Bölüm 248: Ani Değişiklik

avatar
1313 0

Release That Witch - Bölüm 248: Ani Değişiklik


 

Çevirmen : Lodos 

 

Yaz ne kadar sıcak olursa olsun Hermes’in üstündeki buzlar erimemişti.

 

Kulenin en üstünden etrafı seyreden Mayne ileride iki zıt rengin karıştığını gördü. Yeşil otlar ve bembeyaz karlar. Sanki Şeytan Ayları’nın geride bıraktığı bir yara gibiydi. Bu garip iklimde tarım mümkün değildi. O yüzden yiyecekleri şeyler platonun eteklerindeki Eski Kutsal Şehir’den arabalarla Yeni Kutsal Şehir’e taşınıyordu.

 

Şehirde on yıldan fazla süredir yaşayan Mayne, bu bitmek bilmez soğuğa alışmıştı.

 

“Bu sefer sadece ikimiziz, ha?” diyen Tayfun kapıyı kapattı ve içeri girdi: “Toplantıyı gizli odada düzenlememiz gerekmiyor muydu?”

 

“Bana o daracık yeri sevdiğini söyleme…”

 

“Hayır, tabii ki hayır.” diyen yaşlı piskopos ağarmış sakallarına dokundu: “Heather sürekli emirler yağdırmasa ve bize baskı yapmasa ben toplantıların burada yapılmasını tercih ederdim. Aşağımızdaki Kutsal Şehir manzarasının tadını çıkarmak da isterdim. Bir de…” Gülümseyen Tayfun: “Onun gibi dakik birisinin şimdiye dönmüş olmasını beklerdim doğrusu…” dedi.

 

“Belki karşısına bazı zorluklar çıkmıştır.” diyen Mayne masaya giderek oturdu: “Ya da belki de çoktan dönüş yolundadır.”

 

“Belki…” diyen Tayfun dudaklarını kıvırdı: “Onu korumaya uğraşma. Herkes seyahatleri sırasında mesaj yollayabiliyor. Kendisi sürekli öyle söyler. Sıkıntıda olsak bile haber yollamalıymışız... Ayrıca Ebedi Kış Krallığı’nın başkentinde bir tek o yok. Yalnız değil yani. Bir haberci yollamak, parmağını kaldırmaya eş değer.”

 

“Bu meseleyi sonraya saklayalım.” diyen Tayfun’a doğru üç mektup gönderdi: “Görünüşe göre bazı problemler var.”

 

“Problem mi?” diye soran Tayfun şaşırmıştı. Yuvarlak masaya gitti ve Mayne’in tam karşısına oturdu ve mektupları karıştırdı: “Hepsi mi kötü haber?”

 

“Evet.” diyen adam derin bir nefes aldı: “Öyle kötü ki daha beteri olamaz.”

 

Tayfun’un gülümsemesi silindi ve ilk mektubu okumaya başladı: “Salgın durdurulmuş ve Yüzsüz’ün nerede olduğundan haber yok muymuş? Dur bir saniye? Salgın da ne?”

 

Gizli Bölge’nin son araştırmasının sonucu. Bütün detayları bilmene gerek yok. Tek bilmen gereken; hızla yayılan bir salgın hastalık olduğu.” diye basitçe açıkladı Mayne: “Üstat Karga’ya göre mikrovirüsler sayesinde yayılan bir veba. Tek çözümü de Kutsal İksir. Hastalık gözle görülebilir yollarla yayılmıyor. Klasik yöntemlerle tedavi edilemez yani. İyileştirebilen biri varsa cadı olduğunu düşünüyoruz.”

 

“Cadı mı?” diye sordu Tayfun.

 

“Birden fazla olmalı.”

 

Mektubu okuyan yaşlı piskopos yumruğuyla masaya vurdu: “Bu salak ne düşünüyordu ki? Sokak farelerine etrafı sardırıp saldırtmayı bırak, bir de Yüzsüz’ü mü yollamış? Öyle bir cadının bizim için ne kadar değerli olduğunu bilmiyor mu?”

 

“Planı yanlış değildi.” diye kaşlarını çattı Mayne: “Eğer mektuptaki sayılar hatalı değilse o 1000 farenin 100 askerin hakkından gelebilmesi lazımdı. Gel gör ki diğer tarafın art arda ateşlenebilen arbaletleri varmış. Hatta Uzun Şarkı’da görevli olan Rahip Tailor da Dük Ryan’ın yenilmesi hakkında böyle şeyler söylemişti. Karşı tarafın çok güçlü arbaletleri varmış. Basit bir kalkan bile o arbaletlerin gücünü keserdi… Ama farelerde kalkan ne arasın!”

 

“O fareleri göndermesini takdir ettim. Ama yine de Yüzsüz’ü göndermemeliydi!” diye öfkeyle cevap verdi: “Heather’ın gelip öfkelenmesinden korkuyorum. Öyle nadir bir yeteneği nasıl böyle sorunsuzca harcayabildi? O cadı bizim için Tanrı Gözü’nün İntikamı’ndan daha değerli idi!”

 

“İster cadı isterse de o madalyonlar olsun... İkisi de süreç içinde yitirilemez şeyler değiller.”

 

“Rahip Ferry’yi tutmamız gerektiğini söyleme bana!”

 

“Kilise yasalarını unutma. Her ne kadar bunun suçlusu Ferry olsa da planda herhangi bir sorun yokmuş. Sadece düşman beklenilenden güçlü çıkmış. Tabii ki cezalandırılacak. Ama özel cezalar sonra düşünülecek şeyler.”

 

“Heather bu meseleye böyle bakmayacaktır.” diyen Tayfun başını salladı ve ikinci mektubu açtı: “Kilise’nin tahkim kurulundan da onun sorumlu olduğunu unutma.”

 

“Ben onu teke tekte bilgilendiririm.”

 

Çok geçmemişti ki yaşlı piskopos elindeki mektubu masaya koydu ve inanamayarak konuşmaya başladı: “Timothy’nin birlikleri Uzun Şarkı’daki kiliseye saldırıp rahiplerimizi mi öldürmüş? Çıldırmış olmalı!”

 

Bu haber iki farklı kaynaktan gelmişti. Biri Vekil Dük Petrov, diğeri de yerel inananlardandı. Batı Bölgesi’nin dışından birisi gizli saldırı düzenlemiş ve kilisedeki herkesi öldürerek etrafı yağmalayıp çıkmıştı. Kendileri haplardan kullanmakla kalmamış kilisedeki hap zulasını da yanlarında almışlardı. Kim tarafından gönderildikleri tam belli değildi. Ya Tİmothy tarafından gönderilmişlerdi ya da Garcia tarafından. Timothy’nin göndermiş olması daha muhtemeldi.

 

Mektubun devamını da okuyan Mayne, biraz garip hissetmişti. Petrov’un gönderdiği mektuba göre saldırganlar işlerini bitirdikten sonra hiçbir iz bırakmadan ortalıktan kaybolmuşlardı. Ama her türlü Kilise’nin elçi kafilesiyle karşılaşmaları gerekirdi. Elçi kafilesi o zamana dek Sınır Kasabası’na ulaşmış olmalıydı. Nasıl olmuştu da karşılaşmamışlardı.

 

Mayne’in bir şey demediğini gören Tayfun aniden ilk mektubu tekrar aldı ve okumaya başladı. Alnındaki çatlaklar derinleşmeye başlamıştı: “Acaba kafileyi temizleyen Roland olsa da suçu Timothy’ye atmış olabilir miydi?”

 

“Biz de öyle düşünüyoruz.” dedi başpiskopos. Bir süre sessizlikten sonra tekrar konuşmaya başladı: “Roland kolay yoldan nüfus kazanmaya çalıştı ve cadılarını göndererek salgını tedavi ettirdikten sonra mültecileri batıya götürdü. Haliyle elçi kafilesinin cadıları fark etmesini sağlayamazdı ve bu yüzden kafile bir haberci bile yollayamadan şövalyelerle onların üstüne çöktü ve suçu Uzun Şarkı saldırganlarına attı. En nihayetinde Petrov da Roland’a bağlı. Sahte bir haberi gerçek olarak yaymak çok zahmet vermemeli... Tabii ki bunlar sadece tahmin. Ama bizim elçi kafilesinin ortadan kaybolması gerçekten çok şaibeli. Şu anda da yeni bir grup gönderecek halde değiliz.”

 

Madem öyle, o zaman birliklerimizi gönderip bu küstahlığının sonucunu gösterelim ona.” diye soğukça konuştu Tayfun: “Kafilenin ortadan kaldırılmasının onunla bir alakası yoksa dahi en azından batı bölgesindeki cadıları ortadan kaldırmış oluruz.”

 

Mayne cevap vermek yerine üçüncü mektubu işaret etti: “Üçüncü mektubu okuyana kadar tartışmamıza ara verelim.”

 

Mayne’a soru sorarcasına bir bakış atan Tayfun son mektubu açtı. Çok geçmeden elleri titremeye başlamıştı. Öyle ki kâğıdı bile elinde doğru düzgün tutamıyordu: “Fjordlar’da o kadar cadı nasıl olabilir. Bir de bütün kiliseleri yok etmişler. E o zaman bu mektup nereden..?”

 

“Ejderha Körfezi’nden. Kilise düşmeden yollanmış bir haber.” diyen Mayne gözlerini kapattı, sandalyesine çöktü. Konuşmaya başladığında sesinden yorgunluk belirtileri geliyordu: “Büyük sayıdaki bir grup cadı önceden bir araya gelmiş ve Fjordlar’da bazı kısımları işgal etmiş olmalılar.”

 

“Ne yapacağımızı Yüce Papa’ya sormalı mıyız, sormamalı mıyız?” diye sordu Tayfun.

 

“…”

 

Mayne yavaşça başını sallıyor ve kalbindeki sıkıntıyı atmaya çalışıyordu. İçinden: “Belki de Tanrı bizim bu zorlukları aşarak onun gerçek niyetlerini anlamamızı bekliyordur.” diye düşünüyordu.

 

Bir süre düşündükten sonra gözlerini açtı ve: “Hermes’in sorunları senin ve Heather’ın tarafından çözülmeli.” dedi.

 

Yaşlı piskopos gözleri açık bir halde Mayne’a bakıyordu: “Fjordlar’a gitmek istediğini söyleme bana.”

 

“Önce yanıma Tanrı’nın Ceza Ordusu’ndan 100 asker alıp batıyı ve Gökhisar Krallığı’nı temizleyeceğim. Sonra da Fjordlar ile ilgileneceğim.”

 

“Ama yasa diyor ki…”

 

Mayne aniden onun sözünü kesti: “O yasa sadece dört krallığın sınırları içinde bir olağanüstü bulunursa uygulanır. Ama şimdi o, deniz ötesinde. Fjordlar’da. Unutma! Bunu davamız için yapıyoruz! Şimdi Dördüncü Prens’in de yolumuzdaki bir engel olduğunu öğrenmiş olduk.”

 

Tayfun: “Ama…” diyerek araya gireceği sırada salonun dışından gelen güçlü ayak sesleri duydular. İki adam da şaşırmış bir şekilde kapıya bakıyorlardı.

 

Kapı yüksek sesle açıldı ve içeri telaşlı bir vaiz girdi koşarak: “Kötü haberlerim var Ekselansları! Kötü haberlerim var!” diye haykırdı.

 

“Biraz sessiz ol!” diye uyardı Mayne: “Ne söylemen gerekiyorsa yavaş yavaş söyle.”

 

“Ekselansları Heather acele bir haber yolladı. Ebedi Kış Krallığı’nın sahiline büyük bir düşman donanması yanaşmış durumda. Başkenti de kuşatıyorlar. Durum çok vahim. Düşman gemileri siyah yelkenli. Direklerde de mavi bir gemi ve kraliyet tacı yer alıyor.” diye hızlı hızlı konuşan vaiz çok endişeli görünüyordu: “İki şehir kapısı düşmüş durumda. Ekselansları Heather inananların da gücüyle elinden geldiğince direniyor. Düşmanın sayısının fazla olmasının yanında bir de hap kullanıyorlar!”

 

“Ne?” diyen Mayne kulaklarına inanamıyordu. Siyah yelkenler, mavi gemi ve kraliyet tacı bayrakları…

 

Düşman gerçekten de Berrak Su’nun Kara Yelken Filosu idi…

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18404 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr