Bölüm 145: İzleri Arayıp Bulmak Part -1

avatar
1573 2

Release That Witch - Bölüm 145: İzleri Arayıp Bulmak Part -1


 

Çevirmen: Lodos

Theo, Meyhane’ye girdiğinde burnuna alkolle karışık boğuk nemli bir koku geliyordu.

 

Loş ışıkta üst bedenleri çıplak ve terli bir grup insan görmüştü. Masanın etrafında oturup birbirlerinin bardaklarına ucuz biradan dolduruyorlar ve yüksek sesle konuşup gülüyorlardı. Çok geçmeden dekolteli bir kıyafet giymiş hizmetçi hepsine yeni biralar getirmişti.

 

Etrafına baktı ve bir süre sonra hedefini buldu. Köşede oturan ufak bir adamdı. Masasında solmuş yabani bir gül vardı.

 

Adamı fark ettikten sonra Theo bara gitti. Kendisine bir bardak bira aldı. Biranın acı lezzetini yavaşça tadarken küçük adama ilgiyle bakan başka gözlerin olup olmadığını görmek için etrafı gizlice gözden geçirdi. Sonuç çok tatmin ediciydi. Bazen köşeye bakan bazı kişiler olsa da çoğu kasıtsız hareket ediyorlardı. Sadece bir kişi vardı. Merkez masada oturuyor ve birasını içerken köşeyi durmadan dikizliyordu.

 

Klasik sokak sıçanlarının kullandığı bir gözcü bir de iş yapanın olduğu bir taktik idi bu. Theo biliyordu böyle numaraları. ”Bir bardak daha.” diye bağırdı: “Buzlu olsun.”

 

“Efendim, soğuk biranın fiyatı iki katıdır.” diye hatırlattı barmen.

 

Theo kraliyet gümüşlerini attı ve: “Ne kadar soğuk, o kadar iyi.” dedi.

 

Theo köpürmüş birasını tutarak küçük adamın karşısına geçti ve masanın üzerindeki gülün üzerine döktü. Soğuk bira gülün yapraklarından aşağı akıyordu. Adam başını kaldırdı ve merakla: “İyi bir birayı içmek yerine masaya döküyorsun. Delirdin mi sen?” dedi.

 

“Güle saygımı gösteriyorum” dedi Theo gülümseyerek: “Ben de seni arıyordum.”

 

Adam kaba bir sesle: “Müşteri olan sensin. Devam et, sana nasıl yardımcı olabilirim? İpuçları, hırsızlık, kaybolan eşyaları bulmak ya da çalıntı mallardan kurtulmak. Hangisi?”

 

“Hiçbiri. Bana bir söylenti yaymak konusunda yardım etmelisin.”

 

Kafasını sallayan adam: “Bu Yabani Gül’ün iş kapsamında değil.” dedi.

 

“Hayır, hayır, hayır. Bence sen kraliyet altınlarıyla ödenecek her şeyle ilgileniyorsun.” diyen Theo parmağını ona doğru salladı ve devam etti: “Genç adam, ben tecrübesiz biri değilim. Avın yakalanması için bazen bir yem gereklidir. En iyi yem de söylentidir. Arkasında hiçbir iz bırakmaz.”

 

“Bu oldukça mantıklı.” dedi karşısındaki adam gülümseyerek: “Yabani Gül dışında başka birisine de böyle bir teklifte bulundunuz mu?”

 

“Tek başınıza halledebileceğinizi biliyorum. Sonuçta burası küçük bir yer. Diğerlerinin isimleri de sizin kadar zarif değil. Aynı zamanda pek yetenekli de görünmüyorlar.”

 

“Buradaki iş olanağı çok az. Bu nedenle doğru işi bulmak çok zor. Gümüş Şehri’ndeki rekabet oldukça şiddetli.” diyen adam gülü kaldırarak salladı. Bira tamamen akıp gidince de cebine koydu: “Söyle bana, nasıl bir dedikodu yaymamızı istiyorsun?”

 

“Cadılar hakkında.” diyen Theo gülümsedikten sonra açıklamasına devam etti: “Cadı Birliği adlı bir organizasyon Batı bölgesindeki Kutsal Dağ’ı bulmuş durumda. Böylece de şeytani acıdan kurtularak, sonsuz huzuru elde etmişler.”

 

“Kardeşim, bu haberler gerçekten...” Küçük adam dudakları şapırdatarak konuşuyordu: “Modası geçmiş şeyler. Eğer birini kandırmaya çalışıyorsan, dedikodu az da olsa inanılabilir olmalı. Tahmin edeyim. Ya bir cadı kaçırmayı ya da Kilise’ye karşı bir duruş sergilemeye çalışıyorsunuz. Eğer ikincisi ise Yargı Ordusu sizi yakında avlayacaktır. Bu yüzden ilk tahminimin doğru olduğunu düşünüyorum.” Sonra nazik bir şekilde gülümseyerek devam etti: “Cadıları yakalamak ve para karşılığında satmak isteyenlerin bildiğim kadarıyla tamamı öldü. Hepinizde Tanrı Gözü’nün İntikamı olsa da, bu kadınlar aptal değil.”

 

“Peki neden modası geçmiş?” diye Theo merakla sordu,

 

“Cadılar tarafından organize edilen birlikler tıpkı karanlık gökyüzündeki ay gibidir. Eğer bu doğruysa, Kilise kesinlikle oraya giderdi. Ve ben eğer bir cadı olsaydım o yere kesinlikle gitmezdim. Eğer yalansa da, oraya gitmek için de zaten bir nedenim olmazdı. Şeytani acıya gelince, kardeşim, ciddi misin? Cadılar Şeytan’ın somut bulmuş halidir. Bu cadıların bile dalga geçeceği kadar büyük bir yalan.”

 

Theo cevabını ciddiye almayarak: “Sadece dediğim gibi söylentiyi etrafa yay.” dedi.

 

“Sonuçta müşteri son sözü söyler.” diyen küçük adam omuz silkerek: “Neyse, sana hatırlatmak zorundayım ki, bunun bedeli 20 kraliyet altını.”

 

“Tek ödeme mi?”

 

“Evet, Yabani Gül teminat ya da son ödeme kabul etmez. Ticaretimiz tamamiyle samimiyete bağlı.”

 

Theo iç çekerek cebinden küçük bir para çantası çıkardı. Ters döndürerek 19 kraliyet altınını masaya döktü. Ardından kemerinden, içinde tırnak boyutundaki gümüşlerde dolu para çantası çıkarttı ve 100 gümüşü sayarak genç adamın önüne itti. Küçük adam sadece kraliyet altınlarını kontrol ettikten sonra tüm parayı kendi para çantasına yerleştirdi.

 

“Haberler cadıların kulağına ulaşacak mı?”

 

Parasını aldığı anda küçük adam çok dostane bir tavır takınmaya başlamıştı: “Görevi kabul ettik. Yabani Gül’ün kabul ettiği işleri yapmaması imkansızdır. Daha önce de söylediğim gibi, Gümüş Şehri’ndeki rekabet çok çekişmeli. Müşterilerimizi aldatmaya çalışırsak veya onlara bir şey olursa itibarımız kesinlikle zedelenir. Hızlıca batıya doğru dönmek istemiyorsan ve birisinin yemi yutmasını bekliyorsan önümüzdeki birkaç gün boyunca burada kalabilirsin. Haberlerin yayıldığını duyman fazla uzun sürmez.”

 

“Tabii ki, eğer söylentiye inanırlarsa. Kısa kesiyorum. Avınızda başarılar dilerim ve eğer bir tanesini yakalarsanız, Kilise’ye götürmeyin. Onları soylulara satarak daha fazla para kazanabilirsiniz. Doğru kişiyi bulamazsanız veya Kilise tarafından bulunmaktan korkarsanız, her zaman bize gelebilirsiniz Sizden sadece küçük bir ücret alırız.”

 

Küçük adam ayağa kalktı ve para çantasını alarak uzaklaştı. Gözcü olan adam da aynı anda kalkmış ve peşinden gitmişti. 15 dakika bekledikten sonra birasında kalan son yudumunu içti ve meyhaneden bir hıçkırıkla çıktı.

 

Majesteleri’nin görevi şimdi bitmişti. Theo nerdeyse her şehri gezmişti. İlk önce Mağlup Ejder Sırtı’na sonra Shishui Şehri’ne gitmişti. Son olarak da Gümüş Şehri’ne gelerek karanlık sokaklardaki sıçanları bulup haberleri yaymıştı. Her şehirde böyle gizli organizasyonlar vardı. Hatta Kral’ın Şehri’nde bile vardı. Bu organizasyonların yapabilecekleri, söylentilerden çok daha fazlasıydı. Ayrıca asla yasal yollara da başvurmazlardı. Kapsam genişlikleri ise müşterisinin altınlarının miktarına bağlı olurdu.

 

Tek zorluğu sıçanlarla bağlantı kurmaktı. Çünkü dışardan gelen biri olarak onların güvenini kazanmak zorundaydı. Deneyimini kullanarak bu işi halletse de konuşmak için zaten 5 altın ödemişti. Theo içinden buna üzülüyordu. Ayrıca Kral’ın Şehri’nde bu tür deneyimler elde etmemiş olsaydı hala Mağlup Ejder Sırtı’nda debeleniyor olurdu.

 

Otele doğru yürürken garip bir şey sezmişti.

 

Takip ediliyordu.

 

Karşı taraf çok ustalıkla hareket etse de, uzman bir muhafız olduğundan dolayı onun varlığını fark etmişti. Belindeki hançeri sessizce çekti ve bir sokağın girişinin kenarına saklandı.

 

Bu Yabani Gül müydü? Karşı tarafın ilgisini çekmemek için bilerek geriye kalan parayı gümüşle ödemişti. Genelde işi aldıkları müşteriden, sadece biraz daha fazla kraliyet gümüşü alabilmek için yağmalamaya gelmezlerdi.

 

Duvara yaslandı. Gittikçe yaklaşan adımları saydı. Karşısındaki kişi sokağa dönmek üzereyken aniden fırladı. Hançeri hızlıca karşındaki kişinin boynuna doğrulttu.

 

Bağırdı: “Kımıldama!”

 

Karşısındaki kişi aniden sise dönüşerek gözden kayboldu.

 

Bir cadı idi! Bunu anladığı anda hemen bağırmaya çalıştı. Ama boynunun arkasına şiddetli bir darbe aldı. Başı döndükten sonra da tüm gücünü kaybedip yere düştü.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18422 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37653 Bölüm Sayısı


creator
manga tr