Bölüm 170: İntikam’ın Hediyesi Part -1

avatar
2255 2

Release That Witch - Bölüm 170: İntikam’ın Hediyesi Part -1


 

 Çevirmen: Lodos

Güneş yavaşça dağların içine doğru batarken, batı bölgesi gecenin karanlığına dalmıştı.

 

Misyoner heyeti, ana yoldan uzak olmayan açık bir bölgede kamp kurmaya karar verdi.

 

Çadırlarını bir çember şeklinde kurdular daha sonra merkezde bir ateş yaktılar. Savaşçılar zırhlarını çıkarmışlar ve etrafta oturuyorlardı. Rahatlamak için esnerlerken, ateşin üstündeki lapanın suyu kaynayana kadar bekliyorlardı.

 

Alicia çadırın içine sıcak su leğeni taşıdı ve “Rahibem, lütfen yüzünüzü yıkayın.” dedi.

 

“Teşekkürler. diyen Mira, bir gülümsemeyle başını salladı ve havluyu suya batırdı. “Yarın Sınır Kasabasına varmış olacağız. Yol boyunca yaptıkların için teşekkür ederim.”

 

“Şeytani canavarlara karşı savaşmakla karşılaştırılırsa bu hiçbir şey. Bu yolculukta beni en çok etkileyen sizsiniz. Gerçekten iyi bir binicisiniz. Eskiden rahip ve rahibelerin uzun yolculuklarda iyi olmadığını düşünürdüm.”

 

“Hah-hah, ben bir rahibe olarak doğmadım. Tüccar olduğumdan sık sık at üstünde yolculuk yaptım.” diyen Mira yüzündeki toz ve terleri havluyla silip, leğeni bayan savaşçıya verdi. “Yüzünü sen de yıka. Belki daha iyi hissetmene yardımcı olur.

 

“Ne?” diyen Alicia çekinmişti.

 

“Tanrı’nın Ceza Ordusuyla ilgili olan konu.” diyen Rahibe başını bir gülümsemeyle sallayarak devam etti: “Duyguların yüzünden okunuyor. Abrams’ın söylediği şey yüzünden mi? ”

 

“…”

 

 Alicia leğeni hiçbir şey söylemeden aldı.

 

“Hepimiz güçlüklerle ve zorluklarla karşılaşacağız. Bunların üstesinden gelemeyip Kiliseyi yalnız bırakırsak tüm dünya acı içinde kalır. Bu korkunç düşmanları durdurmak için bazen fedakârlıklar yapmak zorundayız. Bu konu seni bir ikileme sokabilir. Ama kilisenin sözünü de unutma.”

 

Alicia kısık bir sesle: İki kötülükten az kötü olanı seç.” dedi.

 

“Kesinlikle! Fedakarlık, amacının değerli olup olmadığını belirler. En önemlisi de Tanrı’nın Ceza Ordusunun vücut bulma törenine katılımın tamamen gönüllü olması. Abrams’ın kardeşi, Tanrı’nın ceza savaşçısı olmayı aklına koymuştu ve o, kendini Kilise için feda etmeye hazırdı. Bu yüce bir ideal. İsmi Onur Anıtı’na kazınacak ve Kilisenin görkemiyle birlikte nesilden nesile aktarılacak.”

 

Alicia sağ elini göğsüne koyarak: Teşekkürler Rahibem, şimdi çok daha iyi hissediyorum.” dedi.

 

Rahibenin söylediklerini duymak kasvetli hislerini durdurmuştu. Ne düşünürse düşünsün, en azından Tanrı’nın Ceza savaşçıları inançlarına bağlı kalmış ve kendilerini tanrıların şanı için feda etmişlerdi.

 

“Bu benim için bir zevkti. diyen Mira hafifçe gülümsedi: “Akşam yemeğine gidelim. Hazırlanmış olmalı. Son zamanlarda durmadan lapa yiyoruz. Dilim yakında tat almaz hale gelecek.”

 

“Neyse ki, bugün son gün.diyen Alicia gülümsedi ve: “Yarın Lord ile buluşacağız ve görkemli bir ziyafetin keyfini çıkaracağız.” dedi.

 

Akşam yemeğinden sonra Yargı’ların şefi gece nöbet tutacak kişiyi seçti. Herhangi bir görevi olmayan yargı savaşçıları, çadırlarına geri dönerek uyudu. Alicia rahibeyle çadırına geri döndü, yağ lambalarını söndürdü ve kendini yorganına sardı.

 

Ne kadar zamandır uyuduğunu bilmiyordu. Sersemce bir haldeyken, bir pat sesi duymuştu. Sanki büyük bir nesne yere atılmış gibiydi. Çok geçmeden benzer bir ses daha geldi.

 

O gürültüden sonra da yere düşen zırhın belli belirsiz sesini duydu.

 

Tek seferde gözlerini açtı.

 

Çift-elli kılıcını almak için hemen yorganından çıktı ve yavaşça çadırın kapısına ilerledi. Dışarıda olanları görmek için çadırın kapısının köşesini kaldıracakken baş yargıcın öfkeyle bağırdığını duydu; “Düşman saldırısı! Savaşçılar, çabuk kalkın!” Kükremesi gecenin sessizliğini delmiş ve taburdaki herkesi harekete geçirmişti.

 

Hemen sonrasında Alicia yüksek sesli bir gürültü duydu!

 

O sırada baş yargıcın sesi aniden kesilmişti.

 

Daha fazla tereddüt etmedi ve hemen çadırından çıktı. Baş yargıcın dev kılıcının yarı yarıya bölündüğünü görmüştü. Hayır... Hayır sadece kılıcı değildi. Baş yargıcın kendisi de ikiye bölünmüştü. Kanları etrafa fışkırıyordu. Kamp ateşinin ışığı altında hafifçe diz çökmüştü. Devamında da vücudu ikiye ayrılarak bir kadının ayaklarına düştü.

 

Saldırgan, elinde dev bir kılıç olan bir kadındı. Siyah bir cübbe giymiş ve yüzünü bir başlıkla örtmüştü. Başlığın gölgesi altında, Alicia net bir şekilde altın renkte parlayan göz bebeklerini görebiliyordu.

 

İki Yargı savaşçısı saldırgana birlikte saldırmıştı ama kimse elindeki korkunç devasa kılıca karşı koyamıyordu. Her Yargı savaşçısını tek bir vuruşla öldürdü. Hem savaşçıyı hem de kılıcını yarıya bölüyordu. İlk kılıç çarpıştığında yüksek bir sesle çıkan kıvılcımlar ardından etrafa demirlerin saçılması ve dev kılıcın kemiklerle, eti kesme sesi geliyordu. Bir kabustaymışcasına gelen bu korkunç sesler Alicia’nın kanını dondurmuştu.

 

O sırada birisi bağırdı: O bir cadı!

 

Alicia düşüncelerine daldığında aniden kulağına bir ses geldi: Rahibeyi uzaklaştır!”

 

Arkasını döndüğünde Abrams’ı gördü.

 

Alicia’nın gözleri büyüyerek: Tüm savaş yoldaşlarımı geride bırakmamı istiyorsun?” dedi.

 

“Eğer bunu yapmazsan, burada bir hiç uğruna öleceksin! Anlamıyor musun! Tanrı Gözü’nün İntikamı’ndan korkmuyor. Sıra dışı bir cadı olmalı. Onu durdurmak için elimden geleni yapacağım. Rahibeyi Uzun Şarkı’ya götür! Ana yoldan gitmeyi de unutma. Yolda giderken herhangi bir kervanla karşılaşırsan, yardım iste!” Bu sözleri söyledikten sonra elindeki kılıcıyla saldırgana hücum etti.

 

Alicia’nın nefesi kesilmişti. O bir sıra dışıydı. Sadece Tanrı’nın Ceza savaşçılarının bir sıra dışıya rakip olabileceği söylenirdi. Abrams haklıydı. Eğer burada kalırsa şimdiye kadar yaptığı fedakarlıklar boşa gidecekti.

 

Beş Yargı savaşçısının öldüğünü gören savaşçılar taktiklerini değiştirdiler. Çadırlardan faydalanıyorlar ve arazide koşarak savaşıyorlardı. Bu sayede de zaman kazanıyorlardı. Ama onlardan daha hızlı ve daha güçlü olan sıra dışı cadının er yada geç kendilerini öldüreceklerini biliyorlardı.

 

Dişlerini gıcırdattı ve çadıra doğru fırladı. Rahibe çoktan ayakkabılarını giymiş ve haber gelmesini bekliyordu. Alicia, Mira’yı sarsarak kaldırdı ve heyetin atları bağladığı yere götürdü.

 

Rahibe koyu bir sesle: “Ne oldu?” diye sordu.

 

“Sıra dışı bir cadı tabura saldırdı. Lütfen hemen ayrılmamız gerekli!” diyen Alicia atına bindi ve ileri sürerek: ‘’Çabuk ol!” diye haykırdı.

 

Alicia geceleri yolu görmek çok zor olduğundan, ana yolda atların ayağının takılıp düşmesinden korkuyordu. Güvenliği sağlamak için hızlarını yavaşlatması da iyi bir tercih değildi. Çok hızlı süremediklerinden dolayı cadı onları kolayca yakalayabilirdi.

 

En sonunda Alicia ana yoldan atları gönderip, yol kenarındaki ormanda rahibeyle saklanmaya karar verdi. Bu durumda, ateş olmadan onları bulmaları çok zordu.

 

Mira’nın elini tutarak ana yoldan uzaklaştı. Kılıçların seslerini duymak git gide zorlaşıyordu. Loş ay ışığının altında, alarm durumunda bekliyor ve çevreyi gözetliyordu.

 

Ormanda derinlerde, hayvan veya engereklerle karşılaşabilirlerdi. Ama en azından sıra dışı cadıyla karşılaşmaktan daha iyiydi. Karanlık yolda belirsizce ilerleyip Geçilmez Dağ’a yaklaştıklarında rahat bir nefes alabilmişti. Görünüşe göre cadı tarafından takip edilmiyorlardı. Kafalarının üstünde öten kuşlar dışında etrafa bir sessizlik hakimdi.

 

“Bundan sonra ne yapacağız?” diye sordu Mira.

 

Rahibe, Alicia’yı oldukça etkileyen böylesine bir kriz anında panik yapmıyor gibiydi. “Rahibe Mira, dinlenmek için bir yer bulup geceyi orada geçireceğiz. Şafak vakti olduğunda Uzun Şarkı’ya geri dönüp oradan destek isteyeceğiz.”

 

“Sınır Kasabasına gitmeyecek miyiz? Kaleye geri dönmemiz için en az bir gün ve bir gece gerekli.”

 

“Hayır.” diyen Alicia başını salladı ve açıklamaya devam etti: Sıra dışı bir cadının saldırısına uğramamız bir tesadüf değil. Lord muhtemelen çoktan cadılarla anlaşmaya varmış. Ve eğer bu doğruysa, oraya gitmek bizim için çok tehlikeli.”

 

“Demek istediğini anlıyo-- Mira’nın ağzı birdenbire sonuna kadar açılmıştı. Kadın, savaşçının arkasındaki bir şeye bakıyor gibiydi.

 

Onun tepkisini gören Alicia’nın da kalbi durmuştu. Arkasını döndüğünde, siyah cübbeli

bir cadının gölgelerin içinden yavaşça çıktığını gördü. Gözleri bir yıldız gibi parlarken omzunda bir baykuş duruyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr