Bölüm 184: Kendi

avatar
1504 1

Release That Witch - Bölüm 184: Kendi


 

 

Çevirmen:Lodos

 

Scroll yatak odasına girecekken bir süre tereddüt etti. Daha sonra da kapıyı iterek içeri girdi.

 

İçerde Wendy masaya oturmuştu ve elindeki kitaba acınası bir halde bakıyordu. Scroll hızlıca bir bakış attı. Kitabın, Doğa Bilimi’nin Temelleri olduğunu anlamıştı.

 

Gülümsemesine engel olamadı. Çünkü Wendy’nin yüzünde böyle bir ifadenin durması oldukça nadirdi. Cadı Derneği ile Geçilmez Dağ’ın eteklerinde tuzağa düştükleri zaman gıdaları nerdeyse bitmiş olsa da Wendy gülümseyerek kız kardeşlerini neşelendirmeye çalışmıştı. Bunu hep yapardı. Sanki zorluklardan ve sıkıntılardan asla çekinmez gibi görünürdü.

 

Scroll, bir kitabın onu bu kadar çok zorlamasını asla beklemezdi doğrusu.

 

“Tamamen anlayışının ötesinde. Değil mi?” diyen Scroll konuşmaya devam etti: “İlk okuduğumda ben de aynı hissetmiştim.”

 

“Bülbül olduğunu zannetmiştim.” diyen Wendy sesi duyarak arkasına döndü: Peki, şimdilerde anlayabiliyor musun?”

 

“Hala anlamıyorum.”

 

Oh be! Yalnız değilmişim...diyen Wendy iç çekti: Anna’nın yanı sıra Soraya’nın da büyüsü dönüştü. Eğer daha fazla çalışmazsam yakında gençlerin gölgesinde kalacağım. Majestelerinin bu kadar çok şeyi nasıl bildiğini merak ediyorum. Görünmeyen bir dünyayı sanki görmüş gibi nasıl tarif edebiliyor?”

 

“Aslında pek çok şeyin de farkında değil.” diyen Scroll omuzlarını silkti: “Farklı bir açıdan bakarsak tabii...

 

“Ne demek istiyorsun?”

 

“Bülbül’den bahsediyorum.” diyen Scroll bu kısa cevabı verdikten sonra bir tabure çekerek Wendy’nin yanına oturdu: Geçmişteki davranışlarına göre şimdilerde tamamen değiştiğini fark ettin mi? Majestelerini koruduğu sırada artık nadiren görünmez oluyor. Kaleden çıktığında bile sadece yüzünü örten bir kapüşon giyiyor ve dahası.... Akşam derslerini ciddiyetle dinliyor. Onunla yatak odapaylaşıyorsun. Bunlardan daha fazlasını biliyor olmalısın. Bülbül ile ilgili neler olup bittiğini söyleyebilir misin?”

 

“Eh... Hiçbir şey.” diyen Wendy kafasını iki yana salladı: Kendi seçimini yapmış.”

 

Cevap, Scroll’u hafiften şaşırtmıştı: Seçimini mi?”

 

Tahmin ettiğin gibi. diyen Wendy kitabını kapadı ve açıkça konuşmaya başladı: “Majesteleri Roland Wimbledon’a karşı bazı duygular besliyor. Bu net bir şekilde belli olduğundan tahmin etmek için zahmet etmene bile gerek yok. Cadıların, onlara barınak sağlayan erkeklere aşık olmaları yeni bir şey değil. Cadı Birliği’ndeyken buna benzer birçok hikaye duymuştum.”

 

“Bunlar başkaları tarafından hazırlanan hikayeler. Çoğu kız kardeşimiz mutlu sona kavuşamaz.”

 

“Majesteleri hikayedeki insanlardan farklı.”

 

Scroll bir anlığına sersemlemişti. Onunla aynı görüşe sahip olan Wendy’nin böyle bir şey söylemesini asla beklemezdi: “Biliyorsun cadılar çocuk sahibi olamıyor. Majesteleri için bu pek de...

 

“Majesteleri bir cadıyla evlenmeyi sorun etmiyor. diyen Wendy omuz silkti: Bunu sana şahsen söylediğini biliyorum.”

 

Soraya’nın aklından şu düşünceler geçiyordu: “Bunu nasıl biliyor? O an Bülbül de mi oradaydı ki?”

 

Sonra aniden bir şeyleri farkederek: Sana söylemediğim için beni mi suçluyorsun? Hayır Wendy. Ben sadece bunun açığa çıkmasını istemedim. Bu Majesteleri’nin tahta doğru sürdürdüğü yolculukta onu kötü etkilerdi.

 

Wendy bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı: “Biliyorum. Seni suçlamıyorum. Aynı şeyleri ben de Bülbül’e söyledim. Majesteleri’nin cevabını bilmeden önce kız kardeşlerimize hiçbir şey olmayacağını düşünürdüm. Ama Majesteleri bunu kafasına takmıyorsa kız kardeşlerimizi fikir değiştirme konusunda neden zorlamalıyız ki? Daha önce Bülbül duygularını gizlemeye çalışıyordu ama çok da üzülüyordu. Ben şimdiki halini tercih ediyorum. Gelecekte ne olursa olsun... En azından kalbindeki hisleri takip ediyor.”

 

Bunun nedeni demek buydu.” diye düşündü Scroll. Wendy, Majesteleri’nin cevabının yayılmaması gerektiğine karar vermesine rağmen kız kardeşlerinin duygularına müdehale etmiyor veya onlar için bir seçim yapmıyordu. Cara’dan farklı olarak Wendy daima kız kardeşlerinin duygularını düşünürdü ve zorlukla karşılaştıklarında da onları neşelendirirdi.

 

“Fakat Majesteleri bunu biliyor mu?” diyen Scroll’un aklına aniden ciddi bir soru gelmişti. “Ya Majesteleri cadıların çocuk sahibi olamadığını bilmiyorsa?”

 

“Şey... diyen Wendy sesini alçaltarak konuştu: “Gidip bizzat ona sormaya ne dersin?”

 

*******************

 

Batı Bölgesi Surlarının Dışında

 

Çayırlar baharın ilk güneşiyle yıkanıyordu. Uzaktaki sığır ve koyun sürüleri yavaşça otluyordu. Çok değil... Sadece 3 ay önce bu çayırların kar ve buzla kaplı olduğunu ve şeytani canavarlar dışında başka hiçbir şeyin olmadığını hayal etmek oldukça zordu.

 

Bülbül öğleden sonraki vaktinde çoğunlukla atış pratiği yapmıştı. Roland’ın beklediğinden çok daha hızlı bir şekilde ateş etmede ustalaşmıştı.

 

“Belki herkes farklı yeteneklere sahiptir. Bazı insanlar savaşmak için doğarlar. Bülbül de onlardan biri demek ki...” Roland içinden bunları geçiriyordu.

 

“Bir Şövalye ailesinde doğmuş olsaydı Gökhisar’daki en mükemmel ve en ünlü şövalye olurdu. diyen Carter Bülbül’ü övmekten kendisini alamıyordu: “Aynı benim gibi.”

 

“İyi ki değil. Kollarının senin kadar kalın olmasını istemezdim.” diyen Roland, Carter’a bakarak sordu: Sıra dışı bir cadıyla berabere kalmak nasıl hissettiriyor?”

 

“Vurulduğum anda sanki koçbaşıyla vurmuşlar gibiydi. Göğsüm parçalara ayrılacaktı.” diyen Carter dürüstçe konuşuyordu: “Korkunç hissettiriyor.”

 

Roland gülerek: Neyseki bir daha tekrarlanmayacak.”

 

Bülbül bir tur atış daha bitirdiğinde Roland alkışlayarak: “Şimdiye kadar mükemmelsin. Şimdiyse bir simülasyon yapalım.” dedi.

 

Tabancayı kemerindeki kılıfına koyan Bülbül, Roland’a doğru yürüdü. Parlak güneş ışığında burnunun üzerindeki ter damlaları parlıyordu.

 

“Bu hedefleri görüyor musun?” diyen Roland çok da uzakta olmayan beş hedefi işaret etti. “Hepsinde Tanrı Gözü’nün İntikamı var. Sisin içinde açıkça görebilirsin. Yeteneğini atış becerinle birleştirmeni istiyorum. Sisin içinden çıktıktan sonra düşmanlarının işini en kısa sürede bitir.”

 

Siste nesneler ve etraftaki alan sürekli değişiyordu. Merminin hedefe doğru uçtuğundan emin olmak zordu. Daha önce Bülbül doğrudan sisin içinden ateş etmeye çalışmıştı. Ama 10 mermiden 9’u sisten çıktığında yön değiştiriyordu. Son sıktığı mermi neredeyse arkada duran Roland’ı vuracaktı.

 

Bu nedenle Bülbül ateş etmek için sisten çıkmak zorundaydı. Ama kısa süreliğine ortaya çıktığından dolayı düşmanın karşı saldırı yapma ihtimali oldukça düşüktü.

 

“Anladım. diyen Bülbül gülümsedi. Pelerinini bir eliyle kaldırdı ve bir anda kayboldu.

 

İlk atış sesi duyulduğunda Roland sessizce ortaya çıkan beyaz bir figür görmüştü. Alev ve dumanların patlamasının ardından hedefin vurularak parçalandığını fark etti. Kırık ahşaplar daha yere düşmeden Bülbül çoktan ikinci hedefin arkasına geçmiş ve tetiği çekmişti.

 

Sonra üçüncü, sonra da dördüncü hedef... Hiçbir atışında sisin dışına tamamen çıkmamıştı. Gümüş tabanca ve ani alevler hariç Roland herhangi bir ayrıntı yakalayamamıştı. Pozisyonunu gözleriyle takip etmesi çok zordu. Sis örtüsünün altındayken bir anda beliriyor bir anda kayboluyordu. Sadece filmlerde görülebilecek bir sahne gibiydi. Bir göz açıp kapayıncaya kadar beş hedefin hepsi parçalanmışt. Bir göz kırpmasından sonra da Bülbül, Roland’ın yanında belirmişti.

 

Gülerek: Nasıldı?” diye sordu.

 

“Eeee... diyen Roland hızlıca ağzı açık kalmış Carter’a baktı ve: “Sen ne düşünüyorsun?” diye sordu.

 

“Korkarım ki kimse Bayan Bülbül’ü yakalayamaz.” diyen Şövalye derin derin nefes alıyordu: Ashes bile... Hatta Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı takarak savaşsa bile bunu yapamaz.”

 

“Peki bu testi geçebildim mi?” diyen Bülbül, yüzündeki terleri Roland’ın pelerinine siliyordu o sırada.

 

“Tabii ki... diye şaşkın bir şekilde cevap verdi Roland.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18365 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37581 Bölüm Sayısı


creator
manga tr