Bölüm 190: Zafer ve Yenilgi 

avatar
1498 2

Release That Witch - Bölüm 190: Zafer ve Yenilgi 


 

 

Çevirmen:Lodos

 

“Prens rolünü oynayan oyuncu oldukça yakışıklı. Ancak yüz ifadesi biraz sert değil mi?” diye sordu Margaret.

 

“Ah. Demek o olmuş.diye şaşırmıştı Roland:O Batı Bölgesi’nin bir numaralı şövalyesi olan Sabah Işığı. Sınır Kasabasında bir öğretmen olarak çalışıyor. Profesyonel bir aktör değil.”

 

“O aktör değil mi?” diyen Margaret şaşırmıştı: “E oynamak için yeterli niteliklere sahip mi peki?”

 

“Elimizdeki oyunlar yetersiz.” dedi Roland gülümseyerek: Daha önce eşyaları taşıyan diğer iki adama bak. Eğer bu ikisinden biri Prensi oynasaydı... Kesinlikle Sindirella’nın kalbini tek bir bakışta kazanabilen bir adama benzemezdi.”

 

“Haklısınız...

 

May muhteşem bir şekilde giyinmiş Irene’i bir kenara bırakarak Ferlin’e doğru yürüdü. Ardından elini omzuna koyup onunla dans etmeye başladı. Hayır. Ferlin dans etmiyordu. Sadece May’in mükemmel dans becerilerini takip ediyor ve onun attığı gibi adımlar atıyordu. Irene bunu provada görmemişti. Bu da May’ın doğaçlama yaptığı anlamına geliyordu.

 

Ablası, Prens’i tüm gücüyle baştan çıkarmaya çalışsa da Prens hiç etkilenmiş gibi değildi. Prens sadece nazik bir şekilde konuşuyordu. Sindirella önüne çıktığında ise tüm dikkati bu güzel ve büyüleci kıza kaymıştı. Ferlin, May ile dansı bıraktıktan sonra Irene, kendisinin oraya gitmesi gerektiğini biliyordu. Bu sayede ilk bakışta aşık olduğu belli olacaktı. Ancak herkes, onun bu tereddütteki durumunu görecekmiş gibi hissediyordu. Çünkü May’a kıyasla tamamen iticiydi. Peki Prens neden daha güzel ve daha çekici olan bir kadını terk edip sıradan biri olan Irene’i seçecekti ki?

 

Tam o sırada Ferlin’nin ona baktığını fark etti.

 

Gözlerindeki ifadede teselli, cesaretlendirme ve... Aşk vardı.

Irene’ın etrafı aniden sessizleşmişti. Kahkahalar, tezahüratlar ve izleyicilerin kendi aralarında çıkardıkları sesler kaybolmuştu. Ayrıca tiyatro arkadaşları da gözden kaybolmuştu. Sahnede sadece May, Ferlin ve kendisi vardı. Oyunculuk becerisinin May’den çok daha eksik olduğu doğruydu. Ama basitçe yenilgiyi kabul edip pes mi etmeli idi?

 

“Hayır.”

 

Irene kalbinden bir ses yükseldiğini hissediyordu. Harekete geçmek istiyordu. Bu nadir bir şanstı. Son şansıydı. Eğer vazgeçmeyi seçerse yine aynı sahnede bir başka olağanüstü aktrisle oynamak için asla fırsat bulamayabilirdi. Seyircinin dikkatini sadece hareketleri ve ifadeleriyle çekebilen May gibi biri olmak istiyordu.

 

Üzgünüm May. diye mırıldandı kalbinde.

 

Prens tiyatrodaki bir oyuncu tarafından oynansaydı May ile rekabet edecek cesareti olmayabilirdi. Batı yıldızını oyunculuk becerileriyle yenmek neredeyse imkansızdı. Ama ne yazık ki Prens Ferlin idi. “Sabah ışığım... Sevgilim...” diye düşünüyordu Irene: Lütfen bağışla beni May. Sevgilimin önünde sana yenilmek istemiyorum.”

 

Sahne ortadan kaybolmuş gibiydi. Irene, bir buğday tarlasındaymış gibi hissediyordu. Ağır altın başaklar dolgunluktan sarkıyordu. Akşam rüzgârlarında hasat vaktini beklercesine hafifçe sallanıyorlardı. Güneş ufuktan, Kırmızısu Nehri’ni sıcak renklere boyamaya başlamıştı. Irene ve Ferlin’in buluştukları yer burasıydı. Bu kırmızımsı turuncu günbatımı ışıklarının altında Prens olan kişi şövalyesi idi. Yani uzun zamandır ona aşık olan kişiydi.

 

“En iyi tarafımı sergilediğim sürece onun dikkatini çekebilirim... Performansımın değil, gerçek benliğimin bir hediyesi.” diye düşünen Irene kendine gelerek Ferlin’e doğru yürüdü. Kendine güveni geri gelmişti. Her şey onun için tekrar doğalmış gibi hissettirmeye başlamıştı. Şövalyeye yürüdüğü sırada May’a gülümsedi. Sonra da bilinçsizce elini Ferlin’in omzuna koydu.

 

Irene: Sizinle dans edebilir miyim?” diye sorduğunda Ferlin’in yüzünde tanıdık bir gülümseme ortaya çıkmıştı: “Elbette hanımefendi.”

 

Irene, May kadar becerikli bir şekilde dans edemese de şövalyenin yanında çok daha doğal bir şekilde dans ediyordu. Tüm izleyiciler danslarının uyumu yüzünden etkilenmişti. Alkışlamaya, ıslık çalmaya ve tezahürat yapmaya başlamışlardı.

 

Bu gürültü, Irene’in aklını tekrar sahneye çekmişti. Parmak ucunda durarak Prens’in yanağını hafifçe öpmüş ve ardından onu iterek hızlı bir şekilde sahnenin arkasına doğru koşmuştu. Aynı zamanda meydanın üstünde çalan zil sesleri uzaktaki dağlara kadar yankılanıyordu. Ne azdı ne fazlaydı. Saat tam olarak on ikiyi gösteriyordu.

 

Yakında oyun bitecekti.

 

Sindirella’yı aramak için Prens şehir dışındaki her evde arama başlatmıştı. Nihayet Sindirella’nın evine geldiğinde küçük kız çoktan eski kirli haline geri dönmüştü. Elindeki bir süpürgeyle kız kardeşi tarafından kenara itilmişti. Ablası hala çok güzel ve çekiciydi. Ayrıca kristal ayakkabısını da giyebiliyordu.

 

“Majesteleri, neyi bekliyorsunuz? Ben aradığınız kızım.

 

“Hayır, değilsin...

 

“Kapa çeneni!”

 

May’ın performansı hala mükemmeldi. Ama daha da baskıcı olmaya başlasa da artık Irene’i korkutamazdı. Köşeden sahnenin merkezine doğru adım adım yürüyen Irene, gözleriyle May’i süzüyordu. Kayıtsız bir ifade taşıdığını fark etmişti.

 

Seyirciler bu muhteşem sahnede büyük bir alkış patlatmışlardı.

 

“Majesteleri... Aradığınız kişi benim...

 

Rosia, Irene’nin üzerindeki kül rengi kirli elbiseyi zorla çıkararak güzel elbisesini gözler önüne serdiği sırada dağınık olan saçlarını da elleriyle düzeltmişti. Böylece Prens’in kalbini çalan kişi tekrar ortaya çıkmıştı.

 

Tiyatrodaki atmosfer anında taşmaya başlamıştı.

 

Herkes Prens’in ve Sindirella’nın birbirine sarıldığını görünce heyecanlanmıştı. Tiyatronun dışından gelen silah selamlamaları atmosferi doruk noktasına kadar itmişti. Tiyatroyu bitmek bilmeyen alkış ve tezahürat sesleri dolduruyordu. Nihayet öyküleme bittiğinde, aktörler ve aktrisler eğilip sahneden çıkıncaya kadar alkış hala devam ediyordu.

 

“Harika.” diye bağıran Margaret aynı sırada alkışlıyordu da: Küçük kızın May tarafından tamamen ezileceğini düşünmüştüm. Ancak durumu tersine çevirebildi. Ama sanki Prensin Irene ile arasındaki etkileşimi May ile olan etkileşiminden çok daha doğaldı. Sanki... Irene Prens ile birlikte olmak istiyor gibiydi.”

 

“Şüphesiz oldukça şaşırtıcıydı. diyen Roland, başını sallayarak cevaplamıştı. Son birkaç sahnede, Irene tamamen değişerek bütünüyle kendisi olmuş ve böylece oldukça korkutucu olan May’ın önünde durabilmişti. Yakında Prens kocası haline geri dönecekti. Ancak o sahnede zincirlerini kırarak bu oyunda gerçekten etkileyici bir performans göstermişti. Zaman verilirse yükselen bir yıldız olabilirdi. Aynı zamanda Echo’nun çıkardığı zil ve silah sesleri de aynı derecede mükemmeldi.

 

 

“Kaybettim.” diye düşünen May’ın gözleri kapalıydı.

 

Ferlin Eltek’in başrol oyuncusu olması için oldukça çaba göstermişti. Böylece en iyi performansını sergileyip onu sahnede etkileyebilirdi. Ferlin’e Irene’den çok daha iyi olduğunu göstererek Irene’i saf dışı bırakabileceğini düşünüyordu.

 

Bunu başarmak için normalde hor gördüğü oyuncularla prova yapmak için bu küçük kasabada yaklaşık bir hafta boyunca kalmıştı. Burada çok uzun süre kaldığından dolayı Uzun Şarkı tiyatrosunun sahibi artık onu desteklemeyebilirdi. Planının sonucu da oldukça ironikti. Irene’i sahnede yenememişti. Ancak yenilgisine neden olan şey Irene’in oyunculuk becerisi değildi, Ferlin’e olan sevgisiydi.

 

Durum bu halde olduğundan artık vazgeçmesinin zamanı gelmişti.

 

May derince bir nefes verdi. Asık yüzünü değiştirdikten sonra hazırlık odasını terk etti.

 

Ahşap merdivenlerden indiği sırada bir adamın ona doğru yürümekte olduğunu fark etti.

 

Uzun boylu, dik ve yakışıklı bir adamdı. Giydiği parlayan zırhına bakılırsa Sınır Kasabası’nın bir şövalyesi olmalıydı. Bu adamın Sabah Işığı gibi kalkık kaşları, uzun gözleri ve ince dudakları yoktu. Daha soğuk ve gururlu bir görüntüsü vardı..

 

May kaşlarını çatarak: “Ne yapıyorsun?” diye sordu.

 

“Merhaba Bayan May. Adam konuşmaya başladığında gayet sıcak bir insana dönüşmüştü: Ben Carter Lannis... Majesteleri’nin baş şövalyesiyim. Oyunculuğunuz mükemmeldi. Acaba sizi bir şeyler içmeye davet edebilir miyim?”

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr