Bölüm 200: Av ve Avcılar

avatar
1617 1

Release That Witch - Bölüm 200: Av ve Avcılar


 

 

 

Çevirmen:Lodos

 

“Freckles!” diye bağırdı birisi: “Yaralandı!”

 

“Onu hareket ettirme!” dedi Brian kükreyerek: Ben yaralarını kontrol ederim. Siz ateş etmeye devam edin.”

 

Tüfeğini yedek askere uzattı ve yaralıya doğru eğildi. Yaralı adam bilinçliydi. Titreyerek Yüzbaşım ben… Ölecek miyim?” diye sordu.

 

Kısa mızrak göğsünün alt kısmını delmişti. Bedenini delip çıkmadığı da belli değildi. Hırlamadan nefes almasına bakılırsa akciğeri zarar görmemiş olmalıydı. Eğitim sınıfında Prens, insan vücudundaki her bir organın görevlerini ve yaralandıklarında alınması gereken acil önlemleri kısaca açıklamıştı. Böyle durumlarda, düşünebileceği en iyi yol, savaştan sonra Nana gelene kadar onu hareket ettirmemek idi.

 

Brian: Acıyor mu?” diye sordu.

 

Freckles başını salladı.

 

“Eğer acıyı hissediyorsan bu ölmeyeceğin anlamına geliyor.” dedi Brian ve elini adamın alnına koydu: Bayan Nana’nın gücünden haberdarsın, değil mi?”

 

“Evet.” dedi Freckles zor zar gülümseyerek: Herkes onunla tanışmak istiyor… Sanırım nihayet onu görebileceğim.”

 

“Evet. Dayanman lazım.”

 

Brian konuşmayı bitirdikten sonra atış penceresine geri döndü. Asker endişeli bir şekilde bakarak:Kısa mızrağı çekip çıkarmalı mıyız?” diye sordu.

 

“Çıkarırsak kanama hızla artar. Şimdi yapmamız gereken tek şey, düşmanı mümkün olan en kısa sürede yok etmek.”

 

 

Yüksek bir platformda durup savaşı seyrediyordu Roland. Kasabaya bir gelgit misali saldıran düşmanları net bir şekilde görebiliyordu.

 

Karşılaştıkları her korugandan sonra yavaşlıyorlardı. Üçüncü korugan hizasını geçtiklerinde, düşmanın ön kanadı nişancıların çapraz ateşi sayesinde komple yok olmuştu.

 

Echo’nun savaş alanında olması kendini açıkça belli ediyordu. Ordu düz bir çubuk gibi dağılmış olsa da çoğu cadının emirlerini dinleyerek ortadaki yoldan ileri koşmaya devam ediyordu.

 

Her geçen dakika da gruplar bir şey yapmadan yere yığılıyordu. Timothy’nin askerleri, kılıçlarla ve mızraklarla zarar veremedikleri koruganlara bakmakla yetinir, kayıplarına katlanarak sadece ileri gitmeye devam edebilirlerdi.

 

Üçüncü sıradaki koruganlar 300 metre uzaklıktaydı. Bu menzil, misket topunun öldürücü bölgesi idi.

 

Gökyüzünde Şimşek’in elindeki bayrak, kırmızı idi.

 

Roland kabaca bir tahmin yürüttü. Yetenekli topçu ekiplerinin 20 saniyede bir, yeni olanların ise yarım dakikada bir misket toplarını ateşleyebilecekleri sonucuna varmıştı. Dakikada üç tur atış, önceki top atış performanslarına dayanıyordu ve top atışında nişan almaya ve indirmeye çok zaman harcanıyordu. Ancak artık topu hedeflemelerine  veya silmelerine gerek yoktu. Bu yüzden, atış hızları daha da yüksek olabilirdi.

 

Ancak düşmanlar için bu çok korkunç bir ateşleme oranıydı. Çünkü her demir misket, zırhsız iki-üç kişiye nüfuz edebilecek kapasitedeydi. Haplar ağrıyı hissettirmese de kişiyi bu şarapnellere karşı koruyamazdı. Heyecanlı ve öldürmeye istekli olan bu adamlar etraflarında parçalanan insanlara tanık olduklarında hayatlarını kaybetme korkusunu engelleyemiyorlardı. Hap olmadan hepsi eğitimsiz ve deneyimsiz sıradan insanlardı. Yarısı öldürüldükten sonra aralarından kaçmaya başlayanlar bile olmuştu.

 

İnsanlar arasında korku bir veba gibi yayılmaya başlamıştı. ilk kaçağın peşinden ikinci ve üçüncü de geliyordu. Cephe hattının ilerlemeyi bırakıp kaçmak için geri dönmesi oldukça kötüydü. Top ekibi bir kez daha top mermisi yükledi ve atış yaptı. Bir yandan da tüfek ekibi ateş etmeye devam ediyordu.

 

Cesetler yola serilmişti.

 

 

Levin’in öfkesi giderek azalarak yerini korkuya bırakmıştı.

 

Başlangıçta kargaşayı yaratan 20’den fazla kişi orman içinde saklanmış ve çevreye neredeyse tamamen uyum sağlayan garip kıyafetler giyen cadıyı fark etmişti. Ana güçle birlikte ilerlemiş olsaydı cadıyı fark etmesi neredeyse imkansız olurdu.

 

Onu fark ettikten sonra bile Levin için hala büyük sorunlara neden oluyordu. Sesleri taklit etmek için ağzını kullanmaya ihtiyacı olmadığını görmüştü Levin. Hatta cadı sesin ana kaynağı fark edilmeden konuşabiliyordu. Bazen soldan bazen sağdan geliyordu. Hatta zaman zaman Levin’in arkasından bile gelebiiyordu.

 

Seslerin içeriği de çok çeşitli idi. Bazen emirler veriyor, aksan değiştiriyor bazen de askerlere yardım çağrıları yapıyordu.

 

Ama yaklaşıp onu ele geçirmek istedikleri zaman beyaz giyinmiş kadın yeniden ortaya çıkmıştı.

 

Onu gören Levin, Lehman Hawes’in şok edici ölüm sahnesini hatırlamıştı.

 

Elinde gümüş beyazı hafif bir arbalet tutuyordu. En azından Levin’e göre elindeki bir arbalet olmalı idi. Bir kıvılcım çıktığında yüksek bir patlama sesiyle beraber başka bir kişi yere düşüyordu..

 

Cadıların etraflarını sararak oluşturdukları çember bir anda dağılmış ve hepsi birdenbire korkmuş kuşlara dönüşmüştü.

 

Zırh herhangi bir koruma sağlamadığı gibi kalkan da bir işe yaramıyordu. Levin’in koluna bağlı olan demir kalkanın yarısı kırılmıştı. Metalde açılan delik bu silahın gerçekten ne kadar güçlü olduğunu anlatır gibiydi..

 

Bu güçle kapışabilecek tek silah ağır arbalet idiı. Eğer refleks olarak kafasını eğmemiş olsaydı, şimdiye bir cesetti.

 

Ancak ağır arbalet bile peş peşe atış yapamazdı!

 

Cadının gizlenme yeteneği ve rakipsiz silahı karşısında Levin, kazanma şansının olmadığını fark etmişti. Bunun farkına vardığı an sanki soğuk bir rüzgârla karşılaşmış gibi hissetmiş ve yanmakta olan öfkesi hızlıca sönmüştü.

 

“Hapları kullanın ve göründüğü an onu öldürün!”

 

Saldırma emri vermişti vermesine ama Levin kendisini geride tutacaktı. Cadı askerlere odaklandığı anda ormana koşmayı planlıyordu.

 

Hayır… Büyük grup içinde kalmak daha güvenli olmalıydı. “Kalabalığın içinde kalırsam bana asla saldırmaz.” diye düşünüyordu.

 

Bu orman da çok tuhaf bir şekilde oluşmuş gibiydi. Kalın yabani otlar neredeyse dizlerine ulaşırken dallanıp budaklanmış sarmaşıklar sanki onu düşürmeye çalışıyorlardı. Nihayet ormandan çıkabildiğinde Levin cepheye doğru baktı. Büyük bir grubun içine saklanmak istemişti. Ancak önündeki sahne onu hayrete düşürmüştü.

 

Hapların etkisi bitmiş olmamalıydı. E neden geri çekiliyorlardı? Hayır, hayır… Geri çekilmek yerine kaçtıklarını söylemek daha doğru olurdu. Çok yavaş hareket edenler ya da şoka girmiş olanlar acımasızca yere itilerek çiğneniyorlardı. Hücum ederlerken bir at kadar hızlı koşuyorlardı. Kaçış sırasında da aynılardı. Tozu dumana katmışlardı. Böyle bir durumu gören Levin, onları durdurmak için yaklaşmaya cesaret bile edememişti.

 

Sonuç olarak burada ne olmuştu? Levin, bu kadar kısa sürede 1500 kişiyi yenmenin nasıl mümkün olduğunu merak ediyordu. Dahası hepsi de o hapları kullanıyordu! Prens’in adamları aslında canavar mıydı?

 

Tam o sırada arkasından birinin otlara bastığında çıkarttığı sesleri duymuştu. Dişlerini sıkan Levin aniden kılıcını çekip arkasına doğru saplama hamlesi yaptı. Bu kritik hayat memat anında her zamankinden çok daha hızlı çekmişti kılıcını. Sanki bir yıldırım gibiydi. Yine de göz kamaştırıcı bir alevle karşılaşmıştı. Kılıcı bir şey tarafından isabet aldığında bir kıvılcım çıkmıştı. Ardından kılıcına vuran şeyden eline de saplandı. O anda parmak uçlarındaki hisler gitmişti.

 

Görüşünü koluna doğru kaydırdığında kolunun yarısının kayıp olduğunu fark etti Levin. Kırmızı ve beyaz kaslarıyla, kemiğinin açığa çıktığını görmüştü. Sanki açan bir çiçek gibiydi. Beyazlı kadın ona boş bir ifadeyle bakıyordu. Onunla yüz yüze gelememişti. Birkaç adım bile atamadan çimlerin üzerine yığıldı.

 

Yerde uzandığı sırada cadı ayağını omzuna koydu ve soğuk silahını alnına bastırdı. Levin nihayet kapüşonun altını görebilmişti.

 

“Çok… Güzel…”

 

Bu, silah patlamadan önce son düşünebildiği şeydi.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr