Bölüm 238: Bundan Nasıl Pişman Olabilirim Ki?

avatar
1325 0

Release That Witch - Bölüm 238: Bundan Nasıl Pişman Olabilirim Ki?


 

 Çevirmen:Lodos

Birinci Ordular ve cadılar nihayet dönmüşlerdi. Gittiklerinden bu yana iki hafta geçmişti. Beklenen süreden beş gün fazla idi bu süre.

 

Gecikmenin ana sebebi, filo Sınır Kasabası’na doğru demir aldığı gün Petrov’dan gelen mesaj idi. Salgın, Uzun Şarkı’da da yayılmıştı.

 

Roland’ın önceki uyarılarına göre hareket eden Petrov, hastalığı öğrendiği anda hasta olan insanları karantinaya almış ve şehrin giriş çıkışlarını kapatmıştı. Ardından da hemen Roland’a bir haberci yollamıştı.

 

Salgın haberini alan Roland, hemen Maggie’yi göndermişti. Kızıl Su Nehri boyunca giden Maggie’nin görevi filoyu bulup kasabaya değil de Uzun Şarkı’ya gitmelerini sağlamak idi. Salgın bastırıldıktan sonra da tekrar kasabaya dönmüştü.

 

Dönüş günü geldiğinde de Roland, Birinci Ordu’nun geri kalanını ve aileleri limana toplamış ve gelen filoyu hep birlikte kutlamışlardı. Birinci Ordu askerleri gemiden nizami bir şekilde inmiş ve hep bir ağızdan: “Majesteleri çok yaşa!” tezahüratları atarak selamlama yapmışlardı. Limana yürüyüp rahat emri verildikten sonra da herkes eşine dostuna koşmuştu. Tam o sırada Yankı’nın taklidiyle silah selamları verilmiş ve bu da o sahneyi izleyenleri heyecanlandırmıştı.

 

Kaleye döndüklerinde Demir Balta, görevin tam bir özetini rapor etmişti.

 

“Yani Birinci Ordu’ya saldıranların arasında bir de cadı mı vardı?” Bir süre düşünen Roland devam etti: “Sokak farelerinden olması da bir hayli ilginç.”

 

“Theo da şaşırmıştı. Hatta sokak farelerini kontrol eden başka bir güç olduğunu düşünüyordu. Öbür türlü o çapulcular kolay kolay yuvalarından çıkıp açıkça saldıramazlar. Kral Şehri’nde hem bir cadı çalıştırabilecek hem de sokak farelerini kontrol edebilecek iki güç var. Kilise yahut Kral. Hiçbir soylu bunu başaracak güce sahip değil.”

 

“Ama Timothy gerçekten doğuda seferde şu an. Ben Kilise’den daha çok şüpheleniyorum.” Şimdiye dek Kilise ile yaşanan Wendy ve Ashes karşılaşmalarından sonra Kilise’nin de bir cadı çalıştırmaya başlamış olması gayet normaldi. “Öldüğünden emin misiniz?”

 

“Bülbül onu göğsünden vurdu.” diyen Demir Balta başını sallıyordu: “Tıpkı öldürdüğü bekçimizi bulduğumuz yere, buğday tarlasına gömdük onu.”

 

Son günlerinde sokak fareleriyle yaptıkları savaştan dolayı bir asker ölmüş, dört kişi de yaralanmıştı. Tek kurban ölen asker idi. Diğerlerininki yalnızca arbalet yarası idi. Birinci Ordu’nun ellerindeki altıpatlar tüfekler sayesinde savaşa aslında daha başlamadan bitmişti. Yaralı askerler, yaraları sarılarak hemen Nana’ya gönderilmişti. Lily de herhangi bir enfeksiyon kapıp kapmadıklarını kontrol ediyordu. Arbalet hayati organlara isabet etmediği ve çok kan kaybı da yaşanmadığı sürece kolay kolay ölüm yaşanmazdı.

 

Genel olarak bakıldığında ise Birinci Ordu’nun ikinci büyük savaşında böylesine bir sonuç alması Roland’ı memnun etmişti. Bekçilere saldırmalarını nasıl önleyebileceklerini Roland pek bilmiyordu. Tek aklına gelen tetikte durmaları ve birbirlerini kollamaları gerektiği idi. En iyisi bu meseleyi Demir Balta’ya bırakmalı idi.

 

“Hepiniz çok çalıştınız. Yarın bir tören düzenleyeceğim. Git ve askerlere haber ver.”

 

Demir Balta çıkınca Roland, rahat bir nefes aldı.

 

“Aferin!” diyen Roland çekmeceden bir torba kurutulmuş balık aldı ve masaya koydu: “Sen olmasaydın onlar için büyük tehlike olurdu.”

 

Roland’ın sözlerini duyan Bülbül kendini gösterdi ve balığı alarak gülümsedi: ‘’Daha önceden de dediğim gibi. Her şey kontrolüm altında.”

 

“Diğer taraf ne kadar güçlü idi?”

 

“Çok atikti ve kendinden çok emin hareket ediyordu. Birkaç yıldır eğitiliyor olmalı. Tam zamanında sise girmeseydim etrafa yaydığı tozdan ben de etkilenebilirdim.” Bülbül omuz silkerek normal bir olayı anlatıyormuş gibi davranıyordu. Ama ateş etme meselesi hakkında ne kadar rahatsız olduğu anlaşılıyordu: “Ama Wendy’yi bıçaklarken gözünde gördüğüm ifade sonrası onu öldürmekten başka çarem kalmadığını anlamıştım.”

 

“…”

 

 Bir süre sessiz kalan Roland sonrasında: “Timothy’nin askerlerini yendikten sonra dönerken bana ne dediğini hatırlıyor musun?” diye sordu.

 

Bülbül biraz düşündü ve: “’Senin hatan değil’ mi demiştim?”

 

“Aynen.” diyen Roland, başını salladı: “Eğer dediğin gibiyse ve gerçekten Kilise tarafından yetiştirildiyse diğer cadıları düşman ya da günahkâr olarak görüyordur. Onun düşünce sistemini değiştiremezdin. Sen en iyisini yaptın ve Wendy’nin hayatını kurtardın.”

 

Bülbül gülmeye başladı: “Sen beni teselli etmeye mi çalışıyorsun?”

 

“Eee…” diyen Roland iki kez öksürdükten sonra: “Gerçekten böyle düşünüyorum ama.” dedi.

 

 “Merak etme. Düşman zerre umurumda değil benim. Cadı olabilir. Ama yanlış yolu seçtiği sürece benim düşmanımdır. Sana o dönüş yolunda bunu demeye çalışmıştım.” diyen Bülbül ağzına bir parça balık attı: “Ben sadece kardeşlerimi korudum ve görevimi yerine getirdim. Gerisi önemli değil.”

 

“Eğer öyle düşünebiliyorsan ne mutlu.” dedi Roland.

 

Hala Bülbül’ü küçük görüyordu. Ama bir cadıyı öldürdükten sonra bile bu kadar soğukkanlı ve olgun davranabilmesi onun yavaş yavaş büyüdüğünü gösteriyordu.

 

Balığı ağzına attıktan sonra bir süre tereddüt etse de şöyle dedi: “Ama sana sormak istediğim ufak bir şey var.”

 

“Neymiş?”

 

“Anna ve sen ne yaptınız bizim yokluğumuzda?” diye soran Bülbül’ün sesi iyice kısılmıştı. Gözlerini Prens’e kitlemiş bir şekilde bakıyordu: “Hani, anlarsın ya?”

 

Roland neredeyse elindeki bardağı yere düşürecekti: “Eee… Bunu aniden sorunca… Niye sor… Öhöm… Siz yokken hep mültecileri yerleştirmekle uğraştım. Çok beraber vakit geçiremedik.”

 

Birden Bülbül’ün gözleri açılıp kapandı: “Bu bir yalan değildi…”

 

“Tabi ki değildi. Ben-”

 

Roland daha fazla konuşamadan birden Bülbül görünmezliğe karıştı. Sonrasında da Roland, dudaklarında bir çift dudak hissetti. Ufaktan bir tuzlu balık tadı almıştı. Ne olup bittiğini anlaması biraz sürmüştü.

 

“Bekle-“

 

Yine söylemek istediklerini bitirememişti. Bu sefer de dudaklarının üstünde iki parmak dolaşıyordu. Bülbül’ün hala gitmediğini anlamıştı böylece.

 

“Ne demek istediğini biliyorum…” diye Roland’ın kulağına fısıldıyordu Bülbül: “Ben bir şeyi değiştirmek ya da Anna ile sizin aranıza girmek istemiyorum. Tek istediğim sonsuza dek senin yanında kalabilmek. Lütfen görünmez olduğum için beni bağışlayın. Ama yüzünüze pek bakabileceğimi sanmıyorum. Majesteleri, benden tiksiniyor musunuz?”

 

“…”

 

Roland ağzını açtı ama Bülbül’den tiksindiğini söyleyememişti. Onu beğenmesi ya da tiksinmesi gibi bir durum yoktu ki. Önceki dünyasında 20 sene boyunca katı sosyal ilişkiler içinde yaşamıştı. Bülbül ile olan ilişki yalnızca bir iş ilişkisi idi.

 

“Tamam öyleyse.” diye fısıldadı Bülbül: “Hiçbir şey söyleme. Senin hatan değil. Ben sadece hep yapmak istediğim şeyi yaptım.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18331 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr