Bölüm 251: Tekrardan Uçmak

avatar
1207 0

Release That Witch - Bölüm 251: Tekrardan Uçmak


 

Çevirmen : Lodos

 

Maggie ayrıldıktan iki gün sonra Roland, cadıların da yardımı ile arka bahçede yeni nesil balonları yapmaya başladı.

 

Arka bahçenin ve cadı yurdunun genişletilmesi sonucu Yaprak, bitkilerini ön bahçeye taşımıştı. Duvarları kaplamış asmalar ve koridor boyuncaki ahşap çerçeveler biraz tarih öncesi ormanı izlenimi vermişti. Güneş’e karşı da iyi bir perde görevi görüyordu bu dekorasyon. Güneş ışığı yalnızca ufak yerlerden içeri sızıyordu.

 

Roland cadılara kâğıtlar verdi ve onlardan büyük beyaz bir çizim kâğıdı olana kadar bu kâğıtları yere sermelerini istedi. Sonra da Soraya’dan açık bir gök mavisinden kaplama yapmasını istedi. Önceki balonlara kıyasla bu balonda tamamen kaplama kullanılacaktı ve daha da hafif olacaktı. Dahası kaplama sayesinde en ufak bir boşluk da kalmayacaktı. Böylece havada süzülürken balonun dağılmasından korkmayacaklardı.

 

“Ben de Şimşek’ten duydum. Fjordlar’dan cadılar mı gelecek?” diye merakla sordu Wendy.

 

“Her şey yolunda giderse evet.” diyen Roland Beşinci Prenses’e verdiği cevap hakkında daha fazla şey anlattı: “Ama tamamen netleşmesi için hala Tilly’nin cevabını beklememiz lazım.”

 

“Görünen o ki Ashes başarılı olmuş.” diye neşeyle konuştu Wendy: “Uyku Adası’na o kadar cadı toplayabilmişler.”

 

“Sanırım Tilly, bütün bu göçü bir ya da iki sene önceden planlamış.” diyen Roland ellerini iki yana açtı: “Çoktan cadılarla konuşmak için birilerini göndermiş. Yalnızca Gökhisar Krallığı’ndan da değil, diğer üç krallıktan da… Sizin Cadı Birliği de bir davet almış olmalı. Sanırım biz de cadı arayışına çıktığımızda gelenlerin o kadar fazla olmamasının sebebi Tilly’nin bizden önce davranmış olması.”

 

“Cara hiç bahsetmedi bize öyle bir şeyden.” diye cevapladı Wendy.

 

“Eğer sana Tilly’nin davetinden bahsetseydi Kutsal Dağ’ı aramayı bırakır mıydın?”

 

“Hayır diyemem. Ama yalnızca o şekilde hepimiz Sınır Kasabası’na ulaşmış olduk.” diyen Wendy, başını salladığı sırada gülümsüyordu: “Bu yüzden onun bahsetmemiş olması çok da kötü bir şey değil.”

 

“Ben de aynı şekilde düşünüyorum.” diyen Şimşek elini kaldırdı.

 

“Fjordlar’a gitmenin çok da kötü olacağını söyleyemeyiz.” diye dudaklarını kıvırdı: “En nihayetinde orada sadece cadılar yaşıyor. Burada olduğumuz gibi dışarı çıkınca herkes bize garip garip bakmazdı...”

 

“Geçmişe göre çok daha iyi bir haldeyiz.” diye hevesle konuştu Anna: “Önceden dışarı çıkmaya cesaret bile edemezdim.”

 

“Evet, bazı insanlar öyle. Geçen seferde Ashes dümdüz bizi reddetmek istememişti, ama yine de bize uymak zorunda kalmıştı.” diyen Gizemli Ay kendi kendine mırıldanıyordu: “O bir hain değildi en azından!”

 

Mırıldanmalarını duyan Lily gözlerini dört açtı ve haykırdı: “Aptal!”

 

“Hain!”

 

Diğer cadılar gülüyordu.

 

“Ben de aynı şekilde düşünüyorum.” diyen Roland’ın kalbi başarı hissiyle dolup taşıyordu. Prenses Tilly, ondan daha zeki ve çabuk olsa da veya Timothy ve Garcia da ondan daha güçlü olsa da Roland en azından cadıları rahat ettirebiliyor ve halkını güzel yaşatıyordu.

 

“Bu balon… Öncekinden birkaç kat daha büyük olacak diye korkuyorum.” diye araya girdi Bülbül. Soraya’nın yeni bitirdiği kaplamaya bakıyordu: “Bunu cadıların ulaşımı için mi kullanmayı düşünüyorsunuz?”

 

Roland başını salladı: “Herhangi bir limandan kaçınmanın tek yolu Sınır Kasabası’na güneyden yaklaşılması. Bir de sadece yeni misafirlerimizi karşılamaya yaramayacak. Yeni bir uçuş denemiş olacağız.”

 

Kaplama iki tarafa da iki kez uygulanmıştı. Uzunluğu ve genişliği ile yaklaşık altı metre idi. Ağır kanvastan yapılsaydı taşınması çok zor olurdu. Ama sadece hafif kaplama kullanılmıştı. Ağırlığı birkaç kâğıt destesine eşitti. Böyle böyle üretilen bir düzine daha katmandan ve birleşim yerlerini tekrar kapladıktan sonra ellerinde harika bir hava yastıkları olacaktı.

 

Roland aynı zamanda Soraya’nın kaynak yapma yeteneğini de test etmek istiyordu. Büyüsü evrildiğinde kaplama olarak ürettiği ilk ürün olan kalın ağaç hala Roland’ın aklında idi. Ağaç ve altındaki kare platform öylesine sağlam bağlanmıştı ki birbirine, ağacı çekmeye çalıştığında altındaki kare platform da ağaçla birlikte geliyordu.

 

Roland’ın asıl merak ettiği şey aslında kaplamanın aynı zamanda yapıştırıcı görevi de görüp görmediği idi.

 

Şimdilik herkesin rahatça kullanabileceği hidrojen balonlarındansa yalnızca Anna’nın yeteneği sayesinde çalışabilen balonları vardı. Ama elinde doğru akım motoru vardı ve istediği takdirde suyu elektroliz ederek hidrojen elde edebilirdi. Böylece bir zeplin üretebilmek gelecekte çok da zor olmayacaktı. Zeplinin iskeletini oluşturacak hafif bir materyal bulması halinde de devasa hava canavarı rahatlıkla 200-300 metrede uçabilecekti.

 

Havadan atılan bombaların isabet oranı pek yüksek olmasa da yine de düşmanın dayanamayacağı bir şey idi havadan saldırı yemek. Savaşı kaybetmekten başka çareleri kalmayacaktı. Roland, düşmanın etrafını sardıkları sürece zeplin saldırıları sayesinde önünde durabilecek hiç kimse olduğunu düşünmüyordu.

 

Gelecekte Kilise’ye karşı yapacağı savaşı hayal ediyordu: Havada dört beş tane zeplin yağmur gibi bomba yağdırıyor, denizden gemilerin üstündeki toplar sayesinde kaleleri birbirleri ardına sarsıyorlar, karadan da tüfekli birlikler düşmanı kapana kıstırıyor… Hava, deniz ve kara kuvvetlerinin tek bir elden saldırdığını düşünen Roland, şimdiden heyecanlanmıştı.

 

“Majesteleri, neye gülüyorsunuz?” diye sordu Anna. İç çekti ve kendi gülmesini tutmak için eliyle ağzını kapattı.

 

“Yeni cadılar hakkında hayal kuruyordur.” diyen Lily gözlerini devirdi: “Erkekler işte…”

 

Balonun iki tarafı da asma sepetlere kenevir ipiyle bağlandıktan sonra işte yeni nesil sıcak hava balonu tamamlanmıştı. İlk balona göre epey büyüktü. İçine en az 10 kişi daha sığabilecekti. Asma sepetin üstünde güneşten sakınmak için bir de branda vardı. Anna’nın balonu ısıtabilmesi için bir delik de bırakılmıştı.

 

Roland balona Parlak Bulut ismini vermişti. Arka bahçedeki birkaç testten sonra ertesi gün ulaşım rotasını ayarlamak üzere kararlaştırmışlardı. Anna haricinde test esnasında sepete içlerinde Wendy’nin de bulunduğu beş cadı daha binmişti. Prens de binmişti tabii…

 

Bütün o rota ayarlama yolculukları esnasında her şey pürüzsüz gitmişti. Cadılar etrafı seyrediyor, kendi aralarında sohbetler ediyorlar ve sık sık manzaranın güzelliğinden dolayı iç çekiyorlardı. Önceki balon gezilerine kıyasla bu sefer havada tek bir noktada asılı kalmamışlar ve sürekli hareket ederek sanki bir hava gezisi yapmışlardı. Wendy’nin yardımları sayesinde Parlak Bulut, rahat bir şekilde ilerlemişti. Öğlene doğru güney kısmındaki bayrakla işaretlenmiş dağa varmışlar ve sonrasında da kısa bir vakitte sahile inebilmişlerdi.

 

Kıyı şeridinde birkaç tur attıktan sonra da hep beraber kaleye dönmüşlerdi. Yolculuk boyunca geminin yönlendirilmesinden sorumlu olan Wendy bir kez bile rahatlamamıştı. Çok yorgun görünüyordu.

 

Wendy’nin kolay kolay rahatlayamayacağını düşündüğünden dolayı onun omuzlarını rahatlatacak bir çamaşır tasarlamayı düşünüyordu. Mantıklı olup olmayacağından emin değildi ama yine de deneyecekti. Dahası Anna da büyüyordu. Roland, cadılara bir hediye vermeyi düşünüyordu.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37380 Bölüm Sayısı


creator
manga tr