Bölüm 257: Gizem

avatar
1219 0

Release That Witch - Bölüm 257: Gizem


 

Çevirmen: Lodos

Uyku Adası’nın beş cadısı Sınır Kasabası’na geldi geleli Roland’ı bir heyecan sarmıştı. Akşamki yemekten sonra bile yatağına yattığında heyecandan uyuyamamıştı. Mecburen kalktı ve biraz beyaz içki içtikten sonra kendisini uyumaya zorladı.

 

Ertesi sabah kalenin bahçesinden ağustos böceklerinin sesi gelirken çoktan uyanmış ve kendine gelmişti. Yataktan kalkarken bile enerji doluydu. Hızlı bir duş aldıktan sonra direkt ofisine yöneldi. Tam o sırada beyaz şafak yükselmişti. Güneş ışıkları yavaş yavaş etrafı ısıtıyor ve ofisi aydınlatıyordu.

 

Roland, etrafa dikkatlice baksa da alışık olduğu manzarayı görememişti. Bülbül yoktu. Oysa her sabah Roland, odaya girdiğinde Bülbül’ü masaya oturmuş tembel bir şekilde etrafı izlerken görürdü.

 

Buruk bir gülümseme ile masasına oturdu. Çekmeceden bir defter çıkararak yeni gelen cadıların programını hazırlamaya başladı.

 

İlk başta yeni gelenlerin kasabaya alışmaları ve kasabayı sevmeleri için Wendy ve Scroll onlara yardımcı olacaktı. Roland, bu cadıların Sınır Kasabası ziyaretlerinin eğlenceli ve rahat geçmesini istiyordu. Uzun süre burada kalmalarına da gerek yoktu. Döndüklerinde nasıl güzel zaman geçirdiklerini anlatmaları Roland’a yetecekti.

 

Güneş iyice yükseldiğinde Bülbül ofise geldi: “Ooo… Bugün erken kalkmışsın. Lily’nin dediği gibi olduğunu söyleme bana lütfen. Yeni cadılar gelince heyecandan uyuyamamazlık falan etmedin, değil mi?”

 

Ne saçmalıyorsun?” diye gülen Roland, masaya bir torba kurutulmuş balık bıraktı: “Nasıldı dün gece tanıştığın kız kardeşin?”

 

Kız kardeş mi?” diyen Bülbül, dudaklarını kıvırdı: “Onlara çok fazla güvenemezsin.”

 

Ne oldu da?”

 

Bülbül uzanıp balık torbasını aldı ve sandalyeye oturdu: “Şu Sylvie isimli cadı… Söylediği 10 kelimeden beşi yalandı. Bize karşı kötü niyeti olup olmadığına dair kesin bir şey söyleyemem. Ama kesinlikle sakladığı bazı şeyler var.”

 

Yani… Bu anlaşılabilir bir şey…” diyen Roland çok da umursamıyor gibiydi: “Muhtemelen benim gerçek Roland Wimbledon olup olmadığımı merak ediyor.”

 

Ne?” diye soran Bülbül, boş boş bakıyordu.

 

Çok yakınlarından birisi bir anda geçmişiyle alakası olmayan davranışlar sergilemeye başlasa sen de o kişinin gerçekten o olup olmadığını ya da birilerinin onu kontrol edip etmediğini merak edersin.”

 

Gülümseyen Roland, konuşmaya devam etti: “Sanıyorum Tilly, bu konuda benden şüpheleniyor. Kral Şehri’ndeyken boş boş gezmemle, aylaklık etmemle ve hiçbir şeyi bilmememle ünlüydüm. Zayıf gördüğüm zaman ezer, güçlü gördüğüm zaman kaçardım. Öyle bir insan nasıl değişebilir ve cadıları korumaya kalkışır ki?

 

Dördüncü Prens’i tanımlayan kelimeler pek de abartı değildi doğrusu. Çocukluğundan bir anı hatırlıyordu: Bir keresinde sarayda oynarken birkaç tane kristal kavanoz kırmıştı. Cezadan kurtulmak için de suçu Tilly’nin üstüne yıkmıştı. Hatta daha da inandırıcı olsun diye birileri gelmeden önce onu cam kırıklarına doğru itmişti. Böyle bir geçmişi paylaştığı birisinin kendisi hakkında iyi düşünmesini pek beklemiyordu. Tilly’nin, abisinin nasıl bu kadar değiştiğini sorgulaması gayet doğaldı.

 

Böyle konuştuğunuzu duyunca ben de öğrenmek istiyorum.” diyen Bülbül merakla sordu: “Sen gerçekten Roland Wimbledon musun, yoksa değil misin?”

 

Hem evet hem hayır.” diye cevap veren Roland, ellerini iki yana açtı.

 

Bülbül şaşırmıştı: “Nasıl oluyor da yeteneğim bana doğru söylediğini gösteriyor?”

 

Çünkü bu doğru.” diye cevap verdi Roland. Bülbül’ün yeteneği yalnızca bile isteye söylenmiş yalanları anlayabiliyordu. O sırada da Roland, kendince yalan söylemiyordu.

 

“…”

 

Alnını tutan Bülbül kafası öne eğik şekilde bir süre düşündükten sonra vazgeçti: “Daha sonra Anna’ya da sorarım. Ne olursa olsun, ben karşımda gördüğüm Roland’dan memnunum. Her şey yolunda.

 

Elbette. Tanıştığımız günden beri aynı kişiyim.” diye gülerek cevapladı Roland.

 

Kahvaltıdan sonra Wendy, beş cadı ile beraber ofise girdi.

 

Günaydın Majesteleri!” diyen beş cadı da aynı anda eğilerek selam verdi.

 

Rahat olun. Ben öyle kasıntı insanlardan değilim. Tilly ile nasıl konuşuyorsanız benimle de öyle konuşabilirsiniz.” dedi Roland.

 

İlk hafta size hiç iş vermeyeceğim. Onun yerine bu vakti kasabaya alışmak için kullanabilirsiniz. Rahatlıkla kasabada gezebilirsiniz. Kimse size cadı olduğunuz için ayrımcılık yapmayacaktır. Para almak için sizi yakalamaya da çalışmayacaklardır. Bütün batıyı Kilise’den temizledim. Uyku Adası da burası da özgürlük alanınız.”

 

Muhtemelen hepiniz vücudunuzdaki büyüyü tanıyorsunuzdur. Asla günlük pratiklerimizi aksatmayacağız. Öğle yemeğine gelmenizin dışında gün içinde hiçbir kısıtlamanız olmayacak. Akşam yemeğinden sonra dersleriniz olacak. Okuma-yazmayı, temel matematiği ve doğa bilgilerini öğreneceksiniz. Tilly bunu size söylemiş olabilir ama hatırlatmakta fayda var. Yetişkinliğe geçmeden bile büyünüzü güçlendirebilir ve geliştirebilirsiniz. Bundan dolayı da ilgisi olanları diğer Sınır Kasabası cadılarıyla birlikte akşam derslerine bekliyorum.

 

Dahası ödül olarak her ay birer kraliyet altını alacaksınız. Hafta sonlarınız boş olacak. En son giderken yolluk da alacaksınız. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsanız Wendy’ye sorabilirsiniz. Kısaca Uyku Adası’ndaki hayatınızda ne kadar rahatsanız burada da o kadar rahat edeceksiniz. Uyku Adası cadıların bir evi. Aynı şekilde Sınır Kasabası da öyle.” diyen Roland bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Şimdiki yeni işimiz yetenklerinizi test etmek olacak. Tilly mektubunda çok derin anlatmamış. O yüzden burada yeteneklerinizi görmek daha iyi olur. Daha rahat bir yere geçelim haydi.”

 

Lütfen bekleyin Majesteleri. Sizinle konuşmak istediğim bir mesele var.” dedi Sylvie.

 

Nedir?”

 

Sylvie elindeki çantanın ipini çözdü ve bir mektupla beraber masaya birkaç tane sarı parşömen çıkardı: “Leydi Tilly, bu parşömenleri Fjordlar’daki bir harabede keşfetti. İçinde yazılanları ya da alfabeyi anlayıp anlayamayacağınızı merak ettiğinden dolayı da size yolladı.”

 

Şaşırmış Roland, mektubu açtı. Çok uzun değildi bu yüzden sonuna kadar hızla okudu. Yazılanlar az olsa da bahsettiği şeyler Roland’ın kalbini sarsmaya yetmişti.

 

“Okyanusun diplerindeki bir adada, yüzyıllar boyu yaşanan bin bir türlü olaya rağmen uçurumun kıyısında bir kapı sağlam kalmıştı. İçine de bir insan eli değmişti ve hala çalışabilen bir gözlem aynası vardı. Bütün bunlar akıl almazdı. Neden Fjordlar’da böyle hayali bile kurulamayan bir harabe vardı?”

 

Dahası, Tilly’nin mektubun sonunda yazdığı şeylerden dolayı heyecanlanan Roland, göz ucuyla parşömenlere baktığında bazı simgeleri az çok hatırladığını fark etti.

 

Ardından da Bülbül’e emir verdi: “Git ve bana hemen Scroll’u getir!”

 

 

Çok geçmeden Scroll, Belediye Binası’ndan koşarak kaleye varmıştı. Büyülü kitabı çağırdı Scroll. Kitabı okuyan Roland, kaşlarını çatmıştı.

 

Cara’nın doğu ormanından getirdiği Kutsal Kitap ile Tilly’nin harabelerden bulduğu parşömenler aynı dille yazılmıştı! Böylece Tilly’nin teorisi doğrulanmış oluyordu, iki harabe de aynı insanlar tarafından bırakılmıştı!

 

Eğer o harabeleri inşa edenler Kilise ise neden bırakıp gitmişlerdi? O efsanevi yapılardan ziyade dört yüz elli yıl sonra bile bu bilgiler silinmemişti.

 

Her ne kadar yaz güneşi havada tüm sıcaklığıyla etrafı yakıp kavursa da Roland’ın ayaklarından başlayan bir soğukluk tüm vücudunu sarıyordu.

 

Acaba Şimşek’in Gizli Orman’da keşfettiği taş kule de bu harabelerle bağlantılı mıydı? O kadar şeytani canavarlar, şeytanlar, Kutsal Taquila Şehri… Dört yüz elli yıl önce neler yaşanmıştı?

 

Roland, kalbinin dibinde filizlenen bir huzursuzluk hissediyordu.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18365 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr