Bölüm 180: Nüfus Verileri

avatar
1407 1

Release That Witch - Bölüm 180: Nüfus Verileri


 

 

Çevirmen:Lodos

 

Son zamanlarda Roland’ın keyfi yerindeydi.

 

Ofisinde tek başınayken bile sıcak hava balonunda yaşananları hatırlayarak mutlu bir şekilde mırıldanıyordu.

 

Anna öpücük bekler bir halde gözlerini kapattığında çok tatlı oluyordu. Roland, bunları düşündüğünde gülümsemesine engel olamıyordu. En önemli kısım ise sözlerindeki anlamdı. Tutkulu hisleri tamamen ortaya çıkıyordu böylece.

 

Roland’ın yapabileceği tek şey, ona daha tutkulu bir şekilde yanıt vermekti.

 

Hatta dudaklarında hafif bir acı hissetmişti.

 

Belki öpücük çok uzun sürdüğünden nefes alamamış ve panik yaparak ısırmıştı.

 

Ne olursa olsun, bu uzun süredir yaşamadığı bir duyguydu.

 

Küçüklüğünden bu yana öğrendiği her romantik hareket ya televizyondan ya filmlerden ya romanlardan ya da çizgi romanlardan geliyordu. Bu sefer partneri de çarpıcı derecede güzel olan Anna’ydı. Roland ilk defa bir şeyleri başarmış gibi hissediyordu kendisini.

 

Mutlulukla derin bir nefes aldı. Sevincine eşlik edecek birkaç atıştırmalık almak için çekmecesini açtı ancak hiçbir şey bulamadı. Oysa dün çekmecesine kurutulmuş et bırakmıştı.

Roland arkasına baktığında Bülbül’ün pencereye yaslanmış olduğunu gördü. Islık çalarken yapmacık bir şekilde dışarıya bakıyordu. Bülbül’ün atıştırmalıklarını çalmasını engellemek için kasıtlı olarak kurutulmuş balık yerine eti seçmişti. Ama Bülbül belki eti de seviyordu. Tam o sırada kapının dışından gelen ayak seslerini duydu.

 

“Majesteleri... Sör Barov sizi görmek istiyor.”

 

Gelsin.

 

Bülbül her zamanki gibi saklanmak yerine kapüşonunu kaldırdı ve duvar tarafındaki kanepeye geçti.

 

Bakan Yardımcısı Barov kapıyı itti ve içeri girdi. Ofiste başka birisinin olduğunu görünce bir anlığına şaşırdı ama sonra kendini toparladı ve konuşmaya başladı.

 

“Majesteleri... Bu ayki nüfus sayımının sonuçlarını hazır.” diyerek parşömeni uzattı.

“Şimdiden mi?

“Vatandaşlık kayıt dosyaları sayesinde artık onları saymak çok daha kolay bir hale geldi.” diyen Bakan Yardımcısı gülerek açıkladı: Çok akıllıca bir karar vermişsiniz.”

 

Roland içinden: “Şimdi de beni pohpohlamaya mı çalışıyor yani?” diye geçirdikten sonra parşömeni açtı. Sınır Kasabası’ndaki insanların, mesleklerine göre kısaca kategorize edildiğini gördü. Okuması kolaydı ve çok netti her şey. İlk zamanlardaki tek paragrafı bile anlayamadığı zavallı raporuyla karşılaştırıldığında Barov kendini büyük ölçüde geliştirmişti.

 

İlk satırda en büyük nüfusa sahip olan köleler vardı. Aile üyeleri de dahil oplam 3.628 kişi. Bir sonraki satırda da çiftçi kölelerin sayısının 1,500 olduğunu belirten bir not vardı.

 

“Majesteleri, çiftçilerin sayısının çok az olduğunu mu düşünüyorsunuz?” diyen Barov, ilk satıra işaret ederek açıklamaya başladı: Tarım Bakanlığı’ndaki Sirius’a göre; eğer tahıl ithal etmek istemiyorsak Sınır Kasabasının tahıl ihtiyacını karşılamak için çiftlik alanlarını ve işçileri ikiye katlamamız gerekli.”

 

Roland, Sirius’u hatırlamıştı. Kurt Ailesi’nin şövalyesiydi.

 

Şu anda çiftçilik yapmakta olan 1500 kişilik köle ilk gönderilen gruptandı. Devamında gelen gruplar Roland tarafından, madenlere veya Karl’ın inşaat ekibine dağıtılmıştı. Hepsi belirli bir süre çalıştıktan sonra özgürlüklerini kazanacaklardı.

 

“Kale ambarında depolanmış buğday iki-üç ay boyunca yeter. Bu arada ürettiğimiz yeni buğday türü oldukça farklı.”

 

“Oldukça farklı derken?” diyen Barov şaşırmıştı.

 

Yakında görürsün.” diyen Roland gülümsedi.

 

Yeni buğday tohumları olan altın renkli tohumlar, Yaprak’ın büyüsü sayesinde ortaya çıkmıştı. Ekilecek olan her bitki sıradan buğdaydan üç kat daha verimli idi. Bu, kesinlikle herkesi şaşırtacaktı. Böylece çiftçilik için işgücüne çok ihtiyaç duymayacaktı. Yaprak’ın özel büyüsü sayesinde halkın yemek ihtiyacı karşılanacaktı. Bu sayede çok değerli insan gücünü de endüstriyel gelişimde ve şehirsel yapılanmada kullanabilecekti.

 

 

Parşömene bakmaya devam etti.

 

İkinci paragraf biraz karışıktı. Mimarlar hakkındaki detaylı bilgiler ile taş ustaları, döşemeciler, duvarcılar ve marangozların verileri birbirine girmişti. Toplam sayıları 1.100’den fazlaydı ve çoğu becerikli işçilerdi. Sınır Kasabası’ndaki evlerin ve fabrikaların kısa sürede inşa edilmesinin nedeni, inşaatçılar idi. İnşaatları hızlandırmanın yolu dikkatli planlamadan geçiyordu. Şablonlar toplu görevlerin işlemlerini, spesifik programlamalar kullanarak kolaylaştırıyor böylece de işler hızlanmış oluyordu. İnşaat hızı Roland’a pek yetmese de diğer insanlar için epey süratli idi.

 

Üçüncü paragrafta madencilik endüstrisi ve işçileri ele alınmıştı.

 

“Madenlerde bazı kavgalar yaşanıyor. diyen Barov konuşmaya devam etti: Çoğunlukla paralı askerlerle köleler arasında ortaya çıkıyor. Majesteleri, bu büyük bir soruna dönüşebilir. Sayıları çok fazla. Ve eğer bir kavga patlak verirse 25 yönetici bunu kontrol edemez. Birinci ordudan bir nöbet ekibi atanmasını öneriyorum.”

 

Demek öyle... diyen Roland bir süre düşündükten sonra: Pekala. Şimdilik polis teşkilatı kurmaya fırsatım yok. Tamamdır, Demir Balta ile konuşacağım. 50 adamdan oluşan bir çakmaklı tüfek birliği yeterli olacaktır.” dedi.

 

“Polis mi?”

 

Polis. Bir devriye olarak düşünebilirsin. Ama düşündüğünden çok daha fazla görevleri var. Sorumlu oldukları tek görev kasabanın güvenliği.”

 

Dördüncü paragraf Sınır Kasabası’nın Birinci Ordusu ile ilgiliydi.

 

Uzun Şarkı ile yapılan savaştan sonra-Yani Dük’ün 1500 kişilik güçlü birleşmiş ordusunu sadece 300 kişilik ufak bir kuvvetle yenmelerinden sonra- Birinci Ordu’nun adı Batı bölgesinin her yerinde yankılanmıştı. Devamında Birinci Ordu’dakiler yaptıkları katkılara göre ödüllendirilmişlerdi. Roland orduyu 600 kişiye çıkarmaya karar vermişti. Askerliğe alım ilanları duyurulduğunda meydan, adaylarla dolmuştu. Birinci Ordu’ya alım için Roland, sağlık durumu iyi ve sabıka kaydı bulunmayan 300 vatandaş seçmişti. Bu; “Halkın ordusu, halktan oluşmalıdır.” mantığına uygun bir hareketti.

 

Geriye kalan başlıklar teknik personellerdi.

 

Örneğin eritme ve yakma işçileri son aylarda önemli ölçüde artmıştı. Başlangıçta 20 kişi bile değillerken şimdilerde yaklaşık 400 kişiydiler. Fırıncı Lesya sayesinde Kuzey Yamaç Madeni’nin fırınları sadece kırmızı tuğla üretmekle kalmamıştı. Aynı zamanda çimento ve cam da pişirebiliyorlardı. Yapım aşamasında olan üç baca fırını vardı. Avluda biriktirilen cevherler ilk defa baca fırınlarında eritilecekti. Külçeler haline geldikten sonra da ihtiyaç duyulan bölgelere taşınacaktı.

 

Eğitim, kimya, sanayi ve hayvancılık alanında çalışan insanların toplam sayıları ise 50’den azdı. 

 

Sonuç olarak; sayımdaki duruma bakıldığında Sınır Kasabası’nın hala uzun bir yolu olduğu görülebiliyordu. Ama bu küçük kasabanın başta avcı ve madencilerden oluşan nüfusunun bu değişimi ve bunun sadece 6 ayda gerçekleşmiş olması mükemmel bir başarı olarak kabul edilebilirdi.

 

Bu günlerde avlanarak yaşayan çok az insan vardı. Avlanma artık bir hobi haline gelmişti. Birinci Ordu’ya katılan ya da eritim işine katılan insanların yanında, halen yaklaşık 1.000 işsiz vardı. Çok amaçlı kurulan okur yazarlık dersleri bittikten sonra Roland hepsini fabrikalarda çalıştırarak, endüstriyel gelişime başlayacaktı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr