Bölüm 220: Bozma-Birleştirme

avatar
1314 2

Release That Witch - Bölüm 220: Bozma-Birleştirme


 

 Çevirmen: Lodos

Bir sonraki sabah Roland, ofisini bir sürü test malzemesiyle doldurmuştu.

 

Katıdan sıvıya, mineralden madene, organikten inorganiğe kadar olması gereken her şey vardı.

 

“Biraz heveslisin galiba.” diyen Bülbül eğildi ve tabaktan bir adet küçük börek attı ağzına.

 

“Tabii ki. Kasabada yeni bir cadı var. Dahası çok inanılmaz bir yeteneği var. Ayrıca görmedim sanma. Test eşyalarından birini yedin az önce.”

 

Bülbül ağzını silerken: “Hala birkaç tanesi duruyor.” dedi. “Lucia’nın yeteneği cidden o kadar işe yarayan bir şey mi ya?”

 

“Belki de en iyilerden. İster dağıtma ister yenileme olsun ikisi de hem eritme hem de üretme sektörlerinde büyük değişiklik yapacak.” Roland heyecanlı heyecanlı konuşuyordu: “Anna ile birlik olmaları halinde makinelerin gücünü birkaç kata kadar artırabilirler. Seri üretim yapmasalar, birkaç tane makine üretseler dahi kasabaya çok çok fazla katkısı olur.“

 

‘’Şu anda Anna’nın Gökhisar Sanayi Şirketi için ürettiği makineler de iyi çalışıyor. Ama kullanılan malzemeler kusursuz olabilse çok çok daha iyi olur. Üretim sürecinde aşındıklarından dolayı kusurları ve bozulmaları artıyor. Örneğin kesme makinelerini biliyorsun. Eğer Anna aksamlara destek vermezse o makineler en fazla bir sene dayanır.”

 

“Ama Lucia’nın yeteneği sayesinde maddeleri kusursuz yapabilir, çok sağlam demir ve çelikler kullanabilir ve alaşımlar hazırlayarak makineleri mükemmel hale getirebiliriz. Bu da yalnızca makinelerin ömrünü uzatmaz, üretim kalitesini de birkaç aşama ileri götürür. O zaman da şu anda sadece Anna tarafından üretilebilen altıpatlar silahının malzemeleri seri üretime dönüşebilir. ‘’

 

“Öyle mi?” diyen Bülbül masaya doğru yürüdü ve: “Ama Lucia öyle düşünmüyor.”

 

“Çünkü tıpkı Gizemli Ay’da olduğu gibi daha yeteneğinin değerini kavrayamamış durumda.” diyen Roland açıklamaya devam etti: “Doğa Bilimi’nin Temelleri kitabını iyice kavradıktan sonra böyle düşünmeyecektir.”

 

“… ”

 

Bülbül sessizliğini korudu. Nasıl cevap vereceğini pek bilemeyerek ağzına iki parça kurutulmuş balık attı.

 

Lucia kahvaltısını bitirip ofise geldikten sonra testlere başladılar.

 

Roland beklenti ve heyecanla her bir test malzemesinin nasıl değiştiğini ve nelerin farklılaştığını gözlemlemeye başladı. Örneğin hem demir madeni hem de demir külçeler değiştiğinde arkalarında beyaz parçacıklar bırakmışlardı. Ama yakından baktığında farklı tozlar olduğunu gördü. Üzüm ve et hiç değişmezken börekler, suya, una ve kıyma parçalarına dağılmıştı.

 

Test aşamasının yarılarındayken utanarak: “Büyü gücümü tükettim sanırım.” dedi.

 

Roland Bülbül’e baktı. Bülbül başını sallayarak konuştu: “Vücudundaki büyü miktarı epey az. Döne döne dağılan dumanlar görüyorum. Ama böyle bir rengi ilk defa görüyorum.”

 

“Hangi renk?”

 

“Gri.” dedi Bülbül.

 

Roland masasına döndü ve el hareketiyle Lucia’yı çağırdı: “Cadıların büyü kapasitesi eğitimlerle ve yaşın büyümesiyle gelişir. Sen hala bir yetişkin olmamana rağmen bunları yapabilmen bile gerçekten güzel.” Lucia masaya gelene kadar bekledi ve hazırladığı parşömeni ona uzattı: “Madem Sınır Kasabası’nda kalmaya karar verdin, lütfen bu sözleşmeyi imzala.”

 

Lucia sözleşmenin sonuna geldiğinde şaşırmasını engelleyememişti: “Her ay bir kraliyet altını mı? Majesteleri… Ama benim yeteneğim daha doğru üzgün test edilmedi?”

 

“Bunun yeteneğin ile alakası yok.” diyen Roland gülümsedi ve başını salladı: “Cadı Birliği’nin bir üyesi olduğun sürece hep böyle iyi sözleşmeler göreceksin.”

 

“Cadının yeteneği faydasız olsa bile mi?” diye inanmayarak sordu Lucia.

 

“İstediğin gibi yorumlayabilirsin bunu.” diyen Prens ellerini iki yana açtı: “Ben her cadının yeteneğinin eşsiz olduğunu düşünüyorum. Asıl mesele onu nasıl ortaya çıkaracağını bilmek. Yani gerçekten faydasız olmaktan dolayı endişelenmeni istemem. Ayrıca diğer cadılardan Şeytani ısırığın ne olup olmadığını duymuşsundur. Bu yüzden o zor günleri acısız atlatmak için her gün pratik yapman lazım. Akşam yemeklerinden sonra Scroll dersler veriyor. Onlara da katılmak zorundasın. Okuma ve yazman gayet iyi. Ama aynı zamanda Temel Matematik ve Temel Doğa Bilimleri’nde de ustalaşman lazım.”

 

Lucia başını sallayarak güçlü bir şekilde: “Emredersiniz Majesteleri.” dedi.

 

“Bir de kız kardeşin varmış sanırım… Doğru mu?” diye gülümseyerek sordu Roland: “Derslere gelirken onu da yanına al. Düzgün bir eğitim alma yaşı gelmiştir diye tahmin ediyorum.”

 

Lucia biraz şaşırmıştı. Başını kaldırıp Majesteleri’nin şaka yapmadığından emin olduktan sonra mutlulukla selam vererek: “Nasıl derseniz.” dedi.

 

Lucia çıktıktan sonra Roland sözleşmeyi çekmeceye koydu ve yerdeki geniş alana yayılmış test ürünlerine baktı.

 

“Sonuç nedir?” diye merakla sordu Bülbül.

 

“Büyüleyici.” diyen Roland biraz önce böreklerle şimdi ise un, su ve kıymayla kaplı tabağı alarak konuşmaya girişti: “Mesela bu… Unu yoğurduğun sırada glütenin yapısı dallara ayrılır. Bu sayede hamur güçlü ama esnek olur. Bir kez pişirdiğinde sıcaklık nedeniyle glüten denatüre olur. Tekrar toza dönüştürmeye çalıştığında bile o mükemmel ve pürüzsüz yapıyı yakalayamazsın. Yani bir kez pişirince geri dönüşü yoktur. Ama…” Roland avucundaki tozdan bir tutam aldı ve silkeledi. Tıpkı daha yeni öğütülmüş taze un gibiydi. “Yemekleri orijinal haline çevirebiliyor.”

 

“Seni tam anladığımı söyleyemem.” diyen Bülbül dudaklarını kıvırdı: “Şöyle diyebilir miyiz? Bir maddeyi bir önceki haline döndürüyor..?”

 

“Tam öyle değil.” diyen Roland demir külçeyi gösterdi: “Aslında demir külçeyi demir madenine çevirmesi gerekirken onu demir tozuna dönüştürdü...”

 

“Yani en sonunda onun yeteneği...?” diye kafası karışmış bir şekilde sordu Bülbül.

 

“Şu anda ben de tamamen anlamış değilim. Ama illa bir şey söylemem gerekirse yeteneğinin iki çeşidi var. Ve görünüşe göre yeteneği bilgisine ve tecrübesine göre gelişebiliyor.”

 

“Bilgi ve tecrübe mi?”

 

“Aslında demir ile et arasında çok fark yok. İkisi de belli özellikler açısından benzer maddeler. Ama o demire etki edebilirken ete bir şey yapamadı. Bunun sebebinin et gibi organik maddeleri anlayamaması olduğunu düşünüyorum. Ya da genel manada hayatı ve içindeki canlıları…” diye açıklandı Roland. Kendisi de pek bir şeyden emin değildi. Emin olduğu tek şey eğitime en fazla ihtiyacı olanın Lucia olduğu idi.

 

 

Üç gün sonra mültecileri taşıyan ikinci filo da limana vardığında hastalığın gemilerde yayıldığı görülmüştü yine. Ama bu sefer daha fazla idi. Neredeyse gelenlerin yarısı hastaydı. Birkaç hastayı sorgulayan Roland, bu kara lekelerin demir aldıktan bir gün sonra oluştuğunu öğrendi. Yani bu demekti ki hastalığı daha binmeden kapmışlardı.

 

Aynı esnada Roland, Margaret’in mührü bulunan ve Kral Şehri’nden gelen bir de mektup almıştı. Yazanları okurken kaşları çatılıyordu.

 

Bu şeytani hastalık Kral Şehri boyunca yayılınca Kilise bunun cadıların oyunu olduğunu duyurmuş ve şeytanları püskürtmek üzere bir iksir hazırladıklarını açıklamıştı.

 

Dahası hastalık şehrin dışlarına kadar yayılmış, Theo da bu yüzden geçici olarak mülteci getirme operasyonunu durdurmuştu.

 

Roland tekrar tekrar düşündükten sonra Lily’yi yanına askerler vererek Kral Şehri’ne göndermeye karar vermişti. Öbür türlü Kral Şehri’nin nüfusunun çoğu, Doğu insanlarının da hepsi ölecekti. Kalanlar ise Kilise’nin müridi haline gelecekti.

 

Böyle bir şeyin olmamasını sağlamak için Roland’ın elinden gelen her şeyi yapması gerekiyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr