Bölüm 173: Irene’ın Dileği  

avatar
1485 1

Release That Witch - Bölüm 173: Irene’ın Dileği  


 

 

 

Çevirmen:Lodos

Ferlin eve geri döndüğünde başını salladı ve isteksizce: Majestelerine söz vermeden önce neden hiç düşünmedin?”

 

Karısı eve dönerken mutlulukla sekerek yürümüştü. Ferlin’in hatırladığı kadarıyla sadece düğün gününde bu kadar mutluydu.

 

Olmaz.” diyen Irene dil çıkardı: Bir gün daha erteleseydim geceleri uyuyamazdım.”

 

Evet, oyunları çok seviyordu. Uzun Şarkı tiyatrosundayken gece yarısına kadar yalnız başına çalışırdı. Eğer Dük olmasaydı tiyatronun yıldızlığına kadar ilerlerdi. Bunu düşününce eşine arkadan sarılarak: “Özür dilerim. dedi.

 

“…”

 

 Irene Ferlin’in başını okşadı. “Bu senin hatan değil. Başka bir şehre atanmıştın ve o anda o olayı durduramazdın. dedi ve hafif bir gülümsemeyle devam etti: “Bu olay yüzünden illa ki özür dilemek istiyorsan yemekleri sen yap. Senaryoları okumak istiyorum.”

 

“Peki, peki. Ben yaparım.” diyen Ferlin, eşinin kulak memesini öptükten sonra: “Et lapası ve kızarmış yumurta. Bu gece kutlama olduğu için yemeğimize kızarmış sosis de ekleyelim.” dedi.

 

Kasabadaki bu evler, daha önce yaşadığı tüm evlerden farklıydı. Örneğin mutfağı vardı. Uzun Şarkı’daki evlerde genellikle oturma odasının merkezinde açık sobalar olurdu. Ama burada soba tamamen farklı bir odaya kurulmuştu. Sobanın arkasında bir baca vardı ve geri kalan kısımları kapatılmıştı. Dumanın çıktığı kısımda hareketli bir bölme mevcuttu. Sobayı kullanmadıkları zamanlarda dumanı engellemek için ileriye itip kapatabiliyorlardı.

 

Ferlin, bu tasarımın avantajını kolayca anlayabilirdi. Mutfak kapısı kapatıldığında yemeğin dumanı ve kokusu oturma odasına girmeyecekti. Yaz aylarındaysa evdeki sıcaklık mutfaktaki ısıdan dolayı artmamış olacaktı.

 

Yakacak odunu ve talaşı sobanın içine koydu ve akşam yemeğini pişirmek için ateş yaktı.

 

Akşam yemeğinden sonra Irene tekrar senaryoya dalmıştı. Sonunda üçüncü kitabı elinden bırakıp uzun bir nefes aldığında ise yanmakta olan mum neredeyse bitmişti.

 

“Nasıl?”

 

Irene çok uzun zamandır senaryoları okuduğundan dolayı Ferlin meraktan patlıyordu.

 

“Anlatması... Çok zor. Her hikaye birbirinden tamamen farklı. Böyle bir şeyi hiç okumamıştım! Sindirella‘da Prens bir Prensesin yerine güzel sivil bir kıza aşık. Bu çok da nadir bir durum değil ama onunla evlenmek konusunda ısrarcıydı. Majestelerinin böyle abes bir öyküyü okurken mutsuz hissetmemesinin nedenini merak ediyorum. Buna rağmen, gerçekten dokunaklı bir hikaye. Prensin Sindirella’yı bulup kristal ayakkabıyı ayağına taktığı sahneyi beğenmemek mümkün değil.”

 

“Diğer bir hikaye olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ise Sindirella ile karşılaştırıldığında daha basit bir hikayeye sahip. Ama o da çok ilginç. Hikayeyi anlatmak için iki veya üç sahnenin yeterli olacağını düşünüyorum. Avcı cesaretini toplayarak Prenses’e kıymıyor. Burası çok önemli bir ayrıntı bence. Cadının bütün oyunlarına rağmen Prenses’in mutlu bir aşk ile tekrar kendine gelmesini okuduğumda gerçekten iyi hissettim! ”

 

Bir köle olan avcı bir soylu olan Kraliçe’nin buyruğuna karşı mı geliyor?

 

Ferlin kaşlarını çatmıştı. Soylular asla böyle bir şeye sıcak bakmazlar. Eltek malikanesindeki köleler üstlerinin buyruklarına karşı gelselerdi babası kafalarını kesip ertesi gün malikanesinin kapısına koyardı.

 

Majesteleri sahnede böyle bir oyunun oynanmasına gerçekten izin verecek mi?”

 

“Sen henüz bunu okumadın değil mi?” diyen Irene gözlerini ona doğru yuvarladı: Bunu okuduktan sonra sen de benim gibi hissedeceksin. Kraliçe çok aşırı bir şey istediğinden dolayı avcı karşı çıkmıştı. Kraliçenin bu tür zorbalıkları dayanılmaz hale geldiğinde avcı insan hayatının önemiyle yüzleşmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde Prenses, kraliçe ile yüzleşti ve onu yenmiş oldu. Bahse girerim seyirci bunu görmekten mutluluk duyacaktır.”

 

Soylular buna kesinlikle karşı çıkacaktı. Ferlin düşünürken birden aklına bir fikir gelmişti. Sınır Kasabası’nda Majesteleri ve Vikont Tigui dışında soylu yoktu ve bu tiyatroyu kuran kişi de Prens idi. Bu gerçekten halka ait hikayeleri oynamak niyetinde olduğu anlamına mı geliyordu? Bunu yaparak ne kazanacaktı ki? Eğer tiyatroculara Uzun Şarkı Tiyatrosu’nun yaptığı gibi ödeme yaparsa muhakkak para kaybederdi. Bunu sadece eğlence için mi yapıyordu yani?

 

Ancak Irene, onun yüzündeki ifadeyi fark edememişti ve konuşmaya devam etti: Ama sevgilim bu iki hikaye harika olsa da üçüncü hikaye Cadı Günlüğü ile yarışamazlar. Kırmızısu Şehri veya Kral’ın Şehri gibi büyük tiyatrolar bu hikayeyi duysaydı bu hikaye aşırı popüler olurdu. Şunu söylemem gerekiyor ki Scroll bir oyun yazarı dehası. Cadı Günlüğü hikayesi ve anlatım becerisi bakımından günümüzdeki herhangi bir oyuna göre çok daha iyi.”

 

“Emin misin?” diyen Ferlin, Irene’ın bu senaryodan çok ciddi bir şekilde bahsetmesini oldukça komik bulmuştu: Bay Kajen Fels’in yaygın olarak kabul gören eserlerinden Güller İçin ve Aşkı Arayan Prens’ten daha iyi olduğunu mu düşünüyorsun? Bu oyunun bu klasik tiyatro eserlerinden daha iyi olabileceğini hala düşünüyor musun? ”

 

“Evet. İnan bana sevgilim.diyen Irene üç hikayeyi kabaca okudu ve devam etti: “Anlatım tarzı bile tek başına harika. Daha önce gördüğüm tüm oyunlarda olaylar üçüncü şahıs gözüyle yazılır. Ama bu hikaye üç cadının kendi bakış açılarından yazılıyor. Yaptıkları birbirinin hayatlarını etkiliyor ama hiçbirinin birbirinden haberleri yok. Hikayenin ortasında, önceki kısımlarda gereksiz görünen detayların aslında önemli olduğu ortaya çıkıyor ve üç cadı yakın arkadaşlar oluyorlar. Bu anlatım tekniği Sınır Kasabası’ndaki insanlar için biraz fazla olsa da gerçekte şahane bir şey. Tiyatrodaki arkadaşlarımı mümkün olan en kısa sürede davet etmeliyim. Yüzlerindeki şaşkın ifadeyi görmek için sabırsızlanıyorum!” diyerek mektup yazmak üzere eline bir kağıt ve kalem aldı.

 

Ferlin elini tutarak: Bekle. Irene, sence de... Bu hikayeler oldukça mantıksız değil mi?”

 

Karısının söylediğini duyunca hikayeleri oldukça ilginç bulmuştu. İyi ya da kötü yazılmıştı ama cadılarla ilgili duyduğu kısım ona doğru gelmiyordu. Bunlar, Kilise’nin tavsiye ettiği şeylere tamamen aykırıydı ve aynı zamanda inanılmaz derecede ayrıntılıydılar. Hikayedeki üçüncü cadı, sevgi dolu bir ailede büyüdüğünden büyüsünü istediği gibi kullanabiliyordu. En sonunda şeytani işkencenin bir yalan olduğunu ve cadıların büyülü güçleri olması dışında sıradan insanlardan bir farkları olmadığını anlıyordu. Hikayedeki cadıların da hisleri vardı, sevdikleri birileri ölünce üzülüyorlardı. Ferlin, Kilise’nin bu haberi aldıktan sonra kasabaya geldiğinde Majesteleri Roland’ın başının dertte olacağına inanıyordu. Majesteleri gerçekten de Kilise’den korkmuyor muydu?

 

“Mantıksız mı? Hayır... Ferlin, onlar cadı olmadan önce sıradan kızlardı.”

 

“Evet bu doğru.”

 

“Peki ya ben? Eğer ben bir cadıya dönüşürsem benim kötü olduğumu mu düşürdün?” Irene bu soruyu ona dik dik bakarak sormuştu.

 

Ferlin acele ile “Hayır, elbette hayır. Sen benim için hep iyi kalpli olacaksın.” dedi.

 

“Ya kızımızın bir cadıya dönüştüğünü söylersem?”

 

“Bu imkansız... diyen Ferlin aniden ağzını kapatmış ve Irene’in ne demek istediğini anlamıştı. Tanımadığı bir cadıyı değerlendirmek yakınlarını değerlendirmekten çok farklı olacaktı. Ona nasıl rahat bir şekilde kötü olduğunu söyleyebilirdi ki?

 

“Evet. Ve eğer cadı bir kız çocuğumuz olursa... diyen Irene hoşnutça başını sallıyordu.

 

“Onu seveceğim ve hikayedeki üçüncü cadının babası gibi koruyacağım. diyen eski şövalye bir dizinin üstüne çökmüş, bağlılık yemini ediyormuş gibi hareket ediyordu.

 

“İstediğim cevap bu.” diyen Irene tüylü kalemini koydu ve hafifçe gülümseyerek: Bence ... Şimdi deneyebiliriz.” dedi.

 

Ferlin kulağına: “Tabii sevgilim. diye fısıldadı ve onu kucağına alarak yatak odasına götürdü.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr