Bölüm 275: Lucia ve Bülbül

avatar
1216 2

Release That Witch - Bölüm 275: Lucia ve Bülbül


 

Çevirmen: Lodos 

Lucia dikkatli bir şekilde üç demir külçeyi yatak odasının zeminine koydu. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Geçmişteki tecrübelerini düşünerek ellerini gerdi ve büyüsünü yapmaya hazırlandı.

 

Bu külçeleri yapan da bu yöntemi ona öğreten de Anna idi. Üç demir külçenin üçü de farklı karışımlardan yapılmaydı. Külçeler gümüş ve bakırla karıştırılmıştı. Lucia’nın görevi demire zarar vermeden maddeleri ayrıştırmak ve en fazla gümüşe sahip olan külçeyi bulabilmekti.

 

Bu, büyüsünü her külçeye teker teker uygulaması gerektiği anlamına geliyordu.

 

Öbür türlü bu karışımlar dağılırdı ve külçeler ikiye bölünürdü. Valencia’daki evindeyken yeteneğinin zor kontrol edilebilen bir yetenek olduğunu düşünmesinin sebebi buydu. Kâğıt ürünlerini ayrıştırabiliyordu. Ama büyüsünü ve büyüsünün etkilerini tam olarak bilmediğinden dolayı sonuçlar pek tutarlı olmuyordu. Hatta bazen kâğıt yapımında kullanılan sulara kadar büyü yapabildiği oluyordu.

 

Sınır Kasabası’ndaki cadıların ona ilk öğrettikleri şey; yeteneklerinin kontrolünü öğrenebilmek için sürekli pratik yapmasının gerekliliği idi.

 

Lucia görünmez ve soyut büyü gücünün tamamıyla kontrol edilemeyeceğini düşünüyordu. Ta ki Anna siyah ateşiyle bazı nesnelerin boylarını falan kolaylıkla ölçene kadar. Lucia’nın haksız olduğu anlaşılmıştı. Anna büyüsünün ne kadar çıkacağını da ayarlayabiliyordu. İstediği kadar sıcak ateşler ya da istediği kadar büyük ateşler yakabiliyordu.

 

"Abla… Yine mi çalışmaya başlayacaksın?" diyen Bell, merakla kafasını uzatmıştı: “Daha yeni öğle yemeği yedik ama…”

 

Lucia parmağını şıklattı ve demir külçe bir anda birkaç farklı toz yığınına bölündü.

 

"Çalışırken beni rahatsız etmemeni söylemiştim." diyen Lucia kız kardeşinin kafasına hafifçe vurdu ve: “Sen kitabını oku.” dedi.

 

"Anlamıyorum ki. Kelimelerin yarısının ne demek olduğunu bilmiyorum. Senin aksine okuma yazmam yok benim."

 

"Bu yüzden daha fazla okuman lazım. Birçok kelimenin kökü birbirine yakın. Daha önceden görmemiş olsan bile manasını tahmin edebilmen gerekiyor. Böyle böyle gelişecek zaten."

 

"Peki…” diyen Bell, kafasını geri çekti.

 

Lucia büyüsünün yavaşça aktığını hissederek ikinci demir külçeye odaklandı. Büyüsünün bir tülbent olduğunu düşündü ve yavaşça büyüsüyle demir külçenin etrafını sarmaya başladı.

 

"Ben geldim."

 

Kapı bir anda açılmış ve içeri sarışın bir kadın girmişti: “Pardon… Çalışıyor muydun?"

 

“Bülbül Ablaaa!” diye neşeyle haykırdı Bell.

 

İkinci demir külçe de toza dönüşmüştü.

 

Lucia iç çekti ve bu öğleden sonra daha fazla çalışamayacağını düşünerek metal tozlarını çuvala toplamaya başladı.

 

"Bu senin için." diyen Bülbül, sütlü bir dondurma uzattı.

 

Lucia sordu: "Teşekkür ederim. Ama bu sadece ikindi atıştırmalarında verilmiyor muydu?”

 

Bülbül, gururla göğsünü şişirdi: “Bunu Majesteleri’nden bir ödül olarak istedim. Ah evet… Bir tane de sana var." Diğer dondurmayı da Bell’e uzattı.

 

"Bülbül Abla süpersin!"

 

‘Yemeği görür görmez öz ablasını unutuyor!’ diye içinden geçirdi Lucia. Ama dondurmadan bir kaşık alınca Bell’i az çok anlayabilmişti. Sütlü ve ballı dondurma ağızda eriyordu. Hem serindi hem de tatlıydı.

 

Bu sıcak yaz gününde kimse bu dondurmaya direnemezdi. Majesteleri’nin neden sadece ikindi atıştırmalarında dondurma dağıttığını şimdi anlıyordu. Böyle eşsiz bir lezzet çok fazla paraya mal oluyor olmalıydı.

 

Böyle düşünen Lucia, sormaktan geri duramadı: “Majesteleri’nden nasıl istedin bunu?"

 

Bülbül güldü: “Sınavda Wendy ve Yaprak’tan sonra gelip üçüncü olmuşum. Ama Majesteleri benim barajı bile geçemeyeceğimi düşünüyormuş. Bu başarının ne kadar büyük bir şey falan olduğunu anlatıp sonunda da bir şeyler istedim."

 

"Anlıyorum...” diyen Lucia bir an tereddüt etse de sordu: “Benim sınavım nasılmış?”

 

"68 almışsın. Ama kaçıncı olduğunu bilmiyorum."

 

"Tüh, çok düşük ya…" diyen Lucia’nın morali bozulmuştu.

 

"Gayet iyi, gayet iyi.” diyen Bülbül, Lucia’nın başını okşadı: “Daha zaten sen derslere katılmaya başlayalı çok olmadı. Doğa Bilimi ve Matematik’te görmediğin çok şey var daha. Anlamadığın bir yer olursa bana istediğin zaman sorabilirsin."

 

"Ya ben… Ben de sorabilir miyim?" diyen Bell, ellerini kaldırdı.

 

“Elbette.” diyen Bülbül gülümsedi: “İstediğin zaman.”

 

"İlkokulu geçince ben de kendi işimi seçebilecek miyim?"

 

"Senin için daha erken. Majesteleri en erken çalışma yaşının 14 olduğunu söyledi. Sen daha 10 yaşındasın." dedi Lucia.

 

Küçük kız isteksizce konuşmaya başladı: “Bir an önce başlamak istiyorum. Çünkü evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi şeyler için çok para gerekiyor. Para yetmezse hayat çok zorlaşır!"

 

"Kimden duydun bunları?" diye sordu Lucia.

 

"Babamdan. Sürekli bize daha fazla yetemeyeceğinden bahsedip duruyordu."

 

Bülbül güldü ve: “Nerede çalışmak istiyorsun peki?” diye sordu.

 

"Kimya laboratuvarında!" diye elini kaldırdı Bell: “Ben bir simyacı ve filozof olup herkesin saygısını kazanmak istiyorum!”

 

"Pek de iyi olmayabilir." diyen Bülbül, başını salladı: “Laboratuvar epey tehlikeli bir yer.”

 

"Tehlikeli mi?" İki kardeş de bir ağızdan böyle sormuştu.

 

"Evet.” diyen Bülbül, kollarını iki yana açtı ve konuşmaya başladı: “Simyacıların sürekli asitlerle çalışmalarını geçin, sürekli laboratuvarda patlamalar da yaşanıyor. Baş simyacılar bile böyle sorunlardan kaçamıyor. Hatta geçen sefer baş simyacının dört parmağı bir patlama yüzünden koptu. Nana olmasaydı Bay Sichi hayatı boyunca dört parmağı olmadan yaşayacaktı.” Bir an duraksayan Bülbül devam etti: “Son zamanlarda yeni başlatılan bir barut projesi var. Majesteleri, bu barutun öyle tehlikeli olacağını düşünüyor ki; sırf bu barut projesi için ayrı bir laboratuvar inşa ettirdi.”

 

"Kötüymüş… Peki sen ne tavsiye edersin?" diyen Lucia, ellerini boynuna doladığı kız kardeşinin öyle kötü yerlerde çalışmasını istemiyordu.

 

"Tabii ki Belediye’ye girip bir hükümet memuru olmayı tavsiye ederim."

 

"Hükümet memuru mu..?”

 

"Ee… Majesteleri böyle diyordu. Genel tabirle memur diyebiliriz." diyen Bülbül iki kez öksürdü ve devam etti: “Gayet mantıklı, risksiz ve güvenli bir iş. Maaşı da epey yüksek. Bir bölüm başına geçildiğinde alınan maaş bir cadının maaşı ile eşdeğer."

 

"Anlıyorum.” dedi düşünceli görünen Lucia.

 

"Bülbül Abla, sen Majesteleri’ni seviyor musun?" diye bir soru sordu Bell: “Sürekli Majesteleri böyle diyordu, Majesteleri şöyle diyordu diye alıntılar yapıyorsun. Annem birisi, sürekli bir kişiden alıntı yapıyorsa onu çok seviyordur demişti bir keresinde."

 

Bell’in sorusu Lucia’yı şaşırtmıştı: “Ah, nasıl böyle bir soru sorabildi? Bu çok kaba. Normal arkadaşlar bile bu kadar açık seçik soramazlar ki… Hele de Bülbül gibi birisine…”  diye geçirdi içinden.

 

Lucia, tam Bell’in ağzını kapatıp özür dileyecekti ki Bülbül, açıkça cevap verdi: “Evet. Onu seviyorum.”

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr