Bölüm 148: Kral Şehri’nden Gelen Tüccar Part -1

avatar
1619 1

Release That Witch - Bölüm 148: Kral Şehri’nden Gelen Tüccar Part -1


 

Çevirmen: Lodos

Gökyüzü koyu bulutlarla doluydu. Nihayet Sınır Kasabası’na yağmur yağıyordu. Yağmur bardaktan boşalırcasına yağarken pencerelere çarpıyordu.

 

Bahar genellikle ıslak ve ılık bir mevsim olurdu. Ama buradaki durum öyle değildi. Şeytan Ayları’ndan sonra Sınır Kasabası’na neredeyse hiç yağmur yağmamıştı. Neyse ki tarım arazileri nehirin yanındaydı, böylece çiftçilerin ürünlerini sulaması oldukça kolay oluyordu. Şiddetli yağmur havadaki boğuculuğu ortadan kaldırmıştı. Bülbül, pencereyi açtığında odasına toprak kokusu doluşmuştu.

 

Uzaktan Shishui Nehri’nin yanındaki filizlenen ürünler görülebiliyordu. Ufuk bu bitmek bilmeyen buğday filizleriyle kaplanmıştı. Ve şimdi yağan yağmurla, akan kül rengi nehir suyunun aksine göz kamaştırıyorlardı.

 

Roland gerindi ve elindeki tüylü kalemi yerine bıraktı.

 

Bülbül: “Bitti mi?” diye sordu.

 

“Evet. Bu yeni silahın atış hızı çakmaklı tüfeklerden birkaç kat daha fazla.” diyen Roland, bir düzine plan kağıdını bir araya getirdi ve: “Ben bu silaha revolver tüfek diyorum. Bakmak ister misin?” dedi.

 

“Hayır.” diyen Bülbül ağzını bükerek: “Her halükarda anlamayacağım.” dedi.

 

“Bu sadece bir prototip. Namluyu kısaltırsam taşınabilir bir altıpatlar haline gelecektir. Tabii ki kullanıma koyabilmem için önce önemli bir teknik sorunu çözmem gerekli. Herkeste bu silah olduğu sürece artık Kilise’nin Yargı Ordusu’ndan korkmamıza gerek kalmayacak.”

 

“Normal bir kadının, tamamen donanmış bir adam kadar güçlü olacağını mı söylüyorsun?”

 

“Sadece bir tane de değil. Birkaç tane.” Roland zafer kazanmış gibi gülümüyordu: “Eğer şanslıysak, bu sayıyı beşe çıkarabiliriz.”

 

Bülbül inanılmaz derecede şüpheci görünüyordu. Bir şeyler söylemek üzereyken ofisin kapısı birdenbire çaldı,

 

“Majesteleri. Barov’un çırağı Kral’ın Şehri’nden yeni döndü. Ayrıca, güherçile satan bir tüccarı da yanında getirdi. Şu anda kale dışında sizi bekliyorlar.”

 

“Bakan Yardımcısı’nın çırağı mı?” diyen Roland bir süre düşündükten sonra konuyu hatırladı. Uzun Şarkı’ya saldırdığı sırada barutu tükeniyordu. Bu yüzden muhafızlarını Mağlup Ejder Sırtı’na ve Shishui Şehri’ne yeni güherçile tedarikçileri bulmaları için göndermişti. Barov’un çırağının hedefi Kral’ın Şehri idi. Yolculuğuna en son başlayan da oydu. Sonuçta, Kral’ın şehrinde her şey vardı. Yaz vakti yaklaşınca, güherçilenin üretimi hızla artıyor olmalıydı.

 

Roland, son gidenin iyi haberi getiren ilk kişi olmasını beklemiyordu. “Onları oturma odasına götür, orada olacağım.” diyen Roland gökyüzüne bakarak devam etti: “Mutfak personelinin birkaç tatlı hazırlamasını da iste.” 

 

Devamında arkasını döndüğünde, Bülbül’ü görememişti. Ama onun yanında olduğunu biliyordu.

 

 

Roland oturma odasına girdiğinde, güherçile satan tüccar muhafızın rehberliği eşliğinde salona doğru yürüyordu. Prens’e eğilmeden önce ıslanmış mantosunu ve hasır şapkasını çıkardı. “Ben, Kral’ın Şehri’nden Margaret Farman. Lütfen samimi dileklerimi kabul edin, Majesteleri.”

 

Roland tüccarın bir hanımefendi olduğunu fark edince şaşırmıştı. Bu çağda ticaret yapmak modern dünyada iş yapmaktan çok daha az güvenliydi. Çünkü tüccarların dolaşırken haydutlar ve mültecilerle sıkça karşılaştıkları gibi bir gerçek vardı. Yerel zorbalar ve yeraltı serserilerinin taciz etmesinden bahsetmiyordu bile. Bu yüzden de tüccarlıkta pek fazla kadın çalışmazdı.

 

Şimşek gibi Margaret de sarışındı. Ama onun saçları daha yoğun ve daha uzundu. Otuzlu yaşlarındaymış gibi görünüyordu. Muhtemelen halktan olmanın zorluklarını yaşadığı için de gözlernin etrafı ve alnı daha şimdiden kırışmıştı. Cilt rengi de Gökhisar Krallığı’nın halkından biraz daha koyuydu. İlk bakışta görünümü biraz sertti. Ama kum insanlarından değildi. Fjord’lu olduğu belliydi.

 

“Lütfen oturunuz.” diyen Prens oturmasını işaret ettikten sonra kendi koltuğuna oturdu ve: “Gökhisar Krallığı’ndan değilsiniz, değil mi?” diye sordu.

 

“Neden bunu sordunuz?” dedi Margaret gülümseyerek.

 

“Karasal ülkelerde böyle bir saç rengi çok nadir bulunur. Bildiğim kadarıyla, girdap denizinin karşısında yaşayan birçok insanda böyle güzel sarı saçlar olurmuş. Ayrıca... Fjordlu bir kaşif tanıyorum.”

 

“Gerçekten de bilgili bir kişisiniz. Fjord’luyum ama buraya geleli 10 yıldan fazla oldu. Halen Gökhisar Krallığı’nda yaşamaya da devam ediyorum. Bir yarımın da Gökhisar Krallığı’ndan olduğunu düşünüyorum.” dedikten sonra bir dakika durdu ve devam etti: “Kral’ın Şehri’nden ayrılmanız çok önce gerçekleşmiş bir olay değil. Belki daha önce başka bir yerde tanışmışızdır. Majesteleri’nin eskiden kaldığı şehirde yaşamaktan onur duyuyorum.”

 

Anlaşılan o ki, başarılı tüccarların hepsinde olağanüstü iletişim ve diplomatik beceriler vardı. Roland, Margaret’in kendisini şımartmaya çalıştığını biliyordu. Ama yine de yorumundan memnun olmuştu. İltifatına daldığı sırada Bülbül sağ omzunu büyük bir güçle sıkmıştı. Bu sefer gerçeği söyleyip söylemediğini belirlemesine gerek yoktu. Ama Bülbül görevini yapmak konusunda çok hevesliydi.

 

Margaret konuşmaya devam ediyordu: “Fakat kaşiflerden bahsettiniz. Bu unvan Fjords’larda oldukça saygındır. Muhtemelen bilmiyorsunuz ama Fjords’larda konutlar için uygun olan çok az sayıda toprak var. Gelgitlerle su sürekli olarak yükselip alçaldığından dolayı bazı adalar yükselen deniz suyu tarafından yutulur. Buna karşın bazı adalarsa sık sık alevler püskürterek duman çıkarır. Kayalar bile bu acayip sıcak olan koyu kırmızı nehirlere dayanamaz ve erir. Sadece yeni bir yelkenli yolu keşfetmiş olanlar ya da yaşamaya uygun yeni bir ada bulanlar bu unvanı kazanabilir. Sıradan insanlar kendilerine kaşif demezler.”

 

“Hahaha! Kendisine kaşif demekle kalmıyor. Hatta babasını şimdiye kadarki en büyük kaşif olarak görüyor.” diyen Roland bir gülümsemeyle başını salladı ve: “O sadece bir çocuk. Çocuklar kendilerini her zaman büyük bir insan gibi düşünmekten hoşlanırlar.”

 

“Fjords’daki çocuklar bile kendilerini kaşif olarak görecek kadar pervasız olmaz.” diyen Margaret kaşlarını çatmıştı: “Babasının kim olduğunu söyledi mi?”

 

Roland, Margaret’in gözleri önünde bir hata yaptığını fark etti. Fjorda’ki yerliler için “kaşif” kelimesi kutsal ve manevi anlamlar içeriyordu. Bu yüzden de bu kelime öylesine kullanılamaz gibi görünüyordu. 

 

“Babasının adı Gökgürültüsü.”

 

Margaret’in bu ismi duyur duymaz gözleri genişlemişti: “Bay Gökgürültüsüyle tanıştınız mı?”

 

“Hayır, ama kızını tanıyorum. Bu ismi önceden duymuş muydun?”

 

“Fjord’daki herkes bu ismi bilir! Bay Gökgürültüsü Çifttepe adasını, Deniz ejderi körfezini keşfederek yaşam alanımızı çok büyük derecede arttırdı. Ayrıca doğu kıyılarıyla ve Sonsuz Pelerin’in ayrıntılı bir haritasını da çizdi. Bu kıtada olan mevcut güzergahların %80’i de onun tarafından keşfedildi. Şimdilerde Fjord’daki her çocuk Bay Gökgürültüsü’nün yaptıklarını bilir. O Fijord’daki en büyük kaşiflerden biridir!”

 

“Ama fırtınada Gökgürültüsü’nün öldüğünü duymuştum…”

 

“Hayır, majesteleri. Gerçek bir kaşif fırtınaya kolayca yenilmez. Çok sayıda tehlikeyle karşılaştı ama her zaman kaçmayı başardı. Şu anda Bay Gökgürültüsü yeni ekibiyle bir yerlerde daha önceden yaptığı şeyleri yapıyor olmalı.” diyen Margaret biraz öne eğilerek: “Majesteleri, kızının nerede olduğunu biliyor musun?”

 

Roland, Şimşek’in babasının bu kadar iyi tanınan bir figür olmasına oldukça şaşırmıştı. Kadının anlattığı fantastiğe yakın hikayelerin hepsi gerçek miydi acaba? “Fırtınadan sonra Sınır Kasabası’na gelene kadar batıya doğru gelmek durumunda kalmıştı ve ben de onu içeriye aldım.”

 

“Kalenizde mi?” diyen Margaret kendini zor tutuyordu. “Acaba ben... Kızıyla tanışmak için izninizi alabilir miyim?”

 

“Eh, korkarım artık burada değil.” dedi Roland. Şimşek’in o sırada Saklı Orman da “hazine haritası” üzerinde işaretlenen kalıntıyı bulmaya çalıştığından oldukça emindi. “Pratik yapıyor... Yani orman keşif yeteneğini geliştiriyor. Eğer kalmayı düşünürseniz onu görebilirsiniz. ”

 

“O zaman lütfen davetsiz gelişimi affedin.” diyen Margaret başını salladı,

 

“Peki. Şimdi işe geçebilir miyiz?”

 

“Elbette Majesteleri.” diye gülümsemişti kadın.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr