Bölüm 235: Beklentileri Aşan Bir Mektup

avatar
1170 0

Release That Witch - Bölüm 235: Beklentileri Aşan Bir Mektup


 

Çevirmen : Lodos

 

Roland, Maggie’ye bir parça et uzattığı sırada mektubu açtı.

 

Maggie keyifle ciyakladı ve et parçasını iki- üç ısırışta midesine indirdi. Sonra da yavaşça masaya yatıp kafasını kanatlarının arasına daldırdı.

 

“Umarım bu mektup sana sağ salim ulaşır değerli kardeşim Prens Ekselansları Roland Wimbledon.

 

Ben senin mektubunu aldım. Sunduğun fikre katılmakla kalmıyor, tüm kalbimle de onaylıyorum. Birden bütün o züppe hareketlerini neden değiştirdiğini de tam anlayamıyorum. Ama cadılara ettiğin yardımlar sayesinde seninle aynı taraftayız ve Kilise de artık bizim ortak düşmanımız.

 

Belki bunu çoktan biliyorsundur. Ben de bir cadıyım. Diğer cadıların bana bu kadar inanmalarının bir sebebi de bu. Ne hikmetse sen de köküne kadar bir soylu olmana rağmen bu kadar çok cadıya yardım ediyorsun. Bu akıl almaz bir durum. Mektubunu ilk aldığımdan beri merak ediyorum. Bütün bunları nasıl başardın? Eğer sen de cadıları küçük gören ve onları kendi emellerine alet etmekten çekinmeyen diğer tüm soylular gibi olsaydın ne Ashes’ın onayını alabilirdin ne de Ashes, Maggie’yi senin yanında bırakırdı.

 

Ayrıca Maggie, buhar motorlarından ve bir cadının eğitim alarak yeteneklerini geliştirebileceğinden de bahsetti bana ki bu inanılmaz gerçekten. Özellikle de yetenek geliştirme konusunu seninle detaylı olarak konuşmak isterim.

 

Davetine gelince... Bu konuda defalarca düşündüm ve reddetmek için herhangi bir sebep bulamadım. İttifaklar karşılıklı güven ilişkisine dayanır. Korkakça ve kararsızca davrandığımız sürece de Kilise’nin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. O yüzden bu mektuba Uyku Adası’nda yaşayan çoğu cadıyı yetenekleri ile beraber ekleyeceğim. Sana en çok yardımcı olacak cadıları seçmek konusunda özgürsün. Bu konuda beni de Maggie aracılığıyla haberdar etmeni isterim. Eğer her şey yolunda giderse önümüzdeki ay senin yanına gelmek için yola çıkacaklar. Ama güvenlik açısından ilk başta beş kişi göndermeyi düşünüyorum.

 

Bir de lütfen güvenli bir ulaşım yolu bul ve onlar çıkmadan önce onları korumak için adamlarını yolla. Her yitireceğimiz cadı ister Sınır Kasabası’nda isterse de Uyku Adası’ndan olsun hem bizleri çok üzer hem de ittifakımıza gölge düşürür. Yanına gelecek cadılara da umarım kendi yanındaki cadılara baktığın kadar iyi bakarsın. Eğer yapabilirsen onları da akşam derslerine katmanı isterim. Yeteneğini geliştirecek her cadı bizler için mutluluk kaynağı olur.

 

Dediğin gibi; Kilise niyetlerini belli etti. İkimizi de arkadan bıçaklayarak dört krallığı da işgal etmek istiyor. Umarım günü geldiğinde onlarla uğraşabilecek güce sahip olursun. Ama direnemediğin takdirde Uyku Adası da senin sığınabileceğin bir liman. Pek tabii; Kilise ile sürdüreceğin savaşta sana elimden gelen bütün desteği vereceğimden de hiç şüphen olmasın.

 

Son olarak...

 

Umarım bu bozuk düzeni yıkabiliriz ve yerine yalnızca cadıların değil hiçbir sınıfın dışlanmayacağı bir düzen kurabiliriz.

 

Kardeşin, Tilly Wimbledon.”

 

Mektubu masaya koyan Roland, kalbinde inanılmaz bir huzur hissetti. Gülümsedi ve Maggie’ye bir parça daha et uzattı.

 

Kafasını arkaya doğru geren güvercin Maggie, eti görünce sevinerek ciyakladı ve eti kaptı hemen.Boynundaki tüyler zevkle gerilen Maggie, bu eti de mideye indirmişti.

 

“Sana zor gelebilir biraz. Ama Şimşek, filo ile beraber Kral Şehri’ne gitti. Gelmesine de daha birkaç gün var.” diyen Roland gülümsedi: “Nana’nın veya Yaprak’ın yanına giderek onlarla oynayabilirsin. Ya da istersen bir duş alabilir veya yatıp uyuyabilirsin.”

 

Bir çığlık atan Maggie, masadan sıçrayarak pencereye gitti ve çok geçmeden de uçarak gözden kayboldu.

 

Az önce attığı çığlık şu anlama geliyor olmalı idi: “Yorgun değilim. Gidip oynamak istiyorum.” Roland birden bunun farkına varmıştı. Maggie, bir güvercin olarak konuşsa bile Roland onu anlayabilmişti.

Bu çok garipti…

 

Ayrıca Roland, Tilly’nin teklifi kabul edeceğini ve hatta cadılarının listesini yollayacağını düşünmemişti. Ama ne kadar kalacaklarından hiç bahsetmemişti. Eğer akşam eğitimlerine katılmak istiyorlarsa en az yarım yıl geçirmeleri gerekecekti. Ayrıca yeni bilgiler de eklenmesi halinde acaba diğer cadılar bundan nasıl etkilenecekti?

 

Yeteneklerinin gelişmesi onun için de çok iyi olurdu. Sınır Kasabası’nda kalmaları halinde kasabanın gelişimi konusunda büyük yardımları olurdu. Uyku Adası’na gitmeleri halinde de ücretsiz bir şekilde Roland’ın eğitiminin reklamını yaparlardı. Bu reklamlar sayesinde Sınır Kasabası’na gelmek isteyen cadıları Tilly bile durduramazdı. Roland, zorlamaktan ise sabırla beklemek taraftarı idi.

 

Bu cevap, Roland’ı gerçekten mutlu etmişti. Verdiği cevapla bile mükemmel bir müttefik olacağını kanıtlamıştı. Bu yolla Kilise ile tek başına savaşması gerekmeyecekti. Güvenli bir rota konusunda da Berrak Su Limanı’ndan ve Deniz Meltemi bölgesinden kaçınmak adına Sınır Kasabası’nın hala yabani durumda olan güney kısmını düşünmüştü. Dağlara vardıktan sonra sıcak hava balonu ile direk dağları aşıp kasabaya varabilirlerdi. Böylece herhangi bir tehlike ile karşılaşmayacaklardı.

 

Roland düşündükçe daha da heyecanlanıyordu. Cadılarla ilgili işlemleri hemen başlatma isteğini bastırdı ve şu anda daha fazla öneme sahip meseleler ile ilgilenmeye başladı. En nihayetinde Uyku Adası’nın cadılarının gelmesine daha bir ay vardı ve şu anda mültecileri yerleştirmek gibi daha önemli işleri vardı.

 

Birinci Ordu, Kral Şehri’ne gittiğinden beri Sınır Kasabası’na bitmek bilmeyen bir mülteci akışı söz konusu idi. Hastalığın her ihtimale karşın yayılmasını önlemek adına mültecilere surların batısını ayırmıştı. Geçici bir süreliğine kalabilmeleri için orada uzun ve geniş tahta barınaklar yaptırmıştı. Kızıl Su Nehri’nin diğer yakasında yaşayanlarla beraber şimdiki toplam nüfus 8000’i geçmişti. Diğer gelecek mülteciler ile beraber muhtemelen 10000’i bulacaklardı.

 

Hepsini doyurmak sorun değildi. Şeytan Ayları bittiğinden beri Sınır Kasabası, yemek ithalatında herhangi bir sorun yaşamamıştı. Asıl sorun konaklama idi. Yaz boyunca o tahta evlerde kalmak sorun değildi. Hatta yağmuru ve güneşi engellediği halde epey serin olması iyi bir özellik bile sayılabilirdi. Ama kış geldiğinde tahta barakalarda yaşamak ile dışarda karın altında yaşamak arasında bir fark olmayacaktı. Eğer onların tuğladan evlerde kalmasını sağlayamazsa çoğu kışı çıkaramayacaktı. Uzun lafın kısası; Sınır Kasabası’nın 6 ay içinde 10000 insan için tuğla evler ve yurtlar yapması gerekecekti.

 

Roland yeni bir kâğıt kalem aldı.

 

Yol yapımında çalışan işçileri ev yapımı için çekmeliydi. Yol yapımı iki hafta veya bir ay geciksindi… Ne olacaktı sanki? Ama Şeytan Ayları boyunca kendi kontrolündeki kimse açlıktan ya da soğuktan ölmemeliydi. Bunları da kaybederse elinde hiçbir şey kalmazdı.

 

O anda Carter hızla ofise daldı.

 

 “Majesteleri, kötü haberlerim var.” diye ciddi bir sesle konuşuyordu Carter: “Kimya laboratuvarında patlama oldu.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18365 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr