Bölüm 185: Tiyatro’nun Yıldızı - Part 1

avatar
1472 1

Release That Witch - Bölüm 185: Tiyatro’nun Yıldızı - Part 1


 

 

Çevirmen:Lodos

 

Kuğu, batıya doğru akan Kırmızısu Nehri’nde ilerliyordu. May kafasını eğmiş bir şekilde ileriye bakıyordu. Sahnenin tadını çıkaramıyordu. Sadece Sınır Kasabası’nın iskelesine bir an önce varmak istiyordu.

 

“Varış noktamıza ulaşmamıza ne kadar var?” diye sabırsızlıkla sordu.

 

Az kaldı Bayan May. Hava çok sıcak. Dinlenmek için kamaranıza dönmelisiniz.” diye cevaplayan Gait arkasındaydı. May’ın onun sarkıntı gülüşünü fark etmesi için arkasına dönmesine bile gerek yoktu.

 

Arkasını döndüğünde de haklı olduğunu gördü.

 

“Daha önce de bunu söylemiştin. Merak ediyorum... Acaba daha önce hiç Sınır Kasabasına gittin mi?”

 

Ehmm... diyen Gait utanarak kafasını kaşıdı ve: “En son gelişimden beri 10 yıl geçti.” dedi.

 

“Uzun Şarkı’nın Lordu bile yılda bir değişiyor. 10 yılda neler olup biteceğini hayal edebiliyor musun?” diyen May öfkeyle devam etti: Ancak daima istisnalar vardır. Mesela sen. 10 yıl boyunca hiç sahneye çıkmadın.”

 

May, karşısındakinin garip gülümsemesinin kaybolduğunu görünce birazcık keyiflenmişti. Irene’nin mesajı olmasaydı Sınır Kasabası’na bu düşük sanatçı grubuyla asla gitmezdi.

 

 

Uzun Şarkı tiyatrosunun yıldızı olarak Batı bölgesinde oldukça ünlüydü. Bir kez Kule Tiyatrosu’ndan bir davetiye almış ve Kral’ın Şehri’ne giderek “Aşkı Arayan Prens” oyununu oynamıştı. Gösteri oldukça başarılı olmuştu. Hatta tiyatro hocası Bay Kajen Fels aşk için ölen prenses rolündeki performansını epey beğendiğini defalarca ifade etmişti. Her ne kadar başrolü oynamasa da en az onun kadar büyük bir etki uyandırmıştı.

 

Fakat heyecanlı bir şekilde Uzun Şarkı’ya geri döndüğünde kalenin büyük bir değişim geçirdiğini fark etmişti. Dük Ryan yenilmiş ve ölmüştü. Uzun Şarkı ise Prens Roland Wimbledon’ın eline geçmişti. O da kaleyi yönetmesi için geçici olarak Hanımeli Ailesi’nden Petrov Hull’u atamıştı. Bir yıldan kısa bir süreliğine buralardan uzaklaşmıştı. Ama Batı bölgesi ona çok yabancı gelmeye başlamıştı.

 

Neyse ki üst rütbedeki kişilerin siyasi kargaşalarının tiyatro üzerinde bir etkisi yoktu. Akşam yemeğinden sonra May ve kız kardeşleri konuşurken Batı bölgesinin birinci şövalyesi Sabah Işığı’nın yakalandığını duymuştu. Bu haber kalbini çarpmıştı.

 

May tiyatroya koşmuş ve Irene’i bulmaya çalışmıştı. Ama Irene’ın yaklaşık iki hafta önce Sınır Kasabası’na gittiğini öğrenmişti. Muhtemelen eşiyle görüşmek için gitmişti. Bu haber May’ı biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ayrıca Irene’ı biraz da kıskanmıştı.

 

İkisi de aynı tiyatroda çalışıyordu. Her ne olursa olsun o, kesinlikle Irene’den daha iyiydi.

 

Ancak May’a asıl anlaması zor gelen şey ise Ferlin Eltek idi. Sabah Işığı, saf görünen Irene’ye aşık olmuş, hatta evlenmek için ailesinin mirasından bile vazgeçmişti.

 

“Bakın! Tarım arazileri!! diye bağırdı biri: “Sınır Kasabası’na yaklaştık!!!

 

May sol yanına baktığında sadece uzun buğdayların rüzgârda sallandığını görebiliyordu. Tarlalarda bulunan hasır şapkalı çiftçiler sanki yeşil bir denizde dolaşıyordu. Buğday tarlalarının sonu yok gibiydi.

 

“Ne kadar güzel bir manzara Bayan May... diyen Rosia ona doğru yürüdü ve başını sallayarak konuşmaya devam etti: Böylesine uzak bir yerde bu kadar büyük tarım arazilerinin olmasını asla beklemezdim. Uzun Şarkı ile yarışabilecek büyüklükte.”

 

“Burası Kral’ın Şehrinin çevresindeki tarım arazilerine kıyasla hiçbir şey. diyen May karşı çıktı: Oradaki buğday arazileri iki şehri birbirine bağlayabilecek kadar geniş. Her yerde buğday görünce bir süre sonra bundan rahatsız oluyorsun.”

 

“Öyle mi?” diyen Rosia garipçe gülümsedi: “Daha önce hiç o kadar uzağa gitmedim.”

 

Aslında bu normal bir tepki.” diye düşünüyordu May. Ama eğer Rosia’nın yerinde Irene olsaydı yüzünde gıpta eden bir ifade olur ve ondan daha fazlasını tarif etmesini isterdi: Rahat ol. Bir gün o fırsatı yakalayacaksın.

 

“Umarım.” dedi Rosia göğsüne dokunarak: Cesaretlendirmeniz için teşekkür ederim.”

 

“Ben sadece birkaç kraliyet gümüşüne Kral’ın Şehri’ne gidecek bir kervan bulabilirsin demek istemiştim... Yoksa hayatın boyunca Kral’ın Şehri’nde performans sergilemek için bir şansın olmayacak.” diye düşünen May gözlerini sessizce yuvarladı. Rosia, Irene’nin yakın arkadaşı olduğundan dolayı da bunu yüksek sesle söyleyip gerginlik çıkarmak istemiyordu.

 

Rosia tiyatroya ondan önce katılmıştı ve yaşları neredeyse aynıydı. Ama basit görünüşü ve zayıf hafızası nedeniyle sahnede resmi bir performans sergileme fırsatı bulamamıştı. Irene hariç tiyatroda pek kişi onunla konuşmaya istekli olmazdı.

 

May sordu: Irene bugün bizim geleceğimizi biliyor mu?”

 

“Cevap yazarken tarih de eklemiştim. Bizi rıhtımda bekliyor olmalı.”

 

“İyi.” diyen May başını sallayarak konuşmaya devam etti: Bilmediğim bir kasabada yalnız başıma bir han aramak istemiyorum.”

 

“Size bir şey sorabilir miyim Bayan May?” diyen Rosia tereddüt ediyordu: Neden bizimle bu küçük kasabaya geldiniz? Dahası... Bunu neden tiyatrodan gizlemeye çalıştınız? Irene, mektubunda burada bir fırsat yakalayabileceğimizi yazmıştı. Ancak siz bu tür fırsatlara ihtiyacı olan birisi değilsiniz.”

 

Sence ben bir tiyatro için böyle bir yere gelir miyim?” diyen May dudaklarını kıvırdı: Sadece eski tiyatro arkadaşımın iyi bir hayatının olup olmadığını görmek istiyorum.”

 

Aslında neden bu kadar saçma bir karar verme nedenini kendisi de bilmiyordu. Uzun Şarkı tiyatrosu, önlerindeki iki gün boyunca önemli oyunlar oynatacaktı ve onun gidişi tiyatro sahibi için büyük bir sorun olacaktı. Her ne kadar birkaç yedek oyuncu olsa da May olmadığında soylular performansları beğenmeyebilir ve hatta ciddi tepkiler bile gösterebilirlerdi.

 

Aslında May bunun akıllıca bir seçim olmadığını biliyordu. Şöhreti ve itibarının çoğu Uzun Şarkı tiyatrosuna dayanıyordu. Eğer tiyatro sahibi kızarsa May’in kariyerini dondurur ve yerine yeni bir oyuncunun yükselmesini sağlayabilirdi. Özür dilemek dışında tek seçenek oradan ayrılarak diğer tiyatro yıldızlarıyla yarışmak olacaktı.

 

May içinden: “Belki de Ferlin’le buluştuktan sonra kaleye bir sonraki gemiyle geri dönerim...” diye geçiriyordu.

 

“Anlıyorum.” diyen Rosia başını salladı: Irene sizi görünce kesinlikle çok şaşıracak.”

 

Nehir kıyısı yavaş yavaş zenginleşiyordu. Geçilmez Dağ eteklerinin yakınlarında çok sayıda çadır ve ahşap ev görülüyordu. Vakit öğleye yaklaştığı için köylü kadınlar püre ve çorbaları pişirmekle meşgullerdi. Bacalardan yükselen dumanları görebiliyor, hatta zaman zaman buğdayın kokusunu da alabiliyordu. Çocuklar nehir kenarında oynamak için toplanmıştı. Yüzmede iyi olanlar giysilerini çıkarmışlar ve diğerlerinin tezahüratlarıyla nehre atlıyorlar ardından da gururla tekrar kıyıya tırmanıyorlardı.

 

May, nihayet limanı görmüştü.

 

Kuğu rıhtıma vardıktan sonra Gait ve Sam bayanların bagajlarını taşımaya gönüllü olmuşlardı. Tahta basamakta yürüdükleri sırada Rosia heyecanla: “Irene!” diye bağırdı.

 

May, Rosie’nin bağırdığı yöne baktığında rıhtımda beyaz elbise giyen bir kadın gördü. Onlara el sallıyordu. Yanında uzun boylu bir adam da vardı. Böylesine uzun bir mesafeden bile geniş omuzlarını ve olağanüstü vücudunu çıkarabiliyordu.

 

Sabah Işığı idi bu... Ferlin Eltek.

 

May’ın hafızasındaki figürü öncekinden daha da netleşmişti.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr