Bölüm 219: Abla-Kardeş

avatar
1300 1

Release That Witch - Bölüm 219: Abla-Kardeş


 

 Çevirmen: Lodos

 Ana salonda bir grup cadı kadehlerini kaldırmış bir şekilde onu bekliyorlardı: “Cadı Birliği’ne hoşgeldiiin!!!”

 

“Teşekkür ederim.” diyen Lucia gözlerinin tekrardan dolduğunu hissetti. Burnunu çekti ve içgüdüsel bir şekilde gözyaşlarını engellemeye çalıştı. O da kadehini kaldırdı ve şaraptan bir yudum aldı. Tadı hatırladığı kadar acı değildi. Hatta biraz tatlı bile denebilirdi.

 

Lord’u gördükten sonra Bülbül’ün de yardımları ile önce Bell’i yıkamış sonra da kendi yıkanmış ve temiz kıyafetler giymişti. Kardeşini yerleştirdikten sonra tekrardan Bülbül’ü kalenin salonuna kadar takip etmişti. Cadılar onun için bir hoş geldin partisi hazırlamışlardı.

 

Lucia ilk defa kendi türünden bu kadar fazlasını bir arada görüyordu. Kalbindeki bütün şüpheler bu sahneyi gördükten sonra dağılıp gitmişti. Eğer cadılar burada zorla tutuluyor olsalardı ve zorla bu partiyi veriyor olsalardı gülümsemeleri bu kadar parlak olmazdı.

 

Bülbül’ün daha önce söylediği bir şeyi hatırladı: “Burası cadıların evi.” Aniden ne demek istediğini anlamıştı. Gerçekte ne oldukları ortaya çıkan ve Kilise’nin baskıları altında oradan oraya savrulan cadılar için gerçekten güvenli bir ev bulmak çok zordu. Haydutların Valencia saldırısını bir ay boyunca yaşadıkları korkular ve sürekli kaçış halinde olmak takip etmişti. Ama şimdi bunca cadının arasında ve güvendeyken teyakkuzdaki zihni biraz da olsa rahatlamıştı.

 

Aynı zamanda cadılarla beraber yenilen bir yemeğin de ne kadar güzel olduğunu keşfetmişti.

 

Siyah ateşler sayesinde çiğ keçi eti bir anda mükemmel şekilde pişmişti. Üstünde olduğu tabağa da hiçbir zarar gelmemişti.

 

Kısa sarı saçlı bir kız da elindeki testiyle havada uçarak milletin kadehini doldurmayı bekliyordu.

 

Egzotik görünümlü bir cadı da güzel müziklerle eşlik ediyordu bu ziyafete…

 

 

Bülbül hepsini birer birer tanıtıyordu. Lucia da onları hafızasında tutmakta zorlanmıyordu. Böyle böyle kalbindeki üzüntüler siliniyordu.

 

Cadı Birliği’nde Wendy ve Scroll gibi yaşı büyük cadılar da vardı. Yaprak ve Yankı gibi birbirlerine sanki kardeşlermiş gibi benzeyen iki cadı da vardı. Anna ve Soraya gibi birçok cadı daha hemen hemen onun yaşına yakındı. Ama hiçbiri onun ne olduğuna bakmaksızın ona iyi davranmıştı. Bu yüzden Lucia büyük bir minnet duyuyordu.

 

Ziyafetten sonra herkes birbirine iyi geceler diledi ve Lucia da yeni yuvasına gitti. Bell cadı olmamasına rağmen Prens ayrılmalarını falan söylememişti. Aksine ikinci katın sonundaki dayalı döşeli odayı tamamen onlara vermişti.

 

“Ablaa?” Lucia’nın girdiğini duyan Bell seslendi.

 

“Uyanık mısın?” diyen Lucia’nın bir an kalbi çarptı ve yatağa koşarak: “Nasıl hissediyorsun?”

 

Bell çok uzun zamandır uyuyormuş gibiydi. Herhangi bir acı hissetmiyordu ve vebanın getirdiği kara lekeler de tamamen silinmişti. Gözleri hala tam açık değildi ve mırıldandı: “Çok açım.”

 

“Dur…” diyen Lucia hızla cebinden bir paket çıkarıp açtı. Kurutulmuş balık vardı içinde. Bu paketi Bülbül vermişti: “Al biraz ye hadi.”

 

Yatakta oturmuş balık yiyen küçük kardeşinin başını okşarken kendisini çok daha iyi hissediyordu. Bell bu sene on yaşına basmıştı. Birbirlerinin tek aileleri yine birbirleri idi.

 

İki tane balık yedikten sonra biraz daha ayılmıştı. Merakla etrafa bakarak: “Neredeyiz? Gemide böyle büyük bir yatak var mıydı?”

 

“Batı bölgesinin Sınır Kasabası’ndayız. Vardık.”

 

“Çoktan vardık haa?” Yanaklarına dokundu ve: “E ama ben hastayım. Hasta insanların kasabaya girmesine izin mi verirler?”

 

“Haklısın. İzin vermezler.” diye cevap verdi Lucia. Kız kardeşinin yüzündeki boş ifadeyi görünce güldü ve konuşmaya devam etti: “Lord’un cadıları herkesi iyileştirdi.” Limanda olanları kısaca anlattıktan sonra da: “Bu andan itibaren de biz kalede yaşayacağız.”

 

“Cadılar mı? Senin gibi olanlar mı yani?”

 

“Evet. Dahası herkes bana çok iyi davranıyor. Özellikle de Bülbül çok iyi birisi. Seni yıkamama o da yardım etti.”

 

“Ama şimdiye kadar hep soyluların cadılardan tiksindiğini söylemiştin... Bu Lord cadıları niye yanında barındırsın ki?”

 

Soru karşısında bir an sarsılan Lucia iki kez öksürdü ve cevap verdi: “Eee… Ara sıra soylulardan da iyi insanlar çıkabiliyor… Evet...”

 

Son balığı da paketten çıkaran Bell sordu: “Bu onun için çalışacaksın mı demek? Yemek yapan, yerleri süpüren ve Lord’un… İşlerini halleden hizmetçiler gibi…”

 

“Neler diyorsun sen öyle?” diyen Lucia kız kardeşinin yüzünü ellerinin arasına aldı: “Ben bir cadıyım! Lord’a yalnızca yeteneklerimle yardım ederim! Hem sen o hizmetçilerle ilgili şeyleri nereden duydun?”

 

“Annemden…” diye fısıldadı küçük kız: “Bu yüzden hiç babamın eve hizmetçi almasına izin vermezmiş.”

 

Ailelerinden bahsettiğini duyunca Lucia’nın yüzü biraz kararmıştı. Kardeşine sımsıkı sarıldı.

 

Kardeşinin düşündüğü şeyler hakkında endişelenmiyordu. Ama Lord ile yaptığı konuşmadan sonra; yaşadığı şeylerden ziyade onu asıl ilgilendiren şeyin yeteneği olduğunu düşünür olmuştu. Kendisine yararlı bir cadı olup olmayacağını öğrenmeye çalışıyor gibiydi.

 

Kendi yeteneğini düşünen Lucia biraz üzülmüştü doğrusu.

 

Cadı dünyası hakkında hiçbir zaman cahil kalmamıştı. Altı ay önce Valencia’ya bir grup cadı geldiğini sonra da bir bir gittiklerini biliyordu. Duyduğuna göre yeni bir ev bulma amacıyla Fjordlar’a gidiyorlardı. Ama Lucia ailesinden ayrılmak istemediği için onlarla gitmemişti. Ama birkaç kez onlarla görüşmüş ve kendi aralarında savaşabilenler ve savaşamayanlar olarak ayrıldıklarını fark etmişti.

 

Onun yeteneği faydasız gibiydi. Bir savaş sırasında zaten bir işe yaramamasını geçtim normalde bile çok güzel kontrol edemiyordu.

 

Babası bir tüccardı. Ailelerine ait olan kâğıt yapma atölyesini işletiyordu. Oturma odaları hep kâğıtla dolu olurdu. Cadı olduğu gün farkında olmadan yeteneğini kullanmıştı. Kâğıt yığınını yapraklara ve tozlara dönüştürmüştü. Olaydan sonra ailesi ona birkaç kez kızsa da onu Kilise’ye vermemişlerdi. Aksine onu kendini saklaması konusunda sıkı sıkıya tembihlemişlerdi.

 

Başta Lucia yeteneği konusunda epey meraklı idi. Denemeler yapmak için sürekli odasına bir şeyler saklıyordu. Çok geçmeden yeteneğinin çok zor kontrol edildiğini öğrenmişti. Örneğin yine kâğıtlar üzerinde deneme yaparken fark etmişti ki bazen sadece yaprak oluşturabiliyorken bazen de sadece toz yapabiliyordu. Her büyü kullanmasında daha da azalıyordu çıkan maddeler. Yani hasarlı şeyleri tamamen yok edemiyordu. Sadece düzgünce üretilen şeyleri yok edebiliyordu.

 

Diğer cadılar da onun yeteneğinin işe yaramaz olduğunu düşünmüşlerdi. Savaşta kullanmak istese bile çok yakına girmesi gerekecekti. Dahası yeteneği canlı bir organizma üzerinde çok etkili değildi. Eğitilmiş bir şövalyeyi değil sıradan bir çiftçiyi bile etkisiz hale getiremiyorlardı. Bu yüzden savaşabilenler sınıfına girmesi zaten imkânsızdı. Ama savaşamayan bir cadı bile olarak bir işe yaramazdı. Sanki en kötü yetenek ona düşmüştü.

 

Bu sonuca varmış ve uzun bir süre bundan dolayı bunalımlar yaşamıştı.

 

Ama şimdi Lucia daha da gergindi. Majesteleri’nin onu beğenmemesi halinde kaleden atılacak olmaktan korkuyordu.

 

Huzursuz bir şekilde mumları söndürdü. Mutlu mutlu kemirdiği balıkları kucağına bırakan kardeşine sarıldı ve gözlerini kapatarak yeni günü beklemeye koyuldu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr