Bölüm 227: Gammaz

avatar
1117 1

Release That Witch - Bölüm 227: Gammaz


 

Çevirmen : Lodos

 

Kilisenin ana salonunda, rahip ayaklarına kapanmış çiftçiye bakıyordu.

 

Normalde uzun ve kalıplı olan çiftçinin şimdi kamburu çıkmıştı. Titriyordu. Vücudu garip bir mor renge bürünmüştü. Çok geçmeden siyah lekelere dönüşecekti o morluklar ve bütün vücudunu kaplayacaktı. Hastalığı kapmış birisine göre hala epey güçlü duruyordu.

 

“Seni hatırlıyorum. Sen Rock Hill’sin. Doğu’dan bize taze buğday getirirdin.” dedi rahip.

 

“Siz… Beni hatırladınız! Bu harika efendim!” diyen çiftçi tekrar tekrar rahibin ayaklarına secde etti: “Ailem hastalığa yakalandı. Sizden istirham ediyorum. Lütfen Kutsal İksir’i verin.”

 

“Bugün ne getirdin Kilise’ye? Kutsal İksir öyle keyfime göre dağıtabileceğim bir şey değil. Vereceğin şeyi gerçekten yürekten isteyerek vermen gerekir.”

 

“İlacı almaya çalışırken sokak fareleri tarafından kandırıldım, bütün paramı aldılar.” Rock Hill’in sesi titriyordu: “Lütfen beni bağışlayın. Başka çarem olmadığı için kara borsaya başvurdum. Şu anda elimde olan tek şey yalnızca bir yumurta.” Bunları dedikten sonra karnındaki cepten bir yumurta çıkardı ve rahibe doğru uzattı.

 

“Kara borsaya başvurman ceza gerektiren bir davranış. Ama Tanrı yolundan sapanları geri doğru yola sokacak kadar hoşgörülüdür. Hatalarını kabul edenler hayatlarına devam etmeye hak kazanırlar.” diyen rahip Ferry yumurtayı aldı ve gülümseyerek: “Kalk. Kurtuldun.” dedi.

 

“Ger-Gerçekten mi?” diyen Rock Hill kulaklarına inanamıyordu.

 

“Tanrı’nın hizmetkârları kimseyi kandırmaz.” diyen Ferry eliyle işaret etti ve başka bir inanan elinde bir kutu ile çıkageldi. Kutunun içinden dört şişe çıkardı ve Rock’a verdi: “Yanılmıyorsam ailen dört kişiydi, değil mi?”

 

“Evet, kıymetli efendim.” diyen Rock gözyaşlarını tuttu ve eğilerek rahibin ayaklarını öptü: “Teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Bundan sonra Kilise’nin sonsuza kadar hizmetçisiyim!”

 

Bu sahne etraftaki bütün inananları duygulandırmıştı. Hep bir ağızdan sevinç çığlıkları attılar ve yeni katılan üyelerini tebrik ettiler.

 

Çığlıklar biraz durulunca Ferry herkesi susturdu ve: “Sonraki gelsin.” dedi.

 

 

Alacakaranlığa kadar ilaç böyle dağıtıldı.

 

Kral Şehri’nin çanları çalınca rahip Ferry ellerini kaldırdı ve iksir dağıtımının yarın tekrardan devam edeceğini bugünlük bittiğini ilan etti. Bir salon dolusu acıyla kıvranan insanları umursamadan arkasını dönüp gitti.

 

Vücudu yorulduysa da ruh hali hala yerindeydi. Kendisine yalvaran o kadar insanı görmek, Tanrı imiş gibi hissettirmişti ona.

 

Ferry düşünüyordu: “Bu salgını da panzehiri de biz verdik. İnsanların ölmelerine ya da yaşamalarına da biz karar veriyoruz. Ellerimizdeki bu güçle Tanrı ile aramızda bir fark yok ki.” Biraz daha düşündükten sonra bir kez daha ailesinin işini devam ettirmek yerine Kilise’ye katılmanın çok doğru bir karar olduğuna kanaat getirdi.

 

Böyle bir gücü kimse durduramazdı. Varlıklı işadamları mı? Soylular mı? Ölümle burun buruna kalan kim olursa elinde ne var ne yok vermeye hazır hale geliyordu.

 

Arka salondaki dinlenme odasına doğru yürürken bir vaiz aceleyle geldi ve rahibin kulağına fısıldadı: “Efendimiz, bir sokak faresi geldi. Söyleyeceği çok önemli şeyler varmış.”

 

“Ne ile ilgiliymiş?”

 

“Doğu’dan gelen mültecilerle ilgiliymiş. Meselenin aslını yalnızca size anlatacakmış.” diye hızla cevap verdi vaiz.

 

Kilise’nin önceden verdiği talimatlara göre rahibin, bütün bu salgın ve panzehir mevzularından elde edebileceği en fazla kârı elde etmesi gerekiyor idi. Bu yüzden mülteciler ile ilgili de birtakım düşünceleri vardı. Sadece iç şehire kıyasla daha önemsizdi mülteciler. Rahip, birkaç gün bekleyip mültecilerin yarısının ölmesini sonrasında tedavi için mültecileri almaya gitmeyi düşünüyordu. Böylece tam Kral’ın onları terk ettiğini düşündükleri anda Kilise ortaya çıkacaktı. Sonuç olarak da Kral Şehri’nin nüfusunun %90’ı Kilise’nin takipçisi olacaktı. Bütün bunlar da ona piskopos olma yolunda emin adımlar attıracaktı.

 

Kilise terfi konusunda farklı bir sistem kullanıyordu. Kişinin kan bağı ya da ilişkileri önemli değildi. Kim iyi iş çıkarırsa anında terfi alıyordu.

 

Mültecilerle ilgili nasıl bir sorun çıkabilmişti acaba?

 

Şüphelerini bastıran rahip sessizce: “Tamam. Onu gizli odaya alın. Ben de geliyorum.” dedi.

 

“Emredersiniz Efendim.”

 

Tören kıyafetini üstünden çıkaran Ferry dolaptan tabaka bir zırh aldı ve üstüne de geniş bir palto giydi. Aynanın karşısına geçip kendisine çekidüzen verdikten sonra da gizli odaya yöneldi.

 

Odaya giren rahip, muhbirin saçlarının ne kadar dağınık olduğunu ve zayıflığından dolayı da kollarındaki kemiklerin sayılabildiğini fark etti. Ama garip olan bir şey vardı ki; o da hiç hastalık belirtisi olmaması idi.

 

Rahibin içeri girdiğini gören muhbir hemen koştu ve dizleri üstüne çökerek: “Efendimiz! Benim ismim Needle. Size söylemem gerekenler var.” dedi.

 

“Konuşabilirsin.”

 

“Ama…” diyen adam yukarı baktı ve rahibe eşlik edenleri görerek biraz çekindi.

 

“Merak etme. O benim sağ kolum. Rahip Shattrah.” diyen Ferry devam etti: “Diğeri de Hera Hanım. Gizli odanın korunmasından sorumlu. Bu odayı hiç terk etmez.”

 

“Tamam konuşacağım. Ama bir şeyin garantisini almam laz-”

 

“Kutsal İksir burada.” diyen Ferry mavi renkli sıvıyı masaya koydu ve: “Vereceğin bilgi değerli olursa seni iyileştireceğim.” dedi.

 

“Efendimiz sizi temin ederim ki bu bilgi altın değerinde.” diyen Needle başını kaldırdı ve konuşmaya devam etti: “Bazı insanlar mültecileri naklediyorlar. Kanalın her yerinde boş gemiler konumlanmış durumda. Kendi gözlerimle gördüm. Korkarım birkaç gün içinde bütün mülteciler gitmiş olacak.”

 

“O hastalıklı insanları mı alıyorlar yani?” diyen Ferry kaşlarını çatmıştı: “Yanlış görmediğine eminsin, değil mi?”

 

Önceden bir filonun mültecileri aldığı haberini duymuştu ama çok da önemsememişti. Çünkü normal bir durum idi. Soylular böyle krizleri fırsata çevirmeyi iyi bilirlerdi. Bütün bu mülteci krizi onlar için düşük paraya çalıştıracakları köleler demekti. Ama sonradan salgın çıkmıştı. Mültecileri alanlar büyük salaklık etti diye düşünüyordu Ferry. Ama şimdi salgın bu kadar yayılmışken nasıl oluyordu da hala mültecileri almaya devam edebiliyorlardı?

 

“Hayır! Onlar hastalığı tedavi edebiliyorlar. Paralı askerler, hastalara garip bir suyla dolu torbalar dağıttılar. Suyu içenler anında iyileşti. Dahası da var. Batı Bölgesi’nden geldiklerini söylüyorlar. Ve filoya binip kendileriyle beraber gelmeleri halinde onlara yemek, barınak ve yaptıkları işlerin karşılığında ödemeler vereceklerini de söylediler. Üstüne üstlük bu insanlar bir de cadıyla beraber çalışıyorlar.”

 

“Ne dedin sen?”

 

“Dediğim şey tamamen doğru Efendimiz!” diye bağırdı Needle: “Kalabalığa karıştım ve mültecilerle beraber gemiye bindim. Mültecilerden biri atlayıp kaçmaya çalıştı. Sahildeki paralı askerler de onu takip ettiler. Başta gökyüzünde dolanan figürü kuş zannetmiştim. Sonradan fark ettim ki o uçan bir cadı idi. Öyle korkmuştum ki hareket edemiyordum. Gemi birkaç kilometre ilerledikten sonra cadıyı gökyüzünde göremedim ve suya atladım. Geri dönmem bir günümü aldı.”  diyen Needle ellerini ovuşturdu: “Efendimiz! Şimdi bu bilginin bir şişe Kutsal İksir değerinde olduğunu düşünüyor musunuz?

 

“Bekle bir saniye. Sen o şifalı suyu içtiğini söyledin. Önceden hasta mıydın yani?” diye sordu Ferry.

 

“Ee… Evet… Ama siz elimde değerli bir bilgi olduğu sürece iksiri alacağımı söylemiştiniz.” diyen Needle garip bir şekilde sırıtarak sapsarı dişlerini gösterdi.

 

Demek bu yüzden istiyordu. Kara borsaya büyük paralara satmaktı amacı. Biraz düşünen Ferry sordu: “Diğer tarafta kaç kişi var? O askerlerin bir kafilenin paralı askerleri olduğundan emin misin?”

 

“Evet, eminim. Zırhları, atları yoktu. Silah olarak da tahta mızraklar taşıyorlardı. Kaç kişi olduklarına gelince ise…” diyen Needle elleriyle saçını düzeltti ve: “En fazla yüz kişilerdir!”

 

“Gemiler kime aitti?”

 

“Bunu bilmiyorum. Gemilerde hiçbir bayrak yoktu. Varsa bile ben hatırlamıyorum. Ama askerler bizzat gemilerin batı bölgesine gittiğini söylediler… Hah bir de Sınır Kasabası’nın Lordu ‘ndan bahsettiler.” Needle hatırlamak için kafasına vuruyordu: “Araziyi ele geçirme niyetindeymiş. Bu yüzden de iş gücüne ihtiyacı varmış. Tüm hatırlayabildiğim bunlar.”

 

“Muhakkak harika bilgiler getirmişsin.” diyen rahip cebinden bir şişe iksir çıkardı ve muhbire fırlattı: “Al bakalım. Senindir.”

 

“S-Sağ olun Efendimiz!” diyen muhbir şişeyi havada kaptığı anda dondu kaldı. Gözleri yerlerinden fırlayacak gibiydi. Tek görebildiği boynunu delip geçen uzun bir hançer idi.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18363 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr