Bölüm 260: Parfümlü Sabun ve Şarap

avatar
1349 0

Release That Witch - Bölüm 260: Parfümlü Sabun ve Şarap


 

Çevirmen: Lodos

Güneş dağların arkasında kaybolurken yakıcı sıcaklık biraz hafiflemişti. Ağustos böcekleri bile eskisi kadar ses çıkarmıyordu artık. Ama okyanusun hemen dibindeki Uyku Adası’na kıyasla yine de Sınır Kasabası epey sıcaktı.

 

Her yeri terle kaplanan Evelyn, ikinci kata çıkıp odasının kapısını açtığında yüzüne bir serinlik çarpmıştı.

 

Bugünkü test, seni yormuş olmalı.” diye bir ses geldi. Siyah saçlı ve büyük görünen bir kadın gülümseyerek konuşuyordu: “Nasıldı, herhangi bir sorun çıktı mı?”

 

Kadının ismi Scroll idi. Cadı Birliği’nin en büyük cadısı olmakla kalmıyordu. Aynı zamanda çok da iyi bir ablalık görevi görüyordu. Birbirlerini daha bir gündür tanıyor olsalar da Scroll, Evelyn’e çok iyi davranıyordu.

 

Ben… Bilmiyorum.” diye cevapladı Evelyn: “Diğer herkes yeteneklerini gösterdi. Ama sıra bana geldiğinde Majesteleri birkaç soru sordu sadece. Yoksa… Benim bir işe yaramadığı mı falan mı düşünüyor?”

 

Ona soğuk su dolu bir bardak uzatan Scroll konuşmaya başladı: “Hiçbir cadı işe yaramaz ya da faydasız değildir. Sadece Majesteleri, daha keşfedememiştir. Bunu kendisi sürekli söyler bize, endişelenmene gerek yok.”

 

Ama…” diye konuşacak olan kız, soğuk sudan bir yudum aldıktan sonra sustu.

 

 “Yoksa senin faydasız olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden dışlanacağını falan mı düşünüyorsun?” diyen Scroll gülüyordu: “Hala Cadı Birliği’nde olsaydık bu dediğin mümkün olabilirdi. Ama Sınır Kasabası’na geldik geleli Majesteleri bize karşı hiç kötü bir davranış göstermedi. Sinekkuşu da bunu onaylayacaktır.”

 

Dolapta bazı kıyafetler arayan kız, Scroll’a katıldı: “Aynen öyle. Mesela benim, Lily’nin, Gizemli Ay’ın ve Nana’nın şimdilik yapacak pek bir işi yok. Bu yüzden Majesteleri bize sıkılmamamız için oyunlar oynamamızı söyledi.”

 

Sıkılmamanız… İçin mi?” diyen Evelyn’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

 

Kulağa inanılmaz gibi geliyor, değil mi? Yapılacak bir şey olduğunda çok sıkı çalışman gerekir. Ama yapılacak bir şey de yoksa rahatlıkla oyun oynayabilir ve keyfine bakabilirsin. En azından kendisi bize böyle söyledi. Sadece arada Majestleri’nin biraz taraf tuttuğunu düşünüyorum. Anna ile çok yakınlar.”

 

Tabii öyle olacak. Anna, Majestleri’nin tanıştığı ilk cadı. Birbirlerini çok daha iyi tanıyorlar.” diyen Scroll araya girdi ve küçük kızın kafasına hafifçe vurdu: “Hadi eşyalarını al. Bu akşam çok su kalmayabilir.” Sonra da Evelyn’e bakan Scroll: “Sen de bizimle gel.” dedi.

 

Nereye gidiyoruz?” diye kafası karışmış bir halde sordu Evelyn.

 

Duş almaya.” diyen Scroll gülümsüyordu: “Yazın duş almaktan daha zevk verici bir şey yok. İnan bana…”

 

Evelyn, diğer ikisini banyoya kadar takip ettiğinde şaşkınlıktan bir çığlık attı. Sanki yemyeşil bir ova vardı gözlerinin önünde. Gökyüzünde açık bulutlar ve parlak bir mavi renk… Ve altın renginde bir güneş…

 

Bu…

 

Soraya’nın başyapıtı.” diyen Scroll güldü: “Bu sadece bir resimden ibaret değil. Ayakkabılarını çıkarınca anlayacaksın.”

 

Scroll’un dediğini yapan Evelyn, tahta sandaletlerini çıkardı ve banyonun girişindeki ayakkabılığa bıraktı. Sonra da çıplak ayakla ‘ovaya’ adım attı. O anda da Scroll’un ne demek istediğini anlamıştı. Sanki gerçekten bir ovada ya da kırda yürüyormuş gibiydi. Ayaklarına değen çiğ damlaları da ayrı rahatlatıcı idi.

 

O sırada Scroll da tokasını çıkararak saçlarını salmıştı. Evelyn, Scroll’un duvara doğru giderek bir kolu çevirdiğini devamında da yukarıdaki bir yuvarlak delikten su akmaya başladığını gördü.

 

Sinekkuşu da gelmiş ve kafasının etrafına bir şey sararak konuşmaya başlamıştı: “Bu, Majesteleri’nin geliştirdiği bir banyo. Aşırı süper bir şey. Gel hadi, nasıl kullanacağını göstereyim.”

 

 

Evelyn, yatak odasına geri döndüğünde bütün vücudu rahatlamış gibi hissediyordu.

 

Daha önce hiç bu kadar rahat bir banyo yapmamıştı. Kokulu sabun, vücudunda köpükler oluşturmuştu. O köpükleri yıkayınca da üstündeki yapış yapış his bir anda gidivermişti. Yerini serinletici bir his almıştı. Kıyafetlerini de giymesine rağmen çok sıcak basmıyordu. Vücudundan güzel kokular yayılıyordu.

 

Cadı Birliği’ndeki cadıların bir günleri böyle mi geçiyordu yani?

 

Evelyn hala inanamıyordu. Ailesi Kral Şehri’nin dışındaki barlardan birini işletiyordu. Çoğu müşterileri ayyaşlar ya da çiftçiler olsa dahi sürekli iç şehirde yaşayan soyluların hayatlarından bahsediyorlardı. Orada garsonluk yaparken pek çok hikâye duymuştu. Şarap banyoları… Süt banyoları… Güllü sular… Ama duyduğu en abartılı hikâye bile az önce yaşadığı şeyle kıyaslanamazdı. Eveleyn, hiçbir süt ya da şarap banyosunun bu kadar rahatlatıcı olacağını düşünmüyordu.

 

Bu kalenin asıl sahibinin bir Prens olduğunu ve haliyle rahatlık gibi şeylere önem verdiğini hatırladı. Ama cadılar da mı aynı rahatlıklardan yararlanabiliyorlardı? Uyku Adası’ndan gelirken hiç böyle şeyler beklemiyordu Evelyn.

 

Aç mısın?” diye soran Scroll saçını geri bağladı: “Akşam yemeği yakın, hadi salona geçelim.”

 

Salon birinci kattaydı. Uzunca bir masa türlü türlü yemeklerle donanmıştı. Evelyn kabataslak sayınca masada altı tencere et olduğunu gördü. Aynı şekilde yumurta çorbası, sebze çorbası ve rosto mantar da vardı. Dünküne kıyasla hiçbir şey eksik değildi.

 

Bütün cadılar yerlerine geçince beraber yemek yemeye başladılar. Evelyn, çok geçmeden bazılarının çatal ve bıçak yerine iki tane ahşap çubuk kullandıklarını fark etti. Majesteleri de aynı şekilde yiyor hatta neredeyse hiç çatal bıçak kullanmıyordu. O ahşap çubuklarla yemek yerken çok rahat görünüyordu. Masadaki ördek, tavuk veya sığır etleri bütün şekilde değildi. Hepsi doğranmıştı. Bazı kısımlar ile direk kemikleriyle kızartılmıştı. Böylece yemesi daha da kolay oluyordu.

 

Yemek sona erdiğinde Prens ellerini çırptı ve konuşmaya başladı: “İki yeni şey geliştirdim. Bunları piyasaya sunmak istiyorum. Ama tam da emin değilim. Bu yüzden önce sizin fikirlerinizi öğrenmek adına size sormayı umuyordum.”

 

“Ne? Yoksa yiyecek bir şey mi?”

 

“Ben denerim, ben denerim!”

 

“Ben de, ben de!”

 

Birkaç cadı böyle seslenmişti. Onların bu tepkilerini görüp şaşıran Evelyn, Scroll’a baktı. Scroll, onun şaşırdığını görünce güldü ve açıklamaya başladı: “Majesteleri bazı şeyler icat ediyor… Ahşap yemek çubukları ve dondurma gibi... Ya da senin de az önce kullandığın parfümlü sabunlar gibi şeyler… Bunları üretime geçirmeden bize sorarak fikir alıyor.”

 

Prens, öksürerek boğazını temizledikten sonra: “İlk ürünümüz bir şarap. Klasik biraya kıyasla her ne kadar daha yumuşak bir tadı olsa da her türlü daha sarhoş edici. Bu yüzden küçükler bize katılamayacak.”

 

“Bu haksızlık Majesteleri!” diye haykırdı Şimşek: “Ben 20 yıllık bir denizciden daha çok içebilirim!”

 

“Eee… Yine de olmaz.”

 

“Üfff…” diyen küçük kız dudaklarını kıvırdı. Roland ise hiç oralı olmayarak hizmetçilere içkileri getirmelerini işaret etti.

 

Evelyn’in önüne üç bardak yerleştirilmişti. Hepsinin içinde farklı renkte sıvılar vardı. İçkilerden biri su gibi renksiz ve şeffaftı. Bir diğeri, süt beyazıydı. Sonuncusu ise parlak bir turuncu renkte idi. Titreyen mum ışığının altında sonuncu bardakta yüzen küçük nesneleri görebiliyordu.

 

“Bardaklardaki içkiler sırasıyla saf beyaz şarap, süt karışımlı beyaz şarap ve son olarak da elma suyu karışımlı beyaz şarap.” diye tanıttı Roland: “İsteyenler buz ekleyebilir. Ama ne kadar buz eklerseniz şarap da bir o kadar tadını yitirecektir.”

 

Sonra da Evelyn’e gülümsedi Prens: “Farklı çeşit içkiler yapabilme yeteneğin var. Aynı zamanda ailen de zamanında bir bar işletiyormuş. Bu yüzden senin değerlendirmeni duymak isterim.”

 

Evelyn, biraz heyecanlansa da turuncu içkiden bir yudum aldı. Ve tıpkı Majesteleri’nin söylediği gibi yoğun bir şaraptı. Boğazını ufak yakmıştı. Dilinin ucunda bir acılık hissetse de devamında gelen elma suyu tadı o acılığı silip süpürmüştü. Ama en sonunda da ağzında aşırı başarılı bir şarap tadı kalmıştı.

 

İnek sütü karışımlı beyaz şarap biraz daha yumuşaktı. Ağzındaki bütün acılığı alıp götürmüştü. Sütün yanında bal ya da şeker gibi tatlı bir tat daha almıştı. O tatlılık şarapla birleşince harika olmuştu.

 

Son bardağa geçmişti Evelyn. Ufak bir yudum aldı. Bir anda bütün boğazını yakmıştı bu şarap. Tıpkı tahmin ettiği gibi sadece şarap tadı alıyordu. Başta yanıyor devamında da hafif bir tatlılık geliyordu.

 

Bütün bunlar… Harika.” dedikten sonra bardağı masaya koydu ve derin bir nefes aldı: “Majesteleri, bu şarapları bazı insanlar çok acı ya da sert bulabilir. Ama şaraptan anlayanlar ve şarap içmeyi sevenler kesinlikle bayılacaktır bu şaraplara.”

 

“Öyle mi?” diyen Roland güldü: “Bunu duymak güzel. Benim asıl yapmaya çalıştığım şey şarabın güçlü olmasını sağlamaktansa daha içilebilir bir şarap yapmak. Bunu başarabileceğimi düşünüyorum. O yüzden zamanı geldiğinde senden bu şaraplardan birer örnek hazırlamanı isteyeceğim.”

 

Ne? Majesteleri, onu ayaküstü bir teste mi sokmuştu yani? Hala şokta olsa da mecburen cevap verdi: “Emredersiniz Majesteleri.”

 

Bütün tabaklar ve yemekler kaldırılınca Roland, hizmetçilerine emretti ve hizmetçiler de bir yığın kutuyu getirip masaya bıraktılar.

 

“Bunlar da benim ikinci ürünüm. Aynı zamanda size vereceğim bir hediye.” diyen Prens bir an durdu ve sonra devam etti: “Bunlar, özel bir kıyafet.”

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr