Bölüm 249: Yeni Berrak Su

avatar
1181 0

Release That Witch - Bölüm 249: Yeni Berrak Su


 

Çevirmen : Lodos

                       

Ebedi Kış Krallığı’nın başkentindeki tapınağın mermer basamakları kanla kaplıydı.

 

Yer ceset doluydu. Kilise’nin ordusundan askerler vardı, kendi taraflarından askerler vardı, Mojin Klanı’ndan askerler vardı. Vücut sıvıları dört bir yana sıçramıştı. Ryan onların kar tozundan çıkan yangında öldüklerini biliyordu.

 

Her adım atışında bir bağırsak tarlasında yürüyormuş gibi hissediyordu. Bu savaş, gelecekte Kilise’ye karşı yapacakları savaşların yalnızca bir provasıydı. Hele de o haplı askerlerin yüzlerindeki ifade… Bir an olsun geri çekilmemişlerdi. Vücutlarını kalkan olarak kullanmaktan çekinmiyorlardı.

 

Eğer kar tozu olmasaydı ellerinde savaşın nasıl sonuçlanacağını kim bilebilirdi?

 

“Ama kazandık!” Ryan’ın kalbi yerinden fırlayacaktı. Her şey sona ermişti ve kazanmışlardı işte!

 

Berrak Su Kraliçeliği’nin bayrağı şehrin surlarında dalgalanıyordu. En zor kale bile saldırılarının altında dayanamamıştı. Böylece Gökhisar Krallığı’nın bir köşesinde kapana kısılmaktan kurtulmuşlardı. Artık yıpranmalarına gerek yoktu.

 

Tapınağın salonuna girdiğinde de gördüğü manzara farklı değildi. Her yer cam kırıkları ve kan göletleriyle doluydu. Ama o bunları umursamıyordu. Direkt salonun öbür tarafında ayakta duran kadının yanına gitti ve vardığında diz çökerek konuşmaya başladı: “Majesteleri dört şehir kapısının dördü de düştü. Hepsi Kara Yelken Filosu’nun elinde. Başkent sizindir efendim.”

 

“Emeklerin için teşekkür ederim, kalkabilirsin.” diyen Garcia elini Ryan’ın önünde tutuyordu.

 

Ryan nazikçe Kraliçe’nin eline bir buse kondurdu ve ayağa kalktı.

 

“Garip bir formalite.” diyerek konuşmaya girdi Kabala: “Doğru düzgün dudakların değmedi bile. Ne bu şov?”

 

Soru bir anda gelmişti. Ryan, kaşlarını çattı. Ama karşısındaki Kumtaşı Klanı’nın reisi idi. Ortalık yerde kaba bir cevap veremezdi. Bu yüzden soğukça: “Bu aristokratlar ve soylular arasında kullanılan bir nezaket gösterme biçimidir. Eğer dudakların değerse bu ayıp olur. Tabi senin gibi yabani biri bunları nereden bilsin?” dedi.

 

“Öyle mi?” diyen kadın kaşlarını kaldırdı ve kendi boynunu işaret ederek konuşmaya başladı: “Müttefik olduğumuz ayan beyan ortada. Ama yine de boynuma bunlardan taktırdınız. Anakaranın insanlarının gösterdikleri nezaket belli ki benim anlayışımın ötesinde.

 

Kabala’nın boynunda demir bir halka vardı. Ortasındaki çıkıntıdan dolayı da bir süs eşyasına benziyordu. Ama Ryan o çıkıntının aslında Tanrı Gözü’nün İntikamı olduğunu biliyordu. Demir halkanın tek bir anahtarı vardı, o da Garcia’nın ellerinde idi. Kabala bir cadı olduğundan dolayı onunla ancak böyle başa çıkabiliyorlardı. Gerçi az önceki savaşta gösterdiği performansla da kendini kanıtlamıştı. O’nun emirleri olmasa idi muhtemelen kar tozu taşıyan askerler tapınağa dalarak her tarafı yerle bir etmeye razı olamazdı. Ryan cevap vermek için ağzını açmış ama söyleyecek bir şey bulamamıştı.

 

Böyle boş bir mesele hakkında tartışmayın lütfen.” diye araya girdi Garcia: “İşbirliğimizin amacını unutmamamız lazım. O taş senin için çok mu sıkıntı oluyor?”

 

“Sadece düşünmeden konuştum.” diyen Kabala omuz silkti: “Umarım vaadinizi yerine getirirsiniz.”

 

“Tabii ki.” diyen Kraliçe gülümsedi: “Anlaşmamızın temeli bu.”

 

“Kara Yelken Filosu için yeni emriniz nedir?” diye sordu Ryan.

 

“Bunu sonraya bırakalım. O zamana kadar da şimdi göreceğimiz şeyin tadını çıkaralım.” diyen Garcia ellerini çırparak muhafızına talimat verdi: “Kadını içeri getirin.”

 

Çok geçmeden iki zırhlı muhafız elleri arkadan bağlı bir kadını tapınağa getirdi.

 

Kadın 30 yaşlarındaydı. Görünümü sıradandı. Kahverengi saçları biraz dağınıktı ve Kilise’nin altın elbisesini giyiyordu. Kıyafetin işçiliği harikaydı. Sadece başpiskoposların giyebildiği türden bir kıyafetti. Ama şimdi bu kıyafet birkaç yerinden yırtılmış ve kan olmuştu.

 

“Bu kadın bir… Başpiskopos mu?”

 

“Evet.” diyen Berrak Su Kraliçesi dudaklarını kıvırdı: “Birkaç yerli soyluya onaylatım. Bu kadın Başpiskopos Ekselansları Heather.” Garcia kadına baktı ve sordu: “Doğruyu söylüyorum, değil mi?”

 

“…” Heather cevap vermedi. Ama Ryan onun öfkeyle dişlerini gıcırdatmaya çalıştığının farkında idi.

 

Anlaşılan Garcia da bu ifadeyi görmüştü ki bir kahkaha patlattı: “O kadar kolay teslim olmayacağını biliyordum. Bu yüzden seni Kilise’ye getirttim. Tanrı’nın Krallığı’na bir kez daha çıkarmak istedim seni. Böylece hem Tanrı’nın senin günahlarını affetmesi benim de seni bağışlamam için dua edebilirsin. Önce yavaşça senin parmaklarını keseceğim. Sonra diğer dört organına geçerek seni beş duyudan mahrum bırakacağım. Bu sayede acıyı iliklerinde hissedeceksin.”

 

“Ya sonra?” diye aniden sordu kadın başpiskopos: “Ya Kilise’nin ordusu seni ezip geçtikten sonra ne yapacaksın? Hayatının sonuna kadar kaçacak mısın?”

 

“Senin bu konuda düşünmene gerek yok.” diyen Garcia, muhafızlara işaret yaptı: “Sanıyorum şu anda Kilise’nin ordusu Kurt Krallığı’na saldırmakla meşgul. Hermes’i biraz boş bırakmış sizinkiler. Benim ne yapacağıma endişelenmek yerine bu konuda endişelen. Yeni Kutsal Şehir’e ulaşamasam dahi en azından Eski Kutsal Şehir’e ulaşırım. Bu arada ülkenin güneyindeki Styx Nehri’nden haberin var mı? O nehrin suyu bir alev aldı mı sönmek bilmiyor gerçekten…”

 

Kafasıyla işareti verdi muhafıza.

 

Muhafızlardan biri hançerini çekti. Kadına yaklaştı ve iki parmağını birden kesti.

 

Gel gör ki Heather’dan hiç ses çıkmamıştı.

 

Bunu gören Berrak Su Kraliçesi yukarı çıkarak tahtına oturdu ve ilgiyle neler olacağını izlemeye koyuldu.

 

Çok geçmeden üç parmak gitmişti. Artık ellerinden biri yalnızca bir avuç içine benziyordu.

 

 “Bunu yapmak zorunda mısınız?” diyen Kabala başını salladı: “Düşmanı korkutmak ya da konuşturmak istemiyorsanız böyle bir işkence gereksiz.”

 

“Gereksiz mi?” diye soğuk bir kahkaha attı Garcia: “Kilise’nin ellerine düşen cadılara ne yaptığını sor. Sanıyorum bunu öğrenmek istemezsin.”

 

“Hahaha…” O sırada neredeyse bütün parmaklarını kaybeden Heather gülmeye başladı: “Kilise’nin muazzamlığını anlayacak kadar zeki değilsin. Kutsal Şehir’in ne kadar önemli bir şey olduğunu da anlayamazsın. Cehalet senin göbek adın! Ölene kadar da bütün bunları anlayamayacaksın! Hermes sana gerçek gücü tattıracak! Kilise’ye aykırı olanların sonu hep aynı olur!”

 

“Demek öyle…” diyen Garcia bacaklarını kaldırdı ve gülümsedi: “Eh o zaman… Bekleyip göreceğiz.”

 

Başpiskopos ölene kadar bir kez bile aman dilememişti. Ama Ryan’ı asıl şaşırtan Tanrı’ya da hiç dua etmemesi olmuştu. En sonunda Heather kan kaybından dolayı bilincini kaybederken tamamen ifadesiz ve boş bakıyordu. Sanki işkence etmiyorlar da komik bir sahneyi izliyormuş gibiydi. Gözlerinin tam içine bakan Ryan, onun bütün lanetli geçmişini görebiliyordu.

 

Bu bunalımsal hisse bir an olsa da tanıklık eden Ryan’ın nefesi kesilmişti.

 

“Kafasını kesip Kilise’nin girişine asın.” Başpiskoposun iyice öldüğünden emin olan Garcia bu emri vermişti. Sonra da Ryan’a bakıp: “Artık yeni emrimin ne olduğunu konuşabiliriz.” dedi.

 

“Emredersiniz Majesteleri.” diyen Ryan göğsündeki rahatsızlığı bastırdı ve sordu: “Hermes’e saldırmayı planlıyor musunuz?”

 

“Evet. Ama bütün ordumla değil.” diyen Kraliçe taşınabilir deri bir haritayı masaya yaydı: “Yeterince denizci ve köle alıp batı nehirlerini takip ederek Eski Kutsal Şehir’e gidilecek. Ama biz direkt güneye gideceğiz. Ebedi Kış Krallığı’nı tamamen geçeceğiz. Varış noktamız Kurt Yüreği Krallığı’nın başkenti.”

 

“Kurt Yüreği mi?” diye soran Ryan şaşırmıştı.

 

“Kurt Kral Woolf ile bir anlaşmaya vardık.” diye açıklamaya girişti Garcia: “Kilise’yi püskürtmesi konusunda ona yardım edersem o da Ebedi Kış Krallığı’nı ele geçirmem konusunda bana yardım edecek. Kilise, birliklerini geri çekmeyi kabul etmezse de kar tozu ve Styx suyu ile dolu gemilerim Eski Kutsal Şehir’i yerle bir edecek. Eski Kutsal Şehir, yenisine göre epey savunmasız. Ne surları var ne bir şey. O kadar kölenin bir anda saldırmasına dayanamazlar.”

 

“Ama çekilirlerse de Kurt Yüreği Krallığı rahat bir nefes alacak ve gelecekte Kilise’ye karşı beraber savaşacağız!”

 

“Aynen öyle.” diyen Kraliçe başını salladı: “Ebedi Kış Krallığı da sonsuza kadar bizim olacak.”

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr