir şey mi vardı yani? Nasıl olabilirdi ki böyle bir şey?”

 

Aklından bunları geçiren Lucia eğilerek: “Emredersiniz.” dedi.

 

Tam ofisten çıkacaktı ki Roland tekrar seslendi.

 

“Bir şey daha var. Test sonucun harika. 68 alarak sınıfta dokuzuncu olmuşsun. Hem de sadece bir ayın sonucunda. Bunu başarmak hiç de kolay değil, devam et. Bir de umarım Bell de bir sonraki sınava katılır.”

 

“Emredersiniz!” diye heyecanla haykırdı Lucia.

 

*

 

Küçük kızın neşeyle selam verip çıktığını gören Roland, masadaki metallere bakıp iç çekti ve düşünmeye başladı: “Çok safmışım… Bütün madenleri tek bir cevhere dönüştürerek ana maddeyi bulmak mı? Ah… Ne kadar saçma bir fikir... Keşke jeoloji bilgim de mühendislik bilgim kadar olsaydı… Onları çıplak gözle ayıramıyorum ki. Bunları baş simyacıya vermek en iyi tercih olur. Benim tahminlerimdense onun gözlemleri daha tutarlı sonuçlar verebilir.”

 

Bu konuya ilişkin son kararını verince bir kâğıt çıkardı ve yaklaşan Şeytan Ayları’nda neler yapması gerektiğini planlamaya başladı.

 

Yaz bitmek üzereydi. Şeytan Ayları’ndan önceki üç aylık sonbahar, hazırlık yapabileceği son zamandı. Batıdan gelecek şeytani canavarlara karşı doğudan gelebilecek Kilise ve Timothy konusunda da gözünü açık tutmalıydı. Geçen sene ay sonunu bile getiremezlerken şimdiye dek Sınır Kasabası devasa büyüklükler geçirmişti. Demir üretiminde çok ilerlemişlerdi. Bir düzine de cadının yardımıyla muhtemelen demirden geçilmez bir kale haline gelecekti Sınır Kasabası.

 

Bir önceki senenin savaşlarına dayanarak Roland kolaylıkla onları en çok zorlayacak şeyin melez şeytani canavarlar olduğunu biliyordu. Onlara karşı mermi kullanamazdı. Ya yakın mesafeden patlamalar yapabilmesi ya da cadıları canavarın üstüne yollaması gerekecekti. Ki iki durum da büyük risk taşıyordu.

 

Ayrıca bir de şimdiye dek insan düşmanlarının yalnızca piyade birlikleriyle ya da birkaç şövalyesiyle savaşmıştı. Diğer tarafta nasıl kuşatma silahları olduğunu bilmiyordu. Karşı tarafın ağırlık mancınıkları ya da salıncak mancınıkları olması halinde çok büyük sorunlar yaşayabilirdi. Bir topun ateş edilmesi için gereken süre çok fazlaydı. Çok elverişsizdi aslında bu toplar.

 

Bütün bunları düşünerek sonunda yeni bir top geliştirmesi gerektiğine karar vermişti.

 

Roland uzun bir süre kafa patlattıktan sonra bu yeni topa gereken şeylerin hepsini bir kâğıda yazmaya başladı.

 

İlk olarak epey geniş bir mesafesi epey de fazla gücü olması gerekiyordu. Öyle ki; binlerce metre öteden bir melez canavarı etkisizleştirebilmeliydi. İkinci olarak arkadan doldurmalı olmalıydı. Böylece topun ağzını rahatlıkla yönlendirebilmekle kalmayacak aynı zamanda eskisinden daha da hızlı ateş edebileceklerdi. Ve en önemlisi de topun yalnızca bir savunma silahı olarak değil bir saldırı silahı olarak da kullanılabilmesi gerekiyordu.

 

Bu yüzden de uzun namlulu ağır top tarzında ve yüksek kalibreli bir top yapmalıydı.

 

Roland ilk başta o savaş gemilerinde kullanılan 2,5 cm’lik canavarlardan kullanmayı düşündü. 15 km’lik menzilleri ve vurduğunu yerin dibine gömmesi gibi güçlü özellikleriyle bu toplar gerçekten bir harikaydı. Ama bu fikir aklına gelir gelmez reddetti. Her ne kadar üretim aşamasında sıkıntı yaşamayacak olsa da Sınır Kasabası bu hammaddeler açısından biraz kısıtlı durumdaydı. Şu anda tek yapabildiği çelik kuvvetinde dövülmüş demir üretebilmekti. Pek fazla imkânı yoktu yani. Bu yüzden Roland kalibreyi 152 mm olarak ayarlamaya karar verdi.

 

Topta aşağı yukarı kayabilen standart bir kama bloğu kullanacaktı. Atış yapıldıktan sonra aşağı çekilecek kovanı bırakıp yerine yeni top yerleştirilince de tekrar yukarı çıkarılacaktı. Böylece barut sağa sola değil sadece ileri patlayacaktı. Bir keskin nişancı tüfeği sistemini topa uyarlıyordu. Dönüşümlü ya da yatay bir kama bloğuna kıyasla standart kama bloğu kullanmak, topun hızını artıracaktı.

 

Eğer Roland hızlı ateşleme istiyorsa topu kullanacak askerlerin geri tepme mekanizması kullanmaları gerekecekti. Bu mekanizma da temel olarak iki bisiklet pompasına benziyordu. Pompalardan biri yağ ile, diğeri de gazla dolu olacaktı. Namlu geri tepme yüzünden arkaya gelerek iki pompayı sıkıştıracaktı. Yağ ile dolu pompa geri tepmenin etkisini azaltırken gaz ile dolu pompa da topun eski konumuna dönmesine yardım edecekti.

 

Son kısım ise, dış tabakaydı.

 

Roland ne olur ne olmaz diye iki farklı tabaka üretmek istiyordu. İlki bir merminin sert metal başlıklı genişletilmiş bir halinden oluşacaktı. Diğeri ise sonraki zamanlarda kullanılan obüsler gibi patlayıcı başlıklı olacaktı. Ama patlayıcı başlıklar üretmesi şu anda biraz zordu. Şeytan Ayları gelmeden bitirme ihtimali zayıftı. Bu yüzden de şimdilik ilk düşündüğü ile yola devam edecek, ikinci fikrine ise başka bir zaman bakacaktı. Sert metal bir başlıkla bile melez canavarlarla ya da kuşatma silahlarıyla başa çıkabileceğini düşünüyordu.

 

Hangi dış tabakayı kullanırsa kullansın her türlü çok fazla dumansız barut tüketmesi gerekecekti. İki ana asidin seri üretimine başlayamamaları halinde bu silahlar sadece özel silahlar olarak kalırdı. Yani öyle düşündüğü gibi sürekli kullanamazdı bu topları.

 

Tam o sırada kişisel muhafızlarından birisi içeri girdi ve: “Majesteleri! Kral Şehri’nden gizli bir mektup geldi!” dedi.

 

Roland hemen elindeki çizimleri bir kenara koydu ve mektup zarfını açtı. Tam kimin yazdığından emin olamasa da en son okuduğu cümle ile bu mektubun Theo’dan geldiğini anlamıştı:

 

“Majesteleri! Bugün Kral Şehri’nden 1000 kişi çıktı. Batı’ya geliyorlar!”

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr