Bölüm 156: Parçaları Birleştirmek

avatar
1505 2

Release That Witch - Bölüm 156: Parçaları Birleştirmek


 

Çevirmen: Lodos

Theo küçük bir tepeye tırmanmıştı. Buradan, Sınır Kasabası’ndaki Lord’un kalesinin ana hatları belirsizce görülebiliyordu.

 

Sonunda geri dönmüştü. Oraya gitmesi yaklaşık bir buçuk ay almışken geri dönmesi sadece 7 gününü almıştı. Zamanını en çok Gümüş Şehri’nden Kırmızısu Şehri’ne geçmek için harcamıştı. Bunu çok umursamasa da Kilise’nin onları bulma ihtimalini azaltmak için en tenha yolları seçmişti.

 

Ashes onunla gelse bile, Theo onun isminin gerçek olup olmadığından emin olamıyordu. Sırtında bezle sarılmış büyük bir kılıçla birlikte daima siyah bir cübbe giyiyordu. At kuyruğu şeklinde bağlanmış uzun siyah saçları beline kadar sallanıyordu. İster at sürsün ister gemide olsun etrafına fazla dikkat etmiyor ve ilerliyordu. Sınır Kasabası’na olan bu yolculuk sanki rahatlatıcı bir gezi turu gibi gözüküyordu.

 

Bazen Theo onun bu kararından şüphe ediyordu. O gerçekten de bir asker miydi? Elbisesi hareketlerine engel teşkil ettiği gibi uzun saçı da başka bir dezavantajdı. Dahası Ashes arkadan saldırıya uğramaktan korkmuyor gibi görünüyordu. Çünkü şimdiye kadar en çok gördüğü şey sırtıydı.

 

Theo tepelere hızla baktıktan sonra hedefini bulmuştu. Kırmızı çizgili bir bayrak direği. Bayrak direğinin kenarındaki çamurdan başka bir bayrak çıkardı ve kırmızı bayrağı mavi bayrakla değiştirdi. Ardından da ellerini iç içe geçirerek yere oturdu.

 

Ashes: “Bu kadar mı?” diye sordu.

 

“Kasabanın kuzeydoğusundaki tepenin ayaklarına git. Taş yolu izleyerek tepenin üstündeki bayrak direğini bul. Ardından da bayrağı mavi bayrakla değiştir. Buradaki cadılar seni fark edecektir. Söylentilerde böyle geçiyordu.” dedi ve alnındaki teri silerek: “Cadı Birliği sadece geceleri harekete geçer. Tek yapmamız gereken burada beklemek.”

 

Ashes başını salladı. Temiz bir yere oturduktan sonra yiyecek olup olmadığını sordu.

 

“Ah... Bekle.” diyen Theo sırt çantasını açtı ve bir parça et aldı. Yarısını kendisine aldı, diğer yarısını da ona verdi.

 

Theo cadının kurutulmuş eti yavaşça çiğnediğini görünce iç çekti. Büyük kılıcı haricinde bir tane kraliyet bronzu bile yoktu. Meteliksiz bir şekilde Sınır Kasabası’na gitmeye cesaret etmişti. Yol boyunca konaklama ve yemeklerin hepsini kendisi karşılamıştı.

 

Belki de bu bölge onun için biraz garip olduğundan dolayı oldukça dikkatli davranıyordu. Ama aslında en tedbirli yaklaşım, yemeği kendi başına hazırlamak olmaz mıydı?

 

“Gideceğimiz yer denizin tam karşısında.” diyen Ashes etini yutmuş ve birdenbire konuşmuştu: “Fjord hakkındaki söylentileri duyup duymadığını bilmiyorum ama çok sayıda ada olsa da çoğu oldukça serttir. Cadılar için uygun bir ev inşa etmeliydik.”

Theo şaşırmıştı. Çünkü ne kadar çok sorarsa sorsun daha önce hiçbir şey anlatmamıştı. Neden şimdi bu konu hakkında konuşmak için ilk adımı atmıştı ki?

 

“Daha önceden neden sana bir şey söylemediğimi mi merak ediyorsun?” diyen Ashes açıklamasına devam ederek: “Çünkü eğer yalancı olsa idin geceleri uyurken gizlice Kilise’ye mesaj yollardın. Sonra o kızlar yarı yolda yakalanırdı. Ama şimdi Fjord’lara giden tüccar gemisinde olmalılar. Artık Kilise de onları durduramaz. Buraya Cadı Birliği’ndeki çaresiz cadıları benimle beraber götürmek için geldim. Er ya da geç Kilise haberi alacak. Bu yüzden saklanacak yerleri olmayacak. ”

 

“Seni buraya kadar getirmiş olsam da yalancı olduğum ihtimalini hemen elememelisin.”

 

“Evet, bu doğru.” diye cevapladı Ashes. “Buraya gelen insanlar eğer cadı değilse, cadıları öldürmeye çalışan kişilerle birlikte burada öleceksin.”

 

“Tamam.” diye cevaplayan Theo: “Başka bir soru sorabilir miyim?” dedi.

 

Ashes biraz düşündü ve: “Eğer makulse, cevaplayacağım.” dedi.

 

“Gökhisar Krallığı’ndan mısın? Daha önce hiç böyle bir göz görmemiştim.” diyen Theo karşısındakinin soyundan başlamaya karar verdi. Çünkü bu hassas bir konu değildi. Ayrıca üzerindeki şüpheleri de azaltacaktı.

 

“Ebedi Kış Krallığı’nda doğdum. Ama bunun gözlerimin rengiyle hiçbir ilgisi yok. Çünkü cadı olduktan sonra gözlerim bu hale geldi.”

 

“Ebedi Kış Krallığı mı? Gökhisar Krallığı’ndan çok uzakta. Arada da krallıklar var, Gümüş Şehri’ne nasıl geldin? ”

 

“Kilise’ye satıldım ve sonra...” Duraksamıştı: “Kutsal Şehir’deki manastırdan Gökhisar Krallığı’na kadar yürüdüm… Avare hayatım onunla karşılaştıktan sonra bitti.”

 

Theo merakla: “O kim?” diye sordu.

 

“Tilly Wimbledon.” diyen Ashes’in gözleri çok içten bakıyordu. “Beni yanına aldı.”

 

Muhafız aniden bu ismi duyunca ürkmüştü. İlk başta bu ismin bir kopya olduğunu düşünmüştü. Ama Wimbledon eklenince işler değişiyordu. Cadıları Fjord’lara götüren kişi Roland Wimbledon’un kızkardeşi Prenses Tilly miydi? Kekeleyen bir sesle “O…o senin liderin mi?” diye sordu.

 

“Lider mi? Yani evet, öyle de diyebilirsin.” diyen Ashes başıyla onayladı ve: “Benim için en önemli insandır... Kimse onun yerini alamaz.”

 

Gece olduğu zaman ikisi tepede bir ateş yaktı.

 

Ashes kılıcını eline almış ve bezi yavaşça açmıştı. Bu korkunç silah epey genişti. Önceki çatışmalardan kalan izlerle doluydu. Koyu gri kılıcın keskin kenarları yoktu bu yüzden insanları kılıcın ağırlığıyla öldürdüğü bellidi. Sıradan bir insanın bu kılıcı kaldırması çok zor olurdu ama onun ellerinde sanki bir iğne gibiydi.

 

Bu kılıcın yapımında gereken malzemeleri toplamak için kaç demircinin dükkanı soymuşlardı acaba? Ayrıca eğer Majesteleri cadılarla beraber gitmezse bu kılıcın kurbanlarından biri olacaktı.

 

“Sınır Kasabası Lord’unun da bir... Wimbledon olduğunu duydum.” diyen Theo söyleyecek bir şeyler bulmaya karar vermişti. Aksi takdirde beklemek çok uzun olacaktı.

 

“Roland Wimbledon. Gökhisar Krallığı’nın Prens’i Roland.” diyen Ashes sessizce konuşmaya devam etti: “Daha önceden onu gördüm.”

 

Theo şaşırmıştı, ”Ne?”

 

“Tilly tarafından alındıktan sonra kalede muhafızlık yapmaya başladım. O zaman kardeşiyle tanışma fırsatı yakalamıştım.” diyen Ashes, Prens Roland’ı oldukça iyi tanıyor gibiydi. “Beceriksiz, kibirli, bilgisiz ve kabiliyetsiz bir adam.  Tilly’nin kardeşi olduğuna inanmak zor. Ama bazı konularda oldukça cesaretli…” Sesi daha da soğumuştu.

 

Theo, titremesini engelleyemedi. Sarayda çalışırken Majesteleri hakkında çok sayıda söylenti duymuştu. Hizmetçilerle flört etmesi gibi. Her ne kadar gücünü kötüye kullanmamış olsa da başkalarından yararlanmaktan asla kaçınmazdı. Bunu yapmış olamazdı…

 

O sırada Ashes aniden ayağa kalktı ve yola doğru bakarak: “Geliyorlar.” dedi.

 

Theo onun baktığı yere döndü. Gecenin içindeki insan figürleri azar azar ortaya çıkmaya başlamıştı. Yolda onlara doğru gelmekte olan ilk kişi Majesteleri’nin kişisel muhafızı Bülbül idi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18421 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37653 Bölüm Sayısı


creator
manga tr