Bölüm 189: Çiçekler ve Yıldızlar

avatar
1434 1

Release That Witch - Bölüm 189: Çiçekler ve Yıldızlar


 

 

Çevirmen:Lodos

 

Bir perde veya giriş olmaksızın sahneyi ve hazırlık odasını ayıran sadece ahşap bir tahta parçası vardı.

 

Bu oyun, oyuncuların hayatlarının ilk resmi gösterisiydi.

 

“Bu hikaye Kral’ın Şehri’nde geçiyor. Banliyölerde güzel, neşeli bir kız vardı...”

 

Bu öykülemeyle Irene yavaşça sahnenin merkezine yürüdü. Kirli, kül renginden uzun bir elbise giyiyordu. Saçlarını kafasında toplamıştı. Yüzüyse siyah tozlarla kaplıydı. Süpürgesiyle yerleri süpürüyordu. Zaman zaman elbisesinin kirlenen köşesini silmekle de uğraşıyordu.

 

Birkaç günlük provadan sonra Irene tüm hikayeyi ve süreci ezberlemişti. Basit bir hikayeydi. Annesini kaybeden sıradan bir kız evde zorbalığa maruz kalıyordu. Nezaketinden dolayı bir cadının hayatını kurtarmıştı. Cadı da bu kızı Prens’in olduğu baloya göndermek için büyülü gücünü kullanmıştı. Devamında kız ilk bakışta Prens’e aşık olmuştu. Büyülü gücün bir zaman sınırı vardı. Bu yüzden kızın aceleyle balodan ayrılması gerekmiş ama telaştan kristal ayakkabılarından birini arkasında bırakmıştı. Daha sonra ise Prens, bu güzel kız için bütün şehri araştırmış ve nihayetinde banliyölerde onu bulmuştu. Sonsuza dek de mutlu yaşamışlardı.

 

Hikaye basitti ve kolayca anlaşılabilirdi. Sadece birbirine aşık olan Prens ve Prenses hikayeleri gibi sıradan değildi. Bunun yerine sıradan bir kız kibarlığından dolayı cadıdan yardım almış ve Prens’in sevgisini kazanmıştı. Sindirella, karakterin tüm hayatı boyunca yaşadığı zulme karşı cesaretini toplamasını sembolize ediyordu. Yani ana aktristin kendini göstereceği parlak bir rol idi.

 

Bu yüzden Irene, May’in baş rolü ona vereceğini hiç hayal bile etmemişti.

 

Irene sadece Batı bölgesinin yıldızıyla sahne alıyor olmaktan dolayı bile son derece neşeliydi. Kaledeki tiyatronun baş aktristi olarak May’in herhangi bir oyunda ana karakteri oynaması şaşılacak bir şey değildi. Ancak May, bu oyunda Sindirella’nın üvey kız kardeşini oynamak istemişti.

 

İlk başlarda Irene buna inanmakta zorlanmıştı. Ancak May defalarca yeni oyuncuların eğitimine dair bir şeyler konuştuktan sonra Irene ana rolü isteksizce kabul etmişti.

 

Beraberinde yapılan provalarda da Irene oldukça çaba göstermişti. Sadece sahnede prova yapmakla kalmıyor, onunla aynı odada olan May’i de mum sönene kadar oyunu tekrar etmesi için zorluyordu. Irene sadece ona bu şansı tanıyan May’i hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu.

 

Neyse ki Irene deneyimsiz değildi. Sahnede ona bakan sayısız gözleri gördüğünde vücudunu rahatlatmış ve provada sayısız kez tekrar ettiği şekilde hareket etmişti. Şimdiye dek her şey yolunda gitmişti ve hiçbir hata yapmamıştı. Hatta cadı olarak oynayan Rosia satırlarını unuttuğunda Irene göz teması kurarak onu cesaretlendirmişti.

 

Yulaf ezmesinin yarısını alabilirsiniz. Çok hızlı yemeyin... Hala sıcak.”

 

“Teşekkürler kibar kız. Sana borçlandım.”

 

Rosia kambur bir şekilde sahne arkasına doğru yürüdüğünde izleyicilerden alkışlar kopmuştu. Irene de rahatlamıştı. Burası kalenin tiyatrosundaki resmi bir gösteri olsaydı bu kesinlikle kabul edilmezdi. Soylular aktristi alkışlamak yerine, yuhlarlardı.

 

Tam o sırada May Eden sahneye çıktı.

 

Oyununun bu sahnesi Sindirella’nın ablasıyla yaşadığı ilk anlaşmazlıkla ilgiliydi. Zorbalığa ve hakaretlere katlanan Sindirella buna sadece ağlayarak tepki verebilmişti. Annesinin portresine bakar halde bodrumda sessizce hıçkırıyordu.

 

Ancak May önüne geldiğinde Irene izleyicilerin atmosferinin bir anda değiştiğini farketti.

 

May yani tiyatronun yıldızı provalarda normalde sessiz duruyordu. Ama burada sahnenin yöneticisi haline gelmişti. Kibirli tavrı, vücut hareketleri, açıkça olan aşağılamaları ile Irene’in üstünde güçlü bir baskı oluşturuyordu.

 

“Oh, şu kıza da bak. Çalışmaktan başka ne yapıyorsun? Hayal mı kuruyorsun?”

 

“Seni sefil yaratık. Git ve elbisemi yıka!”

 

“Artık beceriksizce davranma. Bu elbise resmi bir ziyafet için. Bunu sakın mahvetme... Yoksa yakarım seni.”

 

May, Irene’ı sertçe itiyordu. Senaryoya göre Irene yere düşmeliydi. May’in soğuk bakışlarını gördüğünde Irene istemeden geri çekilmiş ve tökezlemişti. Böylece de yere düşmüş ve dirseğini sertçe çarpmıştı. Çok acımıştı.

 

“İşe yaramazsın...” diyen May ona bakmayı bırakıp sahnenin merkezine yürüdü. Meydandaki sessiz kitleye bakarken, monologuna başladı.

 

“Şöhretini hak ediyor. diyen Margaret, May’ı kısık bir sesle övmeye başlamıştı: Herkesin dikkatini sadece birkaç kelimeyle bile çekti. Sanki oynadığı karaktere hayat vermiş gibi.”

 

“Gerçekten etkileyici. diyen Roland başını salladı: Fakat biraz fazla yetenekli değil mi? Irene’e karşı gösterdiği tiksinti ve küçümseme o kadar gerçekçiydi ki ben bile buradan acımasızlığını hissedebildim. Duygusal cazibesi o kadar güçlüydü ki seyircinin bakışlarından bile bu görülebilirdi... Ancak ana kahraman o değildi. Irene’in nispeten iyi olan performansı aniden tamamen gölgelenmiş oldu. Eğer bu devam ederse korkarım ki liderin rolü yan karakter tarafından geçilecek.

 

Irene kaybetmiş gibi hissediyordu.

 

Hemen ayağa kalkması gerektiğini biliyordu. Çünkü May’ın monologu başlıca Prens ve baloyla ilgiliydi. Yani fazla uzun sürmeyecekti. O yüzden bu kısım bitmeden önce sahneyi terk etmek zorundaydı. Ancak provalardaki alışık olduğu his onu çoktan terk etmiş ve sahne ona tamamen yabancı bir hale dönüşmüştü.

 

 

Kapasitem bu kadar mı? diye düşünen Irene hayal kırıklığı içindeydi.

 

May performansını bitirip Irene’e doğru yürümüştü. Sallanan elbisesi Irene’in yüzüne çarptığında duyularını geri getirmişti. May’in soğuk ifadesinden Irene, Batı bölgesini yıldızının ona söylemek istediklerini hissedebiliyordu. Oynadıkları oyundaki kişilikler birbirine tamamen zıttı. Eğer May ona elini uzatıp kaldırırsa oyun mahvolurdu. Dudaklarını o kadar sıkıca ısırmıştı ki ağzında kan tadını hissedebiliyordu. May’ın figürü sahnenin arkasına kaybolduğunu gördüğünde, ayağa kalkıp onu takip etmek istedi. Ancak Sam, Irene’nın yanına bir kova koyarken elindeki fırsatı kullanıp fısıldayarak: Bir sonraki sahnede de varsın. Oyuna devam et. Güçlü ol!” dedi.

 

Irene sahneden çıkmanın kurallara aykırı olduğunu biliyordu. Ama şüphesiz ki... Şansını kaçırmıştı.

 

İzleyiciler daha sonra muhteşem bir şeye tanık oldular. Sindirella sahnenin ortasında hareketsizce oturuyordu. Ancak çevresindeki sahne oturma odasından bir bodruma dönüşmüştü. Güzel yuvarlak masa ve ahşap sandalyelerin yerini şarap kovaları ve kamış sepetleri almıştı. Çalışanlar ileri geri eşyalar taşıyordu, Irene ise sahnenin ortasında sanki donmuş gibi duruyordu.

 

Bodrumda Sindirella hapsolmuştu. Ama sonra bir cadı meydana çıkmış ve onu kurtarmıştı. Cadı ona sadece elbise vermekle kalmamış aynı zamanda onu saraya götürmek için de bir araba çağırmıştı.

 

“Unutma. Sadece gece yarısına kadar orada kalabilirsin. Gece yarısı saat çalmadan önce sarayı terk etmen gerekli. Çünkü kıyafetlerin ve araban bir anda yok olacak.”

 

Evet... Anladım, teşekkürler.”

 

Irene hâlâ kayıp bir haldeydi. May’ın sahne arkasındaki performansını izlemişti. O anda rahatça davranabilen ve 1.000 izleyici önünde parlak bir şekilde gülümseyebilen bu kadından etkilenmişti. Şimdiyse sahneye çıktığında parlayan yıldızı onun tam önünde duruyordu ve May’ın oyunculuk becerilerinin ne kadar şaşırtıcı olduğunu bütünüyle idrak edebilmişti.

 

 

Belki de bir yıldızla bir çiçek arasındaki mesafe buydu...

 

Rosia ve Irene kendi satırlarını bitirdikten sonra gösterinin doruk noktası gelmişti. Kraliyet balosu. Büyük bir etki yaratmak için Irene ve May hariç tüm oyuncular sahnedeydi. Gait, Sam, Rosia ve Tida... Hepsi soylu gibi rol yapıp yüzlerindeki maskelerle dans ediyorlardı. Prens’i oynayan kişi ise Irene’in sevgilisi Ferlin Eltek idi.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr