Bölüm 259: Uyku Adası’nın Cadıları – Part 2

avatar
1210 0

Release That Witch - Bölüm 259: Uyku Adası’nın Cadıları – Part 2


 

Çevirmen: Lodos

Test edilen dördüncü cadı Sylvie idi.

 

Roland ne zaman bu cadı ile karşı karşıya gelse geriliyordu. Bunun sebebi, Bülbül’ün de raporladığı gibi çok yalan söylemesi değildi. Modern toplumlarda insanlar akrabaları ya da yakın arkadaşları haricinde kimseyle açık açık konuşamazdı. Ama bu kız aşırı dobra dobra konuşan bir kızdı.

 

Roland, sanki ondan hiçbir şey saklayamayacakmış gibi düşünüyordu. Bütün engelleri aşabiliyordu. Roland, giydiği kıyafetlerin onun önünde pek de bir etkisi olmadığını düşündü bir an. Refleks olarak da bacaklarını biraz daralttı.

 

Beş cadı arasındaki en garip cadı oydu. Deniz yeşili saçları, omzuna kadar uzanıyordu. Uzun kaşları vardı. Saçlarındaki kırıklardan ve yıpranmalardan dolayı sanki bir fotoğrafın içinden çıkıp gelmiş gibiydi. Özellikle de kehribar rengi gözleri öylesine derindi ki gelen ışığı direkt yansıtabiliyordu. Bir süre gözlerine kitlenip kalan Roland, kendisine kızıl bir mermi geliyormuş gibi hissetmişti.

 

Sylvie’nin yeteneği çok anlaşılmaz bir şey değildi. İç görüşünü kullanarak etrafında olan biten her şeyi görebiliyordu. Arkasını bile… Dahası herhangi bir engeli delip geçebiliyordu. Ne kadar derinliği olursa olsun istediği takdirde o engelleri de geçebiliyordu. Bülbül’de olduğu gibi onun da bir yan yeteneği vardı: Cadıların barındırdıkları büyüyü ve o büyünün hareketlerini gözlemleyebiliyordu.

 

Bu Roland’ı çok şaşırtmıştı. Yan yetenekleri bire bir aynı idi, acaba ana yeteneklerinin de aynı olabilme ihtimali var mıydı? Roland, bu soruyu Sylvie’ye sorduğunda bir süre tereddütte kalan Sylvie, Uyku Adası’nda bu yeteneğe sahip başka bir cadı daha olmadığını söylemişti. Sonrasında Roland, Bülbül’ün sol omzuna bir çimdik attığını duyumsadı. Bu, Sylvie’nin doğru söylediğine dair bir işaretti.

 

Roland: “Demek ki epey nadir bir yetenekmiş.” diye düşündü.

 

En son test edilen cadı Candle idi.

 

O da tıpkı Anna gibi yetişkinliğine bir önceki Şeytan Ayları’nda ulaşmıştı. Küçükken yeteneği yalnızca mumları, lambaları ya da meşaleleri yakmasına yarıyordu. Ama yetişkin olduktan sonra büyüsü daha dengeli bir hal almakla kalmamış aynı zamanda genişlemişti de. Gelişen yeteneği sayesinde bir nesnenin özelliklerini bir süre daha koruyabilmeye başlamıştı. Örneğin, bir buz parçasına büyüsünü uyguladıktan sonra o buz parçası güneşin altına konsa dahi hemen erimiyor aksine bir süre daha soğuk kalmaya devam ediyordu.

 

İlk bakışta bu yetenek, Roland’a epey inanılmaz gelmişti. Bu yeteneği kullanarak ilkel yöntemlerle yapamadığı pek çok şeyi yapabileceğini düşünmüştü. Ama birkaç testten sonra Roland, kızın yeteneğinin çok da düşündüğü kadar harika olmadığını fark etmişti. Yeteneği dokunma modeline giriyordu. Yani büyüsünü uygulayabilmek için bir nesneye temas etmesi şarttı. Ama yüksek sıcaklıklı şeylere temas edemeyeceği için yeteneği biraz da olsa kullanışsız kalıyordu. Anna haricinde kimse binlerce derece sıcaklıktaki bir nesneye dokunamıyordu.

 

Candle’ın büyüsünü uyguladığı nesne normal haline dönerken daha fazla büyü harcanıyor ve süresi de haliyle daha da kısalıyordu.

 

Roland bu noktayı kesinleştirmek için bir buz parçasını ikiye kesip önüne koymuştu. Birini mangal gibi yanan yere, diğerini de su dolu bir leğene atmıştı.      Yere atılan buz parçası bir hafta dayanırken diğeri hiç erimemişti.

 

Bu, koyulan yüzeyin sıcaklığı ne kadar fazla ise büyünün de o kadar verimsiz kaldığı anlamına geliyordu.

 

Tabii büyünün uygulanacağı nesnenin büyüklüğü de Candle için önemli idi. Tıpkı Sinekkuşu ve Gizemli Ay’da olduğu gibi nesne ne kadar büyürse o kadar fazla büyü gerekiyordu. Bülbül’ün gözlemlerine göre Candle’ın büyü seviyesi ortalarda idi. Büyü şekli de merkezinde yoğun olan altın bir kasırgayı andırıyordu.

 

Ama bütün bu sıkıntılara rağmen bu içine kapanık kızı, Roland en iyi seçimlerinden birisi olarak görüyordu. Bir sanayi alanında bir nesnenin normal halini korumak çok değerli bir özellikti. Burada asıl nokta ‘korumak’ kelimesiydi. Sürekli ısıtma, soğutma ya da metallere uygulanabilecek diğer işlemlerin sürekli tekrarlanması metali yorarak bozulmaya sebebiyet verirdi. Eğer birtakım makinelerin ana malzemelerini normal halleriyle ‘koruyabilirse’ makinelerden olağanüstü verim alınabilirdi.

 

Diğer bir deyişle, Candle düşük kaliteli sanayi malzemelerini bile üst düzey hale getirebilirdi.

 

 

Roland, ofise dönünce cadılara dair yazdığı notları gözden geçirdi ve sonra geleceğe dair planlamalar yapmaya başladı.

 

Nasıllardı?” diyen Bülbül kafasını sisten çıkararak sordu: “Çok beğendiğin var mı içlerinden?”

 

Hepsi gayet iyi.”

 

Ne?! Hepsini mi beğendin?”

 

Roland, Bülbül’e bir bakış attı. Bülbül de o sırada bir balığı mideye indirmekle meşguldü.

 

Şu anda ona en çok yararlı olacaklar Lotus ve Candle idi.

 

Lotus, yer değiştirme yeteneği sayesinde bir sur inşa edebilirdi. Böylece hem inşaat hızı artardı hem de bir süreliğine de olsa yeni baştan bir taş duvar yapmakla uğraşmazlardı. Kuzey Yamaç Dağı ile Kızıl Su Nehri’nin arasındaki küçük bölgeyi onun çalışmasına ayırmıştı.

 

Yeni toprak sur, Gizemli Orman’ın dış kısmına kadar uzanacaktı. Bu genişleme kasabanın yüzölçümünü neredeyse iki katına çıkaracaktı. Birinci Ordu’yu konuşlandırarak ve şeytani canavarların da yalnızca belli bölgelerden geçmelerini sağlayarak savunma konusunu da çözmüş olacaktı. Geçmişteki tahta mızraklara ve çakmaklı tüfeklere kıyasla Birinci Ordu devasa bir gelişim yaşamıştı. Ayrıca birkaç savunma barikatı falan da düşünüyordu Roland.

 

Roland’ın aklında bir de Lotus’tan güney dağına giden bir yol açmasını istemek vardı. Bu sayede kayalıklara ve kıyıya kolay erişim sağlayabilecekleri vardı. Hatta böylece kasaba kendi özel limanına da sahip olarak Fjordlar ile ticaretini kolaylaştırabilecekti. Kayaları düzlemek ve yeri genel olarak bir limana uydurmak epey büyü isteyecek bir şeydi. Roland bu işlemin birkaç ayı bulabileceğini düşünüyordu.

 

Candle konusunda da Roland şöyle düşünüyordu: Onu Anne ve Lucia’nın yardımına göndererek yeni nesil silahların yapımını hızlandıracaktı. Bir diğer iyi nokta da Anna, sıkıcı üretim sürecinden biraz kurtulmuş olacaktı.

 

Sylvie’nin görevi basitti. Kuzey Yamaç Dağı ile Gizli Orman’ı inceleyecekti. Madencilerin anlattıkları hikâyelere göre Kuzey Yamaç Madeni bin bir kola ayrılan bir yeraltı mağarasıydı. Kimse sonunu bilmiyordu ama. Birçok farklı maden keşfedilmiş olsa da hala en fazla 20 bölgesi açılmıştı. Roland hala, madencilerin anlattıkları canavarı merak ediyordu.

 

Şimdi elinde her yeri görebilen bir cadı varken Kuzey Yamaç Madeni’nin detaylıca incelenerek haritasının çıkarılmasını istiyordu. Bu gerçekleştiğinde belki de Lotus sayesinde tek seferde yüklü miktarda maden çıkarabilirlerdi.

 

Honey konusunda ise Roland’ın aklında bir iletişim ağı kurmaktan başka bir fikir yoktu. Bunun için haberci güvercin görevi görmeleri adına bir düzine kuşa ihtiyacı vardı. Maggie kadar zeki olmaları şart değildi, haber götürüp getirebildikleri sürece gayet iyiydi.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr