Bölüm 234: Kapı

avatar
1157 1

Release That Witch - Bölüm 234: Kapı


 

Çevirmen : Lodos

 

“Bu… Bunu nasıl yaptın?” diyen Yıldırım ağzı açık bir halde duvarlara bakıyordu.

 

Duvarların tepesinde on tane küçük delik açılmıştı, hepsinde farklı renkte taşlar vardı ve hepsi de farklı renklerle parlıyordu. Sadece duvarlarda değil, tavanda dahi taşlardan vardı. Bu taşların yaydığı yumuşak ışıklar sayesinde odadaki tüm detay seçilebiliyordu.

 

Ashes ilk defa bir kâşifin yüzünde bu ifadeyi görüyordu. Bu neredeyse onu mutlu edecekti. “Bilmiyor musun? Bu taşlara büyüler yükleyerek cadılar farklı yetenekler geliştirebilirler.”

 

“Yani bu taşlar Büyü Taşları mı?”

 

Yıldırım tedbirli bir şekilde duvardan taşı aldı. Duvardan ayrılmasına rağmen yaydığı ışıkta en ufak bir zayıflama bile olmamıştı.

 

“Bilmiyorum.” diyen Tilly başını salladı: “Bu taşlar belki de yüz yıllardır burada. Bir şekilde saklıydılar. Mekanizmanın çalışması için bir cadının gelmesi gerekiyordu belki de.

 

“Onları harekete geçiren sen değil miydin?”

 

“Hayır. Taşların içinde var bu özellik.” diyen Tilly bir tane büyülü taş aldı ve gözlerinin önünde tuttu. Taşın ışığı yüzünü okşuyordu. Belki taşlar da bir şekilde büyüye bağlıydı. Taş haricinde o odada hiç özel bir şey yoktu.

 

Yıldırım düşünerek konuşmaya başladı: “Eğer gerçekten söylediğin gibiyse bu taşlar yüzyıllardır kendi başlarına yanıyordur. Değerleri paha biçilemez. Ebedi Kış Krallığı’nda yumruk büyüklüğünde değerli taşları binlerce kraliyet altınına satıyorlar. Bunun yarısı kadar parlamıyorlar ama.”

 

Denizciler bu parayı duyunca taşlara daha farklı bakmaya başlamışlardı.

 

“Anlaşmamıza göre; sen yarısını alabiliyorsun.” diye belirtti Tilly. Bu konuları pek de umursamıyor gibiydi. Yeterli derecede ışık olunca ortamı daha da fazla incelemeye başlamıştı. Tilly’nin zar zor duvardaki yosunları çıkarmaya uğraştığını gören Ashes, dayanamayıp kılıcıyla duvardaki yosunlara çizikler attı. Duvarda gömülü olan ikinci bir taş daha ortaya çıkmıştı.

 

Öncekinde yaptıkları gibi Tilly tekrar büyüsünü o taşa aktardı. Keskin bir metal sesinden sonra Tilly’nin üstündeki taş bir tabakanın nasıl hareket ettiği herkesi büyülemişti. İki tarafından gergin bakır tellerle bağlanmıştı bu tabaka. Ortasında da düzgün bir şekilde havada duran merdivenler vardı. Tabakanın bir tarafı yere değiyorken diğer tarafı tavana uzanmıştı. Yukarı bakan Ashes, geçişi kapatan yatay bir nesne gördü.

 

Prenses’in tereddüt etmeden taşları tırmandığını gören Ashes kendini tutamadı ve sesli bir şekilde bağırdı: “Önce ben çıkayım!”

 

“Önemli değil.” diyen prenses hızla yukarı tırmandı ve elini kapının yanındaki büyülü panele koydu. Sanki ona cevap veriyormuşçasına kapı açıldı bir anda.

 

Tilly’nin tırmandığını sonra da geçtiği kapının içinde kaybolduğunu gören Ashes’ın kılıcını alıp onu takip etmekten başka çaresi yoktu.

 

Ashes da yarıktan geçince gözlerine inanamamıştı. İlk girdikleri odadan küçüktü ama duvarlar baştan aşağı parlayan taşlarla kaplıydı. Onu asıl şaşırtan ise hiç su izi olmamasıydı.

 

Ahşap masalar, sandalyeler, dolaplar vardı. Hepsi de sağlamdı. Sadece derin bir toz örtüsü vardı üstlerinde. Dolaplardaki raflar sıra sıra kitaplarla kaplıydı. Hepsi toz ve kir içindeydi. Masanın üstünde açık duran kitabın yanında bir su ısıtıcısı, bir bardak bir de kalemlik vardı. Kuş tüyünden bir kalem vardı. Mürekkebi kurumuştu. Ama yine de alttaki yosunla kaplı oda ile burası iki farklı dünya gibiydi.

 

Odaya üçüncü giren kişi olan Yıldırım nefesini tuttu: “Bu da ne…”

 

“Terk edilmiş bir barınak.” diye cevaplayan Tilly masadaki açık kitabı aldı. Nazikçe tozlarını kaldırdı ve sayfaları dolaşmaya başladı: “Görünüşe göre birisi burada uzun yıllar yaşamış.”

 

“Kitapta ne yazıyor?”

 

“Okuyamıyorum.” diyen prenses kitabı ikisine gösterdi: “Daha önce hiç görmediğim bir alfabe ile yazılmış.”

 

“Diğer kitaplar da aynı.” diyen Ashes bir dizi kitabın daha tozunu sildikten sonra hiçbirini anlayamadığını fark etti.

 

“Yanımıza alıp yavaş yavaş öğrenebiliriz.” diyen Tilly güldü: “Anlaşmaya göre bulduğumuz kitaplar ve taşlar bize ait.”

 

“Tabii ki.” diyen Yıldırım sakalını sıvazladı: “Ama umarım manalarını kavradığınız zaman benimle paylaşmaktan çekinmezsiniz.”

 

“Elbette.”

 

 

Üçü birden odayı dolaşarak gördükleri her şeyi incelemeye, ellemeye başladılar. Böylece odayı genel olarak daha iyi kavrayabilmişti.

 

Başka hiçbir taş bulamamışlardı. Ama odanın öbür tarafında garip bir metal boru bulmuşlardı. Bir cihaza benziyordu. Bir ucu duvara gömülüyken diğer ucu gittikçe daralıyordu. En uç kısmına da bir gözlük camı yerleştirilmişti.

 

“Bu ne?” diyen Ashes’ın sesi bütün odada yankılanmıştı. Borunun içi boştu demek ki.

 

“Bizim denizde kullandığımız gözetleme araçlarına benziyor. Belki de burada yaşamış insanlar bu aletle dış dünyayı gözetliyorlardı.” diyen Yıldırım, camın olduğu kısımdan bakmaya çalıştı ama sonra: “Simsiyah… Hiçbir şey göremiyorum. Belki de bozuktur…” dedi.

 

“O, o kadar da önemli değil.” diyen Tilly arkalarındaki duvardaki metal boruyu işaret etti: “Şuna bakın.”

 

Gösterdiği yere bakan Ashes bakır tellerle duvara bağlanan bir boru gördü. Alt kısmında özel bir bölme vardı. Sanki bir anahtar için yapılmıştı. Prenses yürüdü ve bakır tabakayı oynatmaya çalıştı. Ama yerinden bir adım oynamamıştı: “Görünen o ki kilitli.”

 

“Bir de ben deneyeyim.” diyen Ashes tutulacak yeri kavradı ve bütün gücüyle asıldı. Bakır tabaka duvardan komple çıkıvermişti.

 

“Sanırım doğru tahmin etmişsin.” diyen Yıldırım yüksek sesle alkışladı: “Bir kez daha bir büyülü taş mekanizması çıktı karşımıza.”

 

Bakır plakanın arkasında devasa büyüklükte bir büyülü taş vardı. Önceki mekanizmanın taşına kıyasla çok farklı idi. Hem daha büyüktü hem de kızıldan çok mor olarak parlıyordu.

 

“Etkinleştirmek istiyor musun?” diye sordu Ashes.

 

“Evet.” diyen Tilly tereddüt etmeksizin başını salladı ve elini taşın üstüne koydu. Epey bekleseler de hiçbir şey olmamıştı.

 

“Sorun ne?”

 

“Çok… Büyük.” diye yavaşça konuştu Tilly. Alnından terler süzülüyordu. “Sanki bütün büyü gücümü emiyor. Çalışması için gereken güç epey fazla olmalı.”

 

Ashes kaşlarını çatmış bir şekilde: “O zaman boş ver.” dedi. Bir cadı bütün büyü gücünü tükettiğinde neler olduğunu biliyordu. Komaya bile girebilirdi. Böyle sıkıntılı bir yerde bunun yaşanması da pek iyi olmazdı.

 

“Sorun olmayacak, hissediyorum.” diyen Tilly tamamen güçsüz kalmamıştı. O sırada bir gümbürtü daha duyuldu ve tüm oda sallanmaya başladı.

 

“Deprem mi oluyor?” diyen Yıldırım, metal boruya tutunarak düşmemeye çalıştı. Ashes aniden onu ve Tilly’yi sarmaladı. Kitapların sallanmasından çıkan toz hepsini öksürtmüştü.

 

15 dakika boyunca böyle sallandılar. Sarsıntı bittiğinde Molly, aşağıdan kafasını uzatıp: “Neler oluyor?” diye sordu.

 

“Yeni bir mekanizma çalıştırdık.” diye cevapladı Ashes: “Aşağıda her şey yolunda mı?”

 

“Herkes çok korktu. Tavandan bir sürü plaka yağdı. Büyülü hizmetçimi çağırarak korudum herkesi.” diyen küçük kız yavaşça yukarı çıktı ve merakla: “Tilly, neye bakıyorsun?” diye sordu.

 

Garip bir şekilde Tilly, bu soruya cevap vermedi ve gözünü kırparak borunun ucundaki cama doğru tuttu. Uzun süre geçtikten sonra: “Bu sadece inanılmaz…” kelimeleri döküldü ağzından.

 

Neler olup bittiğini merak eden Ashes de cama yaklaştı. Gördüğü şeyden sonra nefes alıp vermeyi unutmuş gibiydi.

 

“Gözlem aynasının” öbür tarafında geniş bir arazi görünüyordu. Arazinin ucunda sonu görünmeyen, havada asılı bir uçurum vardı. Merkezi yüksek görünüyordu. Devasa bir kapı vardı ortada. İçi epey karanlık ve korkutucu görünüyordu. Sanki yutacağı insanları bekleyen koca bir ağız gibiydi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr