Bölüm 141: Öpücük

avatar
1767 3

Release That Witch - Bölüm 141: Öpücük


 

Çevirmen: Lodos

Geceleyin Roland ofisinde yeni ekipmanları tasarlamaya başlamıştı.

 

Hapın Berrak Su Limanı’nda ortaya çıkmasıyla Roland, büyük bir krizin içindeymiş gibi hissediyordu. Kilise’nin neden aynı anda hem kendisine hem de Garcia’ya destek verdiğini düşünmesine gerek bile yoktu. Garcia’nın binlerce kişiden oluşan ordusu yüzünden zaten yeterince dehşete düşmüştü.

 

Binlerce çeliklere bürünmüş savaşçılar süvari hızında koşup durdurulamaz bir şekilde hücum ettiğinde, Roland’ın onları zayıf ateş hattıyla durdurması çok zor olacaktı. Hücum eden askerlerden sadece birisi bile gelse Birinci Ordu’ya ağır bir hasar verebilirdi.

 

Neyse ki bu hap, yaralanmalara karşı dokunulmazlık sağlamıyordu. İlacı tüketenlerin bedeni hala etten ve kandandı.

 

Roland’ın ihtiyaç duyduğu şey daha hızlı ve daha hassas silahlardı. Bu sayede düşmanlarına daha da uzaktan sürekli ateş edebilirdi. Ayrıca Cıva fülminat olmadan barut üretmenin yolunu da bulmalıydı. Bu yüzden olası bir kriz sırasında mücadele edebilmek için birkaç alternatif ekipman parçaları üretmeye karar vermişti.

 

Anna’nın yeni yeteneği ona büyük bir güven veriyordu. Şimdilerde bir plan çizebildiği sürece Anna inanılmaz bir kesinlik ve şaşırtıcı bir verimle silah üretebiliyordu. Geçmişte çakmaklı tüfek parçalarını demircilerin çekiçleriyle dövmesine güvenirken şimdilerde Anna tek başına parçaları bir araya getirip şekil verebiliyordu.

 

Eğitimin evrenselleştirilmesi, ağırlık ve ölçülerin standartlaştırılması gibi etmenler sanayiye geçiş için bir hazırlıktı. Ama bu bazı kısa yolları da kullanmayacağı anlamına gelmiyordu. Anna’nın yeni yeteneğiyle artık bir altın madeni vardı. Erişebileceği imkanlar sınırsızdı. Son günlerde Roland her öğleden sonralarında siyah ateşin kullanımıyla ilgili araştırma ve denemeler yapmak için Anna’yla birlikte Kuzey Yamaç Dağı’na gidiyordu. Bunun için vakti olmadığında Anna’dan yeteneğini kontrol edebilmesi için küçük cadı bebekler yapmasını istiyordu.

 

İnsan figürlerini yaparken bir amatör gibi olmasına rağmen Roland, kitaplığının muhtemelen küçük cadı bebekleriyle dolacağını düşünüyordu.

 

Çelik bir cetvel çıkardı. Ardından parşömenin üzerine bastırarak, iki çizgi çizdiği sırada birisinin kapısını çaldığını duydu.

 

Kapıya varır varmaz kim olduğuna dair bilgi vermediğinden dolayı gelenin bir muhafız olmadığından emindi. Muhtemelen cadılardan birisi diye tahmin ediyordu. O anda çoğu cadı birinci kattaki salonda olurdu. Scroll onlara dört işlemle, kelimeleri okumayı öğretiyordu. Derslere katılmayıp onu şu anda ziyaret edebilecek tek bir kişi vardı.

 

“İçeri gel.”

 

Kapıyı itip odaya giren kişi Anna idi.

 

Kapıyı yavaşça kapattı. Ardından Roland’ın masasına kadar yürüdü. Kollarının arasında kenarları altın işlemeli bir kitap vardı.

 

Scroll’un günde sadece bir kez kullanabildiği İllüzyonlar kitabını ödünç alabilmesi ayrıca bunu dersinden önce alması Anna’nın çok sosyal biri olmadığı düşünüldüğünde biraz garip idi doğrusu. Anna’nın arkasında sanki kuyruğuymuş gibi onu takip eden Nana aklına gelmişti. Belki de Anna cadıları çeken bir cazibeyle doğmuştu.

 

“Sorun ne? Anlayamadığın zor bir soruyla mı karşılaştın?”

 

“Evet.” diyen Anna başını salladı ve kitabı Roland’ın önüne açtı: “Burası Majesteleri. Bu dünyadaki her şeyin küçük toplardan oluştuğunu ve bu topların hepsinin birbirinden farklı olduğunu, devamında da bunların bir dalga hali aldığını söylemiştiniz. Dalga nedir?”

 

“Taşı suya attığında oluşan titreşimler bir dalga oluşturur.” Prens devam etmeden önce iki kez öksürdü: “Bu bir kavramdır, gözlemleyebilirsin. Ama çok da derin araştırmana gerek yok.”

 

“Neden?”

 

‘Çünkü ben de daha fazlasını bilmiyorum.’ diye düşünen Roland gülse mi ağlasa mı bilemiyordu. Kuantum fiziği gizemli ve hala tam olarak keşfedilememiş bir konuydu. Ayrıca bilmediği şeyleri kitaba koymayacaktı. Bu doğruydu ve yüksek sesle söyleyemezdi. Bunun yerine elinden geldiğince açıklamaya çalıştı: “Bu topların hem dalgalanma hem de madde olarak kalma özellikleri var. Ayrıca biz de küçük toplardan oluşuyoruz. Tek fark vücudumuzun kalitesinin çok daha yüksek olması. Bu yüzdendir ki dalgalanmaların izlenmesi zorlaşıyor. Daha da derin nedenleri keşfedebilmemiz için birçok insan kuşağının gelip geçmesi gerekli. Bu olay mantığımıza biraz ters olduğundan dolayı anlaşılması çok zor olabilir. Çünkü üç boyutlu dünyamızın içinde dört boyutlu bir boşluk hayal etmek zor olacaktır. Yani bu yüzden bunun hakkında endişelenmene gerek yok.”

 

Anna’nın dudakları Roland’ın açıklamasından memnunmuş gibi kıvrılmıştı. Daha sonra tekrar soru sordu: “Dört boyutlu alan nedir?”

 

“…”

 

Anna’nın soruları bitene dek konuşmaktan dolayı Prens’in ağzı kurumuştu. Anna’nın merakını ve bilgi açlığını hafife almıştı. Eğer bu şekilde devam ederse yakında ona öğretilecek bir şey kalmayacaktı.

 

Özellikle Roland, matematikteki ilerlemesini sorduğunda ona sakince bir cevap vermişti: “Bunlardan çok daha kolay. Şu anda denklemlere ve matrislere çalışıyorum. Onlar da aynı şekilde epey ilginç.”

 

Çok daha kolay ve epey ilginç... Roland aniden insanlar arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu hissetmişti. Bu ne kadar sürmüştü? Matematiğin temellerinden denklemlere geçmişti. Şimdi ise matrislere çalışıyordu. Zaten bundan sonrası türev ve integraldi. Bir okulda olsaydı Anna korkunç derecede hızlı öğrenen bir öğrenci olurdu.

 

Dahası güzel de bir öğrenci ve kitap kurdu idi.

 

Roland, kitabı okuyan Anna’ya büyülenmiş bir şekilde bakıyordu. Saçını güzel bir şekilde toplamış olsa da saçları arada sırada yanaklarına düşüyordu. Bunu gören Roland düşen saçını kulaklarının arkasına almasına engel olamamıştı.

 

Anna başını çevirmiş ve gözlerindeki gülümsemeyle Roland’a bakmıştı. Turkuaz göz bebekleri artık su gibi sakin değildi. Sanki dalgalanıyordu. Anna bir şey söylemek için ağzını açana kadar birbirlerinin gözlerine bakmışlardı. Sesi çıkmasa da Roland dudaklarına bakarak ne demek istediğini anlamıştı.

 

“Bülbül şu anda burada değil.”

 

Bu kelimelerin anlamı bundan daha net olamazdı. Roland, anlamamış gibi yapmanın aptalca olacağını düşünüyordu. Oda tamamen sessizdi. Anna’nın nefesini ve kalp atışlarını duyabiliyordu.

 

Roland kendisini tutamıyordu. Yavaşça ona yaklaşmaya başlamıştı. Anna gözlerini kapatmıştı. Yanakları da kızarmaya başlamıştı. Vücudundan gelen hafif güzel bir koku vardı. Sonunda dudakları birleşmişti.

 

Bu yumuşak temasta Roland kendini kaybetmişti. Sanki zaman durmuştu. Dudakları birbirinden ayrıldığında ne kadar zaman geçtiğini anlayamamıştı.

 

Anna, Roland’a birşey söylemesi için şans bile vermeden parmaklarının ucunda yükselmişti ve dudakları tekrar buluşmuştu.

 

 

“Hey hey!” Gizemli Ay, yatağında ayaklarını çaprazlayarak derin bir meditasyona girmeye çalışıyordu. Kollarını kaldırmış bir şekilde bu sözcükleri tekrarlıyordu.

 

“Deli misin?” diyerek kaşlarını çatan Lily o sırada ıslak saçlarına havlu sarıyordu.

 

“Kendimi parçacıkların bir birleşimi olarak düşünmeye çalışıyorum.” diyen Gizemli Ay gözlerini açtı ve: “Ben bir parçacığım.”  dedikten sonra eliyle Lily’yi göstererek: “Sen de öylesin!” dedi.

 

“Çıldırmışsın.” diyen Lily gözlerini yuvarlayarak, yumuşak yatağına çıktı.

 

“Evet, işe yaramıyor.” dedi Gizemli Ay iç çekerek: “Etrafımdaki her şeyin parçacıklardan oluştuğunu düşündüm. Ama neden Anna’nın yaptığı gibi yeni bir yetenek geliştiremiyorum?”

 

Lily bir tahmin yürüterek: “Çünkü inanmıyorsun.” dedi.

 

“Hayır, inanıyorum.”

 

“İnanmıyorsun.” diye kafasını salladı Lily ve devam etti: “Kendimizi kandıramayız... Anna’nın neden Roland’a başından beri koşulsuz bir şekilde güvendiğini bilemesem de senden çok daha akıllı olduğu kesin. Ayrıca bu, yeni yeteneğini kazanmasındaki başka bir önemli neden.”

 

“…”

 

“Her neyse fazla hayal etme, iyi geceler.” dedi Lily omuzlarını silkerek,

 

“Böyle bir yeteneğinin olmasını istemez misin?” dedi Gizemli Ay dudaklarını bükerek: “Roland için daha fazla çalışabilmek istiyorum.”

 

“Yiyecekleri daha uzun süre taze tutacak bir yetenek geliştirmek mi?” diyen Lily esneyerek: “İlgilenmiyorum. Ayrıca, neden onun için daha fazla çalışmak istiyorsun ki? Erkekler kalpsiz ve maymun iştahlılar. Echo da buna bir örnek.” dedi.

 

“İlgilenmediğini söylüyorsun ama sınıfta çok dikkatlisin.” dedi Gizemli Ay hafifçe fısıldayarak: “Yaprak’tan sonraki en ciddi öğrenci sensin.”

 

Lily yastığını aldı ve onun yüzüne vurdu: “Uyuuu!!”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr