Bölüm 152: Pazarlıklar Part -2

avatar
1499 1

Release That Witch - Bölüm 152: Pazarlıklar Part -2


 

Çevirmen: Lodos

Yağmur sonunda durmuştu. Batan güneşin altındaki bulutlar kırmızıydı.

 

Roland, konuk odasının kapısını açtığında Margaret’in heyecanla şöminenin önünde ileri geri yürümekte olduğunu gördü. Muhafız Sean, Roland’ın geldiğini görünce selam vererek ayrıldı. Roland’ı gören Margaret telaşla: “Majesteleri, Şimşek nasıl?” diye sordu.

 

Roland şaşırmıştı, ondan böyle bir soru beklemiyordu. Sakin ya da öfkeli olabileceğini düşünmüş ama Şimşek için endişeleneceğini asla düşünmemişti: “O iyi... Sadece yorulmuş.”

 

“Gerçekten? Bu iyi.” diyen Margaret rahatlamış gözüküyordu,

 

“Ona önemsiyor gibisin.”

 

“Babasına çok benziyor. Özellikle de küçük gözleri ve sivri burnu. Kesinlike Yıldırım’ın kızı olduğunu söyleyebilirim.”

 

Sonrasında Margaret yakasını açıp boynundaki altın takıyı çıkardı: “Bahsettiğiniz doğrulama... Beni cadı büyüsüyle kontrol edeceksin değil mi? Eğer samimiyetim bu şekilde kanıtlanacaksa ona konuşmamıza katılmasını söyler misin? Gizlice izlenilmekten hoşlanmam.”

 

Boynuna taktığı mücevherin zinciri altındandı. Yüksek kaliteli bir taş gibi gözüküyordu.

 

Roland ise onun bu teklifi yüzünden yine şaşırmıştı. Çünkü kafasında onu şüphelendirmeden Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı nasıl çıkarttıracağını planlamaya çalışıyordu. Dürüst olmak gerekirse, bu Fjord kadınına hayran olmuştu. Oldukça dezavantajlı bir durumda olmasına rağmen hala inisiyatif almaya çalışıyordu. Hem konuşması hem de davranışları onun başarılı bir işkadını olduğunu kanıtlıyordu.

 

Roland, Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı Margaret’in elinden aldı ve şöminenin yanındaki elbise askısına astı. Bu kadar iyi ve kaliteli bir Tanrı Gözü’nün İntikamı 1 metrelik alandaki herhangi bir büyüyü engelleyebilirdi. Bülbül’ün gözlerindeyse o madalyon sanki kocaman bir kara delikti. Belki de Bülbül etkisine girmemek için ondan uzak duruyordu.

 

“Salonda konuşalım.” dedi Roland. Halihazırda Margaret samimiyet gösterdiğinden dolayı çok sert davranmak istemiyordu. Oturma odasına girdiklerinde Bülbül, onları koltukta bekliyordu.

 

Herkes oturduktan sonra Roland: “Bu Bülbül, senin doğru konuşup konuşmadığını söyleyebilir.” dedi.

 

“Merhaba Bayan Bülbül.” diyen Margaret, Bülbül’e doğru başını salladı. Bülbül de aynı şekilde selam verdi.

 

“Önceden cadılara bir kininiz olmadığını söylemiştiniz. Bununla neyi kastediyorsunuz?” Sorulan ilk soru, Roland’ın en çok bilmek istediği şeydi: “Bildiğim kadarıyla Kilise’nin Fjord’lar üzerinde epey fazla gücü var.”

 

“Fakat yaptırımları Üç Tanrı’nın yaptırımları ile karşılaştırılamaz. Fjord’daki insanların çoğu kum insanlarıyla benzer inançlara sahip. Gökyüzüne, okyanusa ve toprağa taparlar. Benim içinse...” O anda duraksadı: “Çok yakın bir arkadaşım vardı. Denize balık tutmaya gittiğimizde bir fırtınayla karşılaştık. Yelkenlimiz dev bir dalgayla ikiye bölündü. Tam bu felaket esnasında arkadaşım suyun altında da nefes alabilen bir cadıya dönüştü. Okyanusta bilincimi kaybettiğimde, beni bulmuş sonra da beni kıyıya sürüklemiş.”

 

“Daha sonra ne oldu?” dedi Bülbül merakla.

 

“Uyandığımda, ayrılmıştı... Belki de benimle kalmak yerine, denizde yaşamak ona daha güzel gelmişti...” diyen Margaret hüzünlü bir sesle devam etti: “O zamandan sonra onu bir kere bile görmedim. Köylülerse denizde sis olduğu vakitlerde balıkçı gemilerin kayalıklara çarpmaması için, onun şarkı söylediğini söylüyorlar. Her ne olursa olsun, arkadaşım ne kötü bir kişi ne de Şeytan’ın kölesi.”

 

Roland başını salladı. Güçleri uyanmış cadılar daha önceleri sıradan insanlardı. Ve bir kişi arkadaşını cadı olmadan önce de tanıyorsa Kilise’nin onun fikirlerini değiştirmesi o kadar da kolay olmazdı.

 

“Cadıların yetenekleri hakkında oldukça şey biliyorsun. Sadece birkaç cümlemden birden fazla cadımın olduğunu nasıl tahmin edebildin? ”

 

Margaret gülümseyerek: “Dürüst olmak gerekirse, çocukluk arkadaşım yüzünden cadılar hakkında oldukça meraklı hale gelmiştim. Hatta bu özel kızları yanıma almayı bile düşünmüştüm.”

 

Şimdiye dek Bülbül, Margaret’in yalan söylediğine dair herhangi bir işaret bulamamıştı,

 

“Ama maalesef Kral’ın Şehri, Sınır Kasabası’ndan tamamiyle farklı. Bu yüzden bu fikirden vazgeçmek zorunda kaldım. Çünkü risk çok büyüktü. Şimşek’in direkt olarak kollarınıza gittiğini görünce size çok yakın olduğunu anladım. Hem de bir cadı olmasına rağmen... Yani, benimle aynı olduğunuzu düşünmüştüm, cadılardan nefret etmiyordunuz. Bir Lord olduğunuzdan dolayı da birkaç cadıyı saklamak sizin için zor olmamalı, özellikle batı sınırında. Ama yine de çok dikkatli olmalısınız. Eğer Kilise fark ederse onları kurtarmanız çok zor olur. ”

 

Margaret’in anlattıklarında bir yalan bulamayan Bülbül, Margaret’in Kilise’ye kendileri hakkında bilgi vermeyeceğine inanmıştı. Roland ise sonunda bir karara varabilmiş ve ardından özür dileyen bir ses tonuyla: “Görünüşe göre aşırı duygusal davrandım. Umarım kusura bakmazsınız.” dedi.

 

“Elbette hayır. Majesteleri’nin bunu Şimşek’in güvenliği için yaptığını biliyorum…” diyen Margaret elini sallayarak: “Eğer bir şey yapmayıp bekleseydiniz bu sizin güvenilmez olduğunuz anlamına gelirdi.”

 

“Yıldırım’ı tanır mısın?” diye sordu Roland: “Şimşeğe olan sevgin sıradan bir kişinin kahraman bir çocuğa duyduğu sevgiden daha fazla.”

 

Margaret bu soruyu duyduktan sonra bir süre tereddüt etti. Roland cevap vermek istemediği sürece bunun önemli olmadığını söylese de Margaret yavaşça hikayeyi anlatmaya başladı: “Dürüst olmak gerekirse köyü terk ettikten sonra Bay Yıldırım’ın keşif ekibine katıldım. Ama onunla keşif gezilerine çıkmayalı oldukça uzun bir süre oldu. Ekibin yeni üyesi olduğumdan dolayı Bay Yıldırım ve eşi bana özel bir ilgi göstermişti. Şimşek’in doğumuna orada tanık olmuştum.”

 

“Gemide mi doğdu?”

 

“Evet hem de şiddetli bir fırtınanın ortasında. Gök gürültüsü ve yıldırımlar asla kesilmiyordu. Doğumundan çok sonra Bay Yıldırım’ın eşi sepsis enfeksiyonu sonucu öldü. Ben de annesinin yerini doldurmaya çalıştım. Anne sütüm olmadığından yulaf ezmesini çiğneyip balık yumurtasıyla karıştırır ve azar azar beslerdim.” Margaret’in sesi oldukça titremeye başlamıştı: “Bay Yıldırım son derece üzgün olsa da yine de tüm ekibe liderlik edebilmişti. Eğer bu metaneti olmasaydı, mürettebat aylarca sürecek bu uzun yolculuk sırasında dağılırdı. Ben de sadece içeride durup Şimşek’in büyümesiyle ilgilendim. Bay Yıldırım, Gölge Adaları’nı bulunca bu sefer sona ermiş oldu ve biz de Deniz Ejderi körfezine geri döndük. Bundan sonra da ben Fjordlar’dan ayrılıp Gökhisar Krallığı’ndaki Kral’ın Şehri’ne yerleştim. ”

 

“Ne karmaşık ve tesadüfi olaylar… Demek onunla bu kadar bağlantılıydınız. Peki şimdi Şimşek benim himayemde olduğundan dolayı ticaretimizde daha büyük bir indirim alabilecek miyiz acaba?” diyen Roland iki kez öksürdü. “Bayan Margaret artık biz eş dost sayılırız. Bu yüzden işimiz...”

 

“Majesteleri, işler bu şekilde yürümez.” diyen Margaret gülümsedi: “İş iştir. Bu bizim sarsılmaz ilkemizdir.”



 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18126 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr