Bölüm 241: Kurtuluş

avatar
1297 0

Release That Witch - Bölüm 241: Kurtuluş


 

 Çevirmen: Lodos

O sırada meydanda 2000 kişi vardı. Ama yaşadıkları heyecandan dolayı 10000 kişi kadar sesleri çıkıyordu. Roland iç çekti. Yankı’nın yeteneği gerçekten çok işe yarıyordu.

 

Ödül vermek için seçtiği üç kişiyi de özenle seçmişti. Halka bir mesaj veriyordu. Üç kişiden hiçbiri soylu değildi. Demir Balta, kum insanlarındandı. Kyle Sichi de her ne kadar bir simyacı olsa da o da sıradan bir ailede doğup büyümüştü. Nana ise bir cadı idi.

 

Biri bir sivil, biri bir cadı, diğeri de bir yabancı idi.

 

Roland bu tören boyunca halkın aklına bir anlayışı sokmayı umuyordu: “Irkınız ya da kim olduğunuz hiç önemli değil. Katkı yaptığınız sürece önemlisiniz.”

 

İlk madalyayı almak için öne çıkan kişi Demir Balta idi. Roland bizzat kendisi oymuştu madalyaları. Gökhisar işareti ve etrafında kanatlar bulunan bir kule vardı. Demir Balta madalyayı aldığı anda kalabalığın içindeki askerler hep bir ağızdan ıslık çalmaya ve tezahürat etmeye başlamışlardı.

 

“İsmini hepiniz biliyorsunuz! Birinci Ordu’nun Ateşli Silahlar Komutanı Demir Balta!” diye haykıran Roland kalabalığa dönmüş bir şekilde konuşuyordu: “Şeytan Ayları’ndan önce o sadece Sınır Kasabası’ndaki birkaç avcıdan biriydi. Ama ne zaman Sınır Kasabası tehlikeye düşecek olsa hiç geri tutmadı kendini! Geçtiğimiz ayda da Birinci Ordu, Kral Şehri’ne giderken onlara liderlik etti ve salgınla kırıp geçilen doğu insanlarını kurtardı! Surların dışında yaşayan 6000 insan onun sayesinde burada!”

 

Meydandaki çoğu insan ya kasaba yerlisi idi ya da Birinci Ordu’nun üyesi idi. Çiftçiler ve mültecilerden çok yoktu. Ama Yankı’nın yetenekleri sayesinde kalabalık hiç sessizleşmiyordu.

 

Roland konuşmayı bıraktığı anda mülteciler hep bir ağızdan bağırmaya başlamışlardı. Birinci Ordu’yu aratmıyorlardı gürültü açısından.

 

Demir Balta da çok heyecanlıydı. Farklı bir krallıkta Mojin Klanı’nda yaşarken başka bir krallığa gelip Prens’in favorisi olacağını hiç düşünmemişti. Önce asker selamı verdi. Ardından da şövalyelik için Roland’ın önünde diz çöktü. Roland on durdurmasaydı muhtemelen kum insanlarına özgü danslardan falan yapacaktı.

 

“Ayağa kalk asker. Selam vermen yeterli.” diye gülerek belirtti Roland.

 

“Teşekkür ederim Majesteleri…” diyen Demir Balta’nın sesi titriyordu. Duygularını bastırmaya çalışıyor gibiydi.

 

Prens, Demir Balta’nın sırtını sıvazladıktan sonra eline içinde 100 altın bulunan bir kese yerleştirdi. Sonra da gelmesi için Kyle’a işaret yaptı.

 

“Bu kişiyi belki ilk defa görüyorsunuz! Kendisi Sınır Kasabası’na merkezden geldi. Kızıl Su Şehri Simya Atölyesi’nin baş simyacısı Kyle Sichi!”

 

Bunu duyan kalabalıktan şaşkınlık sesleri yükseliyordu.

 

“Baş simyacı mı? O kişiler Kralların bile nezaketle davrandığı insanlar değil miydi?”

 

“Yani kraliyet astrologları gibi mi?”

 

“Hayır. Simyacılar astrologlardan daha önemlidir. Astrologlar bazı kehanetler uydururken en azından simyacılar ortaya somut şeyler koyarlar!”

 

 “…”

 

Dört krallıkta simyacılar ve astrologlar çok büyük nüfuza sahipti. Halk onlar için ‘âlimler’ olarak da bahsederdi. Kalabalığın tepkisini gören Roland memnun olmuştu: “Bay Sichi gerçek anlamda bir savaşa katılmasa da savaşları zaferle sonuçlandıran askerlerimizin cephanelerini yapmakta kendisinin büyük payı var. Bütün o simyevi yahut kimyasal ürünler olmasa idi Sınır Kasabası, savaşlardan zaferlerle çıkamayabilirdi.”

 

Kısa bir duraksamadan sonra devam etti Prens: ‘’Şu anda kimya laboratuvarı yeni öğrenciler alıyor. Katılmak isteyenlerin Sınır Kasabası’nın vatandaşlık teftişinden geçmesi ve ilkokulu bitirmiş olması gerekiyor. Kabul edildikten sonra sadece iyi bir maaş almayacaksınız. Aynı zamanda ileride Bay Sichi gibi olağanüstü bir insan olma şansınız da olacak!”

 

Roland’ın sesi düştüğü anda kalabalık tezahüratlara başlamıştı bile. Kyle Sichi de biraz huzursuz görünüyordu: “Beni bunun için mi çağırdınız? Bu kesinlikle bir zaman kaybı! Şimdiye en az birkaç tane daha deney yapmıştım.”

 

“Bu harika bir fırsat halk için. Sen hep eleman eksiğin olduğunu söylemiyor muydun?” diye Roland omuz silkti ve: “Öğrencilerinin sayısı ikiye katlanacak. Ben de o zamana kadar İleri Kimya diye bir kitap yazıp sana öğreteceğim.”

 

“İleri Kimya mı..?” bunu duyan Sichi aniden eğildi ve: ”Teşekkür ederim Majesteleri!” diyerek selam verdi.

 

Son kişi ise Nana idi.

 

Küçük kız, Roland’ın yanına geldiğinde biraz gergindi. Roland, acıyla iç çekti.

 

Kafasında Şeytan Ayları’ndaki Sınır Kasabası ile günümüzdeki Sınır Kasabası’nı kıyaslıyordu. Altı ay hazırlığın sonunda nihayet halk, cadılara tamamen kucak açmaya hazırdı. Bir cadı olarak Nana’yı seçmesinin de özel bir sebebi vardı. Ordudaki herkes ona melek diye hitap ediyordu. Prens’ten sonra Demir Balta değil, Nana geliyordu ordunun gözünde. Kasabadan da tedavi ettiği çok kişi vardı. O yüzden halk da ona bir melek olarak bakıyordu.

 

Bir Cadı’nın Hikâyesi oyunu birkaç kez sergilendikten sonra çiftçilerin de cadılara karşı bakışı değişmişti. Oyunda cadıların savaşarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeleri cidden halkın kalbini ısıtmıştı.

 

Aynı etkiler Lily’nin yeteneği sayesinde hayatta olan mülteciler üzerinde idi. Başta cadılara karşı kötü hisler belirleyen insanlar olsa da bir cadı tarafından hayatta kaldıktan sonra daha fazla kin tutamaz olmuşlardı. Hele de Kilise onlara yardım etmemişken ve Kilise’nin düşmanı olan cadılar onlara yardım etmişken…

 

Ve mülteciler arasında Kilise takipçileri olması halinde çok kolay şikâyet de edemeyeceklerdi Kilise’ye. Sınır Kasabası’ndaki tek güç Roland idi. Uzun Şarkı’daki Kilise de yok edilmişti. Şikâyet etmek isteyenin uzak şehirlere gitmesi gerekecekti.

 

“Bu kişi…” diye daha Roland, konuşmaya giremeden kalabalıktan daha da güçlü tezahüratlar yükselmeye başlamıştı.

 

“Bayan Nana! Bayan Nana! Genç kız geldiii!!!”

 

“Meleğimiz! Kocamı tedavi ettiğin için teşekkür ederim!!”

 

“Küçük hanım bir ara bize yemeğe gelmelisin. Size özel iki tane tavuk yetiştirdim! İstediğiniz yemeği yaparım!”

 

“Nana bana baktı!”

 

“Hayır, sana değil bana baktı!”

 

Nana eliyle ağzını kapamaktan kendini alamamıştı. Gözleri de dolmuştu biraz. Roland diğer cadıların da aynı duyguları yaşadığını düşünüyordu. Bir zamanlar kötülüğün ta kendisi olarak sınıflandırılırken şimdi güneşin altında özgürce dolaşabiliyorlardı. Roland gülümsedi ve başını okşadı: “Korkmana gerek yok. Sadece birkaç güzel söz söyle. Unutma. Şu an burada Cadı Birliği’ni temsil ediyorsun.”

 

“Eee…” diyen küçük kız burnunu çekti ve elinin tersiyle gözlerini sildi. Herkesi selamlamak için öne eğildi ve ağzından şu kelimeler döküldü: “T-Teşekkür… Teşekkür ederim!”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr