Bölüm 222: Uzun Zamandır Beklenen Zafer

avatar
1395 2

Release That Witch - Bölüm 222: Uzun Zamandır Beklenen Zafer


 

 Çevirmen: Lodos

Fjordlar. Ejderha Körfezi.

 

Kilise’nin takipçileri surların üzerinden ok atıyorlardı. Ama Shavi’nin görünmez bariyeri ve Molly’nin büyülü hizmetçisi karşısında pek de etkili olamıyorlardı. Okları ya düşüveriyor ya da büyülü hizmetçinin içinde kaybolup gidiyorlardı. Ne zaman ki oklarını Tanrı Gözü’nün İntikamı’na daldırıp atmaya başladılar. İşte o zaman tehdit oluşturur olmuşlardı.

 

Ama en nihayetinde Tanrı Gözü’nün İntikamı rezervleri kısıtlıydı ve vurulan cadılar hemen arkaya götürülüp tedavi edilerek geri dönüyordu. Büyük kan kaybı yaşamadıkları sürece hayatta kalabiliyorlardı. İki ya da üç parti ok atışından sonra bütün cadılar surların eşiğine kadar ilerlemişti. Ashes direkt surların üzerine fırlamıştı ve kafasını çıkarmaya cesaret eden bütün Kilise inananlarını yerinde mıhlıyordu.

 

Cadılar, savaştan önce yapılan incelemeler sayesinde surların neresinin zayıf neresinin güçlü olduğunu biliyorlardı. Gökyüzünden bir güvercinin çığlıkları yükseliyordu. Bu cadıları yönlendiren Maggie’nin sesiydi.

 

Birkaç savaş geçiren Lotus artık büyüsünü çok rahat bir şekilde kullanır olmuştu. O sırada yerkabuğu sallanmaya ve yer yer çatlamaya başlamıştı bile. Bunu gören Kilise kuvvetleri onu durdurmak için koşsa da Ashes hepsini tek tek ortadan kaldırmayı bilmişti. Tanrı Gözü’nün İntikamı’nın bulunmadığı kısım çöküyordu. Bunu da açılan yere doluşup büyülerini kullanarak inananlara saldıran bir dizi cadının saldırısı takip etmişti. Bir anda Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı takmayan inananların neredeyse yarısını öldürmüşlerdi. Geriye kalanlar ise bir bir Ashes tarafından temizleniyordu.

 

Bu Kilise’nin bir zorlukla karşılaştığı ilk an idi. Karşılarında da baş düşmanları vardı. Ordudaki Başrahip sonucu az çok kestirince inananları toplamış ve hepsine haplar dağıtarak kendilerini Tanrı için feda etmelerini istemişti. O inananlardan onu etten duvar örerek Ashes’a koşmuş, diğerleri de Lotus’a saldırmıştı.

 

Bunu gören Lotus, zaten hazırda tuttuğu bir kayayı yerden çıkarıp saldıranlara karşı geçici bir duvar oluşturmuştu. Askerler tam kayadan duvarın etrafından dolanıp arkasına geçmişlerdi ki Lotus’un çoktan ortadan kaybolduğunu fark ettiler.

 

Başka seçenekleri olmayan askerler dönerek Ashes’ı kuşatmaya koşmuşlardı. Tam o sırada cadılar tekrardan onların arkasında belirmiş ve onları hazırlıksız yakalamışlardı. Yarım saatlik bir mücadeleden sonra zemin inananların bedenleriyle kaplanmıştı ve ayakta kalan tek kişi ise Başrahip idi.

 

Olduğu yerde sallanırken hapı ağzına atsa da Ashes daha yutamadan onun kolunu kesmişti.

 

“Lanet olsun sana iğrenç yaratık! Sefil şeytani canavar seni!” Kesilen kolunu tutan Başrahip acıyla haykırıyordu.

 

“Noldu? Çok mu korkuyorsun? O masumları işkence ederek öldürürken onlar hiç umrunda değildi ama… Değil mi?” diyen Ashes donuk bir sesle konuşuyordu: “Siz anca şeytanın kölelerine benzersiniz. Hiçbir suçu işlemekten geri durmazsınız. Şimdi seni cehenneme geri yolluyorum!” Bunları diyen Ashes kılıcını savurdu ve Başrahip’in kellesini uçurdu.

 

“Kazandık mı?” diye yanına koşan Molly, gözlerine inanamıyordu.

 

“Evet.” diyen Ashes rahat bir nefes aldı: “Bu, Fjordlar’daki son Kilise idi. Artık Fjordlar’da hiçbir düşman kalesi kalmadı. Kazandık!”

 

Kilise, Fjordlar’da zayıf durumda idi. Her bir kilisede en fazla 100 inanan vardı ve hiç düzenli ordu yoktu. Ama bu da bir zaferdi sonuçta. Önceleri hareket eden yapraktan bile korkarlarken şimdi Kilise’yi feth etmişlerdi. Bu bile cadılar için bir heyecan ve sevinç idi.

 

Bu uzun zamandır bekledikleri zaferi tadan cadılar neşe içinde haykırmaya başlamışlardı. Bütün cadıların gözünde Kilise, aşılamaz bir dağ gibi idi. Ama işte ilk adımı atmışlardı ve geçici bir süreliğine de olsa şafak güneşini görmüşlerdi. Bu andan itibaren Fjordlar onların ana vatanı olmuştu.

 

“Kazandık!”

 

“Majesteleri Tilly çok yaşasın!”

 

 

Gemilerle adaya geri dönerken Ashes, Majesteleri’ne bu kutlu haberi vermek için sabırsızlanıyordu. Huzuruna vardığında da Majesteleri’nin gülümsemekte olduğunu gördü.

 

“Maggie bana haber verdi. Hepiniz sağ salim döndüğünüz için çok mutluyum.” dedi Tilly.

 

Tabii öyle olacaktı. Uçmak denizde gitmekten çok daha hızlıydı. Etrafı gözleriyle tarayan Ashes merakla sordu: “Maggie mi?”

 

“Zaferi haber verdikten hemen sonra ayrıldı.” diyen Tilly yavaşça başını salladı.

 

Bunu duyan Ashes şok olmuştu: “O… O Sınır Kasabası’na hemen döndü mü yani?”

 

“Eh…” diye kıkırdadı Tilly: “Belki de orada kendisine çok iyi bir arkadaş bulmuştur. Geldikten birkaç gün sonra bile duramamış ve gitmek için izin istemişti. Eğer Kilise’yi yenmek için onun yardımına ihtiyacımız olmasaydı korkarım mektubu getirdiği gün geri dönecekti. Şu Sınır Kasabası’nı iyice merak eder oldum doğrusu.”

 

Ashes bir süre tereddüt ettikten sonra sordu: “Acaba onu orada bırakmamalı mıydım ki?”

 

“Yok yok. Bence bu iyi bir şey.” diye cevap verdi Beşinci Prenses: “Öbür tarafla aramızdaki iletişimi sağlaması açısından gerçekten çok önemli. Ben de kendi cevabımı Roland’a onunla ilettim. Cevabımı tahmin etmek ister misin?”

 

“Tabii ki onu reddettiniz. Bu adaya ulaşabilmek için o denizleri geçmek gerçekten büyük bir risk. Nasıl olur da cadıları göndeririz ki?”

 

“Hayır. Kabul ettim.” diyen Tilly gülümsedi. “Hatta savaşamayan cadıların yetenekleri konusunda da onu bilgilendirdim ve cadıların güvenliğini garanti etmesi halinde ona birkaç cadı yollayacağımı bile söyledim. O ne demişti? Hah, hatırladım. ‘Birbirimize yardım ederek ilişkilerimizi derinleştirmek.’ Eğer gerekirse Sınır Kasabası’na bizzat ben de gidebilirim.’’

 

“Majesteleri!” diye haykıran Ashes kendini tutamamıştı.

 

“Neden endişelendiğini biliyorum. Ama şu anda bizim asıl düşmanımız Kilise. Bu da şu demek: Ne kadar çok müttefiğimiz olursa o kadar güçlü oluruz. Fjordlar’daki adalarla olan anlaşmalarımız iş ilişkisine dayalı. Ama Cadı Birliği, bizim doğal dostumuz. Neden biraz hoşgörülü davranmıyorsun?” diyen Tilly güldü ve: “Dahası Maggie’ye göre belirli eğitimler alarak büyünü evriltebiliyormuşsun. Böyle bir imkânın bize ve bu adaya çok faydası olacağı kesin.”

 

“Ama ya sizin bizzat gitmeniz… Ya öbür taraf...”

 

Tilly ona doğru uzandı ve onu susturdu: “İçin rahat olsun. Hemen bugün gidiyorum demedim ki. Her şey netlik kazanmadığı halde oraya gitme riskini almam. Merak etme. Ayrıca Sylvie’nin her türden gizliliği görebildiğini biliyorsun. Sınır Kasabası’na göndereceğimiz ilk kafile ile beraber o da gider ve böylece Dördüncü Prens’in ne olup ne olmadığını öğreniriz. Hem herhangi bir tehlike olması halinde sen beni korumaz mısın?”

 

Ashes uzun bir süre Prenses’in gözlerine baktı ve sonunda başını salladı.

 

“Tabii ki bu konuyu daha fazla istişare edeceğiz. Maggie önümüzdeki ay gelsin. Tekrar konuşuruz.” diyen Tilly güldü: “Şu an yapmamız gereken daha önemli işler var.”

 

“Neymiş?” diyen Ashes şaşırmıştı biraz. Fjordlar’daki bütün düşman kalelerini yok etmişlerdi. Yapmaları gereken tek şeyin huzur içinde yaşamak ve Uyku Adası’nı daha da geliştirmek olduğunu sanıyordu… Ama Majesteleri’nin gözüne bakınca işlerin öyle olmadığını anladı.

 

Prenses, üstünde kırmızı taşlar olan beyaz ipek elbiseyi işaret etti: “Bulunmayı bekleyen harabelerden sadece anakarada yok. Fjord Adaları’nda da var. Deniz halkarının büyülü taşları muhtemelen oralardan geliyor. Hazır Kilise de yıkılmışken ben kendim gidip bakmak istiyorum. ”

 

“Bu Kızıl Su Hayaleti ile ilgili bir şey mi?” diye soran Ashes bir süredir buralarda yaşadığı için ister istemez efsaneleri duymuştu: “Kalıntılar denizdeymiş ve arada bir görünüp görünüp kayboluyormuş. Ama etrafında canavarlar ve tehlikeli yaratıklar dolaştığından sıradan insanlar ona ulaşamazmış. İlk keşfedildikleri zaman araştırmaya giden birçok insan başarısız olmuş ve hespi şu anda denizin dibindeler. Siz tam olarak yerini de bilmiyorsunuz. Acaba nasıl gireceksiniz oraya?”

 

“Belki yerini bilmiyorum. Ama bizi oraya götürecek birini biliyorum. Aslında o kişi şu an Uyku Adası’nda yaşıyor. Harabeleri ilk keşfeden kişi de o zaten.” diyen Tilly gülümsedi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr