Bölüm 146: İzleri Arayıp Bulmak Part -2

avatar
1498 2

Release That Witch - Bölüm 146: İzleri Arayıp Bulmak Part -2


 

Çevirmen: Lodos

Theo’nun bilinci yerine geldiğinde, boynunun arkası hala ağrıyordu.

 

Kahretsin! Kadın ona gerçekten de sert vurmuştu. Gözlerini açtı ve yavaşça hareket etmeye çalıştı. Ellerinin arkadan bağlandığını bacaklarınınsa oturduğu sandalyenin bacaklarına bağlandığını fark etti.

 

Aniden bir kadının sesini duydu: “Uyandı.”

 

“Adın ne?” Birisi öne doğru adım atarak Theo’nun çenesini kaldırdı ve: “Yalan söylememeni tavsiye ederim yoksa cesedini kalenin hendeğinde bulurlar.”

 

Theo yüzünü daha net görebilmek için gözlerini kırptı. Karşısındaki kadın yüzüne bir peçe takmış ve bir cübbe giymişti. Görünüşe göre dış görünüşünün gözükmesini istemiyordu.

 

“Theo.” Theo dürüstçe cevap verirken, aynı zamanda etrafına da gizlice göz gezdirdi.

 

Dar bir odaydı, bir zamanlar tek parça olan heykel kırık olduğundan dolayı etraf toz ve heykelin alçılarıyla kaplıydı. Büyük ihtimalle uzun zamandır terk edilmiş bir halde olduğundan dolayı da biriken toz ve alçılar kahverengiye dönmüştü. Oda penceresizdi. Bu yüzden de havayı göremiyordu. Ne kadar süre geçtiğini kestirmesi zordu.

 

“Mağlup Ejder Sırtı’ndan Gümüş Şehri’ne uzanan uzunca bir yol.” Kadın soğuk bir sesle devam ediyordu: “Neden bizi arıyorsun?”

 

“Ben sizi aramıyorum. Sizi arayan Cadı Birliği.”

 

“Birlik de ne demek?”

 

“Senin gibi cadıların toplandığı bir grup. Bana sadece haberleri yayma görevi verildi.”

 

“Saçmalık.” diyen kadın tersleyerek: “Adlarını nerede duydun bilmiyorum ama onlar Deniz Meltemi Bölgesi’nin doğusunda bulunuyorlar. Sırf rastgele bir şekilde isimlerini etrafa yaydığından dolayı sana inanacağımı mı düşünüyorsun?” diyen kadın belinden bir bıçak çıkardı. Theo dikkatli bir şekilde bakınca bunun kendi bıçağı olduğunu fark etti. 

 

“Sana son bir şans veriyorum, sabrımı zorlama!”

 

“Dediklerim doğru!” Bunu bağırarak söylemek istemişti ama o kadar cesur değildi. Zayıf bir sesle: “Aslında Geçilmez Dağ’a gidip Kutsal Dağ’ı bulmaya çalışıyorlardı. Ama Kutsal Dağ’ı bulamayınca Sınır Kasabası’na yerleşmek zorunda kaldılar. Yerleştikten bir süre sonra da Şeytan ısırığı belirtilerinin kaybolduğunu fark ettiler. Bunu anladıklarında da doğal olarak diğer cadıları kurtarmak istediler. Yemin ederim yalan söylemiyorum!”

 

“Öyleyse neden seni gönderdiler?”

 

“Çünkü onlara yardım etmiştim. Bir keresinde cadılardan birisi Kilise’nin yargı ordusu tarafından takip edilirken onların dikkatini dağıttım. Üstatları Cara. Ayrıca Wendy ve Scroll da var. Onlar istediler benim bu göreve çıkmamı!”

 

Açıklamasını dinledikten sonra yüzü kapalı olan kadın sessizleşti. Hançeri beline geri koydu ve arkasına doğru ilerledi. Biraz sonra Theo iki kadının fısıldadıklarını duyar olmuştu.

 

“Acemiler.” diye içinden düşündü: “Bu iki kadının gizlice yaptıkları saldırı oldukça iyiydi. Ama sorgulamaları tamamen acemiceydi.”

 

Sorgulamanın tabusu sadece bir seçeneğinin kalmış olmasıydı. Çünkü eğer bir cevap alamazsa bir seçim yapmak zorunda kalacaktı. Öldür ya da öldürme. Eğer öldürürse bu; bilgiyi kaybetmek ile eşdeğer olacaktı. Eğer öldürmezsen de sorgulamadaki tehdit unsurunu oldukça azalacaktı ve bu diğer sorularda da etkisini gösterecekti.

 

Eğer sorgulayan kişi kendisi olsaydı işkenceye parmaklarla başlardı. Her yalana bir parmağını keserdi ve kararında bir hata yaparsa bile büyük bir sorun olmazdı. Bu şekilde hareket edilirse tutsağın iradesi hızla yıkılırdı. Profesyonel olmayanlar bu sorgulamaya karşı yenik düşerlerdi.

 

Korkmuş gibi davrandığında karşısındaki cadı anında şüphelenmişti. Bu da yalan söyleyip söylemediğini tespit edemediğini gösteriyordu.

 

Cara, Kutsal Dağ ve Cadı Birliği gibi kelimeler inanılabilir ve orijinal bilgilerdi. Bu da ikna ediciliğini daha da güçlendiriyordu.

 

Maskeli kadınının bir kez daha önüne gelmesi fazla uzun sürmemişti: “Batı bölgesine ne zaman geldiler?”

 

“Şeytan Ayları’ndan iki üç ay önce. Kışın bitiminden hemen sonra da kasabaya geldiler ve ardından Kutsal Dağ’ı bulduklarını söylediler.”

 

“Kaç kişiler?”

 

“40 civarı. Bundan emin değilim. Cara dışında kendisini gösteren neredeyse hiç cadı yoktu.” Theo biraz daha bilgi eklemeye karar verdi: “Yılan Cadısı Cara. Onu duydunuz mu? Büyülü yılanları çağırabiliyor ve bunlardan birisinin ismi de ‘hiçlik’. Bu yılanıyla her zehri çabucak etkisiz hale getirebiliyor. Kendi gözlerimle gördüm, çok güçlüydü.”

 

“Cadılardan korkmuyor musun?” diyen kadının sesi biraz şaşırmış gibiydi,

 

“Neden korkayım ki? Cadılar çok güzel. Ayrıca şeytani canavarlar gibi pençeleri de yok. Üstelik insanlara da zarar vermiyorlar. Eğer onlardan korksaydım haberleri yaymak için hiçbir yere gitmezdim.”

 

“Birisi Sınır Kasabası’na gitti diyelim. Onlarla nasıl iletişime geçeceğiz?”

 

“Aralarından birkaç kişi büyüyü görebiliyor. Bu nedenle eğer bir cadı varsa onu bulacaklardır.”

 

Yüzü kapalı kadın Theo’nun arkasına doğru bakarak: “Gölge, ne düşünüyorsun?” dedi.

 

“Emin değilim.” diyen Gölge isimli cadı tereddüt ediyordu: “Ablamızı bekleyip daha sonra karar verelim mi? O ne yapacağını bilir.”

 

“Pekala.” diyen kadın başını salladıktan sonra temiz bir sandalye alarak Theo’nun önüne oturdu.

 

“Ablan kim?”

 

“Rehber.” Yüzü kapalı kadının tavrı öncekine göre yumuşaktı. Muhtemelen cadılardan korkmadığını söylediğinde, düşünceleri ve hisleri oldukça değişmişti: “Bizi buradan götürecek.” dedi.

 

“Ayrılacak mısınız? Nereye gidiyorsunuz?”

 

Cevap vermek yerine ‘hayır’ anlamında başını salladı.

 

“Sen Gümüş Şehri’nden bir cadı değilsin, değil mi?” diyen Theo konuşmaya devam etti: “Aksanın Kral’ın aksanıyla aynı değil. Gümüş Şehri başkentin yakınlarında. Bu yüzden de buranın sakinleri Kral’ın aksanını taklit etmekten gurur duyarlar.”

 

Bir anlığına tereddüt ederek: “B-Ben... Güneydenim.” dedi.

 

Theo kendi kendine düşünüyordu: “Krallığın dört bir yanından gelen cadılar burada toplanıyor ve yakında buradan ayrılacaklar. Onlar da kesinlikle bir cadı topluluğu. Cadı Birliği’nin önceden yaptığı gibi onlar da cadı toplamaya çalışıyorlar. Ama asıl soru: “Nereye gidecekler?”

 

O sırada, dışardan ayak sesleri duymuştu,

 

“Kız kardeşimiz geri döndü!” Gölge neşeyle bağırmıştı. Kapının açıldığını belirten gıcırdayan ses geldiğinde, Theo nefesini tuttu.

 

“Haberleri yaymak için yeraltı bağlantılarını kullanan kişi o mu?” 

 

Yeni gelenin sesi olgun ve katı bir ses idi: “Ona ne sordun?” dedi.

 

“Söylediği şeyler gerçek gibi görünüyor.” dedi yüzü kapalı kadın ve sorgulamayı anlatmaya başladı: “Cadı Birliği ile temas halinde olmasaydı açıklamaları bu kadar net olmazdı.”

 

“Evet, bu doğru,” diyen kadın Theo’nun önüne doğru ilerledi. Maskeli kadın ile arasında büyük bir fark vardı. O yüzünü saklamıyordu. Uzun siyah saçları beline varmıştı ve yirmi beş yaşlarındaymış gibi görünüyordu. En ilginç yanıysa gözleriydi. Göz bebekleri altın rengindeydi. Tıpkı geceleri gökyüzünde parıldayan yıldızlar gibiydi.

 

“Cadı Birliği gerçekten Kutsal Dağ’ı bulmuş olsaydı insanları haber yaymak için bu şekilde göndermezlerdi.” dedi başını sallayarak: “Bu sadece Kilise’nin ilgisini çeker çünkü. Ve Sınır Kasabası’ndan hızla ayrılmazlarsa büyük bir tehlike içerisine girerler.”

 

“O zaman... Ne yapmalıyız?” diye sordu Gölge.

 

“Gemi gece yarısı gelecek. Sadece cadı olarak siz yoksunuz. Bu yüzden bir an önce gitmeniz gerek.” dedi kadın. Tereddütsüz bir şekilde konuşmasına devam etti: “Sana gemiye kadar eşlik edeceğim. Cadı Birliği konusunda ise...” Siyah saçlı kadın hala sandalyeye bağlı olan Theo’ya baktı ve: “Lütfen benim için Tilly’ye birkaç gün sonra geleceğimi ve belki de beraberimde birkaç cadı da getirebileceğimi söyle.” dedi

 

“Onunla Sınır Kasabası’na mı gideceksin?” diyen Gölge şaşırarak sormuştu: “Ama ya bu bir tuzaksa...”

 

Siyah saçlı kadın gülümseyerek cevap verdi: “Öyleyse kendilerini öldürmüş olurlar.”



 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr