Bölüm 226: İç Şehir Operasyonu

avatar
1110 1

Release That Witch - Bölüm 226: İç Şehir Operasyonu


 

Çevirmen : Lodos

 

“Kutsal İksir’in kaynağını falan mı buldun?” diye soran Siyah Çekiç heyecanlanmıştı.

 

“Kutsal İksir mi?” Theo alaycı bir gülümseme ile: “Kilise’nin ilacına ihtiyaç yok ki. Hastalığı tedavi eden başka şeyler de var.” dedikten sonra çantasından iki torba çıkardı ve masaya koydu: “Cadıları suçlamak çok basit bir taktik.”

 

Kafası karışan Siyah Çekiç, torbalardan birin önce kulağına götürüp salladı ardından da ipini çözüp kokladı ve: “Koku yok?” dedi.

 

“Sen onları Silver Ring ile Pots’a götür. O zaman gerçek ilaç olup olmadıklarını anlayacaksın.” dedi Theo. “Onlar da burada, değil mi?

 

“Hastalığı kaptıklarını anlayınca onları bodruma kitledim. Dışarı çıkarmıyorum. Bugünlerde insanlar hasta birini gördükleri anda acımasızca saldırıyor. Bu yüzden ne onları çıkarıyorum ne de kimseyi içeri alıyorum.” diyen Siyah Çekiç ikinci torbayı da aldı ve: “Şimdi gidip deneyeceğim.” dedi.

 

Hill ise boş boş masaya bakıyor ve tek kelime etmiyordu.

 

Her an salgın tehlikesi ile karşı karşıya olan sıradan bir insan hastalığı tedavi edecek bir ilaç ile ilgili bir şeyler duyduğunda hiç olmazsa birkaç soru bile sorardı. Bunun yerine garip bir suskunluk içinde etrafa bakıyordu. Theo o anda onun bir casus olabilmek için çok yeteneksiz olduğunu fark etti.

 

“Bu ilaç gerçekten hastalığı tedavi ediyor mu?” diye aniden bağırdı Serçeparmak: “Bayım, nereden aldınız bunu?”

 

“Küçük kız bile Hill’den daha iyi iş çıkarıyor.” diye düşünen Theo, şaraptan bir yudum aldı ve: “Sarayda iken Majesteleri verdi bana. En nihayetinde ondan başka kim Kilise’ye karşı çıkacak güce sahip ki?”

 

Daha çok az zaman geçmişti ki Siyah Çekiç yanında Silver Ring ve Pots ile çıkageldi: “Aman tanrım! Bu ilaç harika! İçtikleri anda siyah lekeler kaybolmaya başladı.”

 

Theo’yu gören adamların ikisi de aynı anda Theo’ya diz çöktüler ve aynı anda: “Bayım ilaçlar için teşekkürler! Hayatımızı kurtardınız!” dedi.

 

“Şimdi gidin ve ilk iş yaralarınızı sarın.” diyen Theo hala kan sızan yaralarını işaret etti. Şifalı su hastalığı iyileştirse de açık yaraları kapatamıyordu. Böyle yaraların da en az bir haftaya ihtiyacı vardı kapanmak için. “Bana teşekkür etmek yerine benim patronuma teşekkür edin. Eğer bu görevi hakkıyla yerine getirebilirseniz artık sokak faresi olmaktan kurtulabilir, daha iyi hayatlar yaşayabilirsiniz.”

 

“Majest- Hayır… Yani patronunuz bu ilaçları satmamızı mı istiyor?” diye heyecanla sordu Siyah Çekiç. Görünüşe göre bunları satarak ne kadar kar edebileceğinin farkına varmıştı.

 

“Aynen öyle. Kilise elindeki ilaçları insanları kandırmak ve yönetmek için kullanıyor. Bu da benim patronumu bir hayli kızdırdı. Eğer bunun önü alınmazsa bütün şehrin çok geçmeden Kilise’nin malı olacağından korkuyor.” diyen Theo sesini alçalttıktan sonra devam etti: “Aynı zamanda şehirde sağ kalabilen çok az kişi olmasını da istemiyor. Bu yüzden ilaç, insanların karşılayamayacağı kadar pahalı olmayacak.” Çantasından iki tane daha torbayı çıkarıp masaya bırakan Theo: “Bu torbaların tanesi en fazla 10 gümüş olacak.”

 

“10 gümüş mü?” diye haykırdı Siyah Çekiç. Gözleri yerinden fırlayacaktı sanki.

 

“Evet. Altısı patronun, dördü sizin. Bu ilaç da 5000-6000 kişiye ulaşmalı. Böylece birkaç yüz kraliyet altını civarında para kazanacaksınız. Aranızda bölüşseniz dahi yine de çok büyük para. Hayatınızın geri kalanını sefa içinde geçirebilirsiniz.”

 

Karşısındaki konuşmaya çalışıyordu ama sanki aklına kelimeler gelmiyordu. Epey bir süre boş boş etrafa baktı ortamdaki herkes.

 

En başında Theo, bu fikrin onları cezbedeceğini biliyordu.

 

İlacın herhangi bir maliyeti yoktu. Bedavaya verseler dahi sorun olmayacaktı yani. Ama işin içine fareleri kandıracak para da girmiş olmasaydı hem çok etkili olmazdı hem de tek kişi çok dikkat çekerdi. Farelere ilacı sattırarak riski azaltmış oluyordu. 10 gümüş de insanların çok kolaylıkla ödeyebileceği bir para idi. Tabii ki onların bütün ilaçları satacaklarına inanmıyordu. Bir kısmını kara borsaya daha fazla paraya sızdıracaklardı belki. Ama Theo bunu çok da umursamıyordu.

 

Onun asıl görevi Kilise’nin teorilerini yıkmak idi. Yani tek ilacın Kilise’nin dağıttığı olmadığı, asıl ilacın o kadar pahalı bir şey olmadığı ya da cadıların bütün bunlarla bir alakası olmadığını kanıtlaması yeterli olacaktı. Bütün bunların sonucunda da halk Kilise’yi sorgulamaya başlayacaktı. Özellikle de Kutsal İksir’e o kadar para bayılan insanlar kendilerini kötü hissedecek ve Tanrı’nın hizmetçilerinin kendilerini kandırıp kandırmadıkları konusunda şüpheye düşeceklerdi.

 

“Tam olarak ne düşündüğünü biliyorum.” diyen Theo konuşmaya başladı: “İlacın bir kısmını saklamak ve soylulara daha fazla paraya satmak istiyorsun, farkındayım. Görmemiş gibi de yapacağım. Ama bunu unutmam.” Theo’nun ses tonu gittikçe soğuklaşıyordu: “Patronum o kadar da hoşgörülü birisi değil. Eğer gömülmek istemiyorsan çok da suyunu çıkarma bu işlerin.”

 

“Ama ya başkaları ilacı tekrardan satarsa?” diye sordu Silver Ring.

 

“Onun çözümü kolay. Herkes en fazla bir torba alabilir ve aldığı anda da ilacı içecek.” Siyah Çekiç’e döndü ve: “Ee, ne diyorsun? Var mısın?”

 

“Burası o kadar fazla ilacı alamayabilir… Belki…”

 

Theo sözünü kesti ve: “İlaçları kim ve nerede satacağın senin problemin. Ben sadece patronumun gözü ve kulağı olarak buradayım.”

 

Siyah Çekiç dişlerini gıcırdattı. Yanındaki elemanlarına baktı. Hiçbirinden bir itiraz göremeyince de yumruğunu masaya vurdu ve: “Tamam! İşi alıyorum!” dedi.

 

“Pekâlâ.” diyen Theo başını salladı ve: “Yarından sonraki gün güneşin batışında buraya bir araba gelecek. O zamana kadar gerekli ayarlamaları yapmak ve ilacın haberini yaymak için vaktin var. İşini iyi yap. Patronum hata istemiyor.”

 

Ertesi günden sonraki gün Birinci Ordu’nun geri dönme vakti idi. Şehirden ayrıldıklarından sonra şehirde ne olursa olsun Majesteleri’ne bir zararı olmayacaktı.

 

 

Handan çıktıktan sonra Hill’in ona yetişmesi çok sürmemişti.

 

“Benim yoldaşlarım ile görüşmeyecek misin? Hepsi Timothy’den intikam alma arzusu ile yanıp tutuşuyorlar.”

 

“Şimdilik sana güveniyorum çünkü testi geçtin.” diyen Theo başını salladı ve devam etti: “Ama eğer bugün yakalanmamış olsaydın bundan sonra ne yapacaktın acaba?”

 

“Geri dönüp herkese olanları anlatacaktım ve istişare edecektik. Bir süre daha gözetlemeye devam mı edeyim yoksa direk Majesteleri Roland’a mı gideyim?” dedi Hill.

 

“Ha?” diyen Theo bunu ilginç bulmuştu: “Sen ne düşünüyorsun bu konuda?”

 

Hill bir an tereddüt etse de sonrasında: “Majesteleri Roland’ın diğer soylular gibi olduğunu düşünmüyorum. Soyluların çok azı mültecileri kurtarmak gibi ya da cadılara bir dünya vermek gibi şeyler için zahmete girmezlerdi. Timothy’den gördük. Karımı o…” diyen Hill bir süre sessiz kaldı ve: “Her neyse. Ne olursa olsun ben direkt olarak Majesteleri’ne hizmet etmek istiyorum.”

 

“Madem öyle… O zaman geri dön ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam et.”

 

“Niye..?” diye soran Hill şaşkınlık içindeydi.

 

“Bir casus, hele de böyle kritik bir zamanda, bildiklerini kendisine saklayabilmeli ve kimse ile paylaşmamalı. Eğer Majesteleri için çalışacaksan daha öğrenmen gereken çok şey var.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr