Bölüm 132: Elk Ailesi’nin Şövalyesi Part -1

avatar
1686 1

Release That Witch - Bölüm 132: Elk Ailesi’nin Şövalyesi Part -1


 

 Çevirmen: Lodos

Prius beş gündür hücredeydi.

 

Eviyle hücre arasında bir fark yoktu. Tahta kapısının yerini ahşap parmaklıklar almış ve tüm mobilyalar evden çıkarılmıştı. Yalnızca birkaç battaniye kalmış gibiydi. Hücrenin, odasından üstün olduğu tek tarafı yağmur için gözeneklerinin olmamasıydı.

 

Prius’a ek olarak, dört mahkum daha vardı. Üçü eski Dük’ün ailesinden diğeri Kurt Ailesi’nden ve de kendisi yani Prius da, Elk Ailesi’ndendi.

 

Dük’ün muhafızlarından biri bağırdı: “Bizi gerçekten de burada kilitli tutmak istiyor! Topraklarımdaki bölgelere buğday bile ekilmedi! Ve benim karım bazı şeyleri nasıl idare edeceğini dahi bilmiyor.”

 

“Toprakların?” Kurt Ailesi’nin genç şövalyesinin sesindeki küçümseme çok belirgindi: “Prensin senin şövalye olarak kalmana izin vereceğine gerçekten inanıyor musun? İstediğin zaman intikamını alabilecek olma ihtimali için sana at, zırh ve silah mı sağlayacak? Bizi darağacına göndermediği sürece bile büyük bir lütuf işlemiş olacaktır.

 

“Ne dedin sen!” diyen Eski şövalye öfkeyle ona doğru baktı.

 

“Sana gerçekleri söylüyorum.dedi genç şövalye açıklamasına devam ederek: “Dük, birinci dereceden suçlu olmayı göze alıp tahtın aleyhinde bir isyan başlattı. Seçkin şövalyelerinin hepsini yanına aldı ve yanında sadece oğlunun durmasına izin verdi. Biz de doğal olarak Dükün savaşı için onu takip etmeye zorlandık.”

 

Canına mı susadın be adam!” Bunları duyan eski şövalye aniden yanına giderek, genç şövalyeyi tutup havaya kaldırmıştı. Sağ elini yumruk haline getirip tam vuracağı sırada aniden arkasından birisi yumruğunu sıkıca yakaladı.

 

“Elini yerinde tut Halon. Muhafızların gelmesinini mi istiyorsun?” Havadaki yumruk genç, yakışıklı bir şövalye tarafından yakalanmıştı: “Dedikleri doğru, biz Dükün emrindeki şövalyelerdik. Bu nedenle eğer suçumuz kabul edilirse ağır bir cezaya çarptırılmamız da olası. Elk Ailesinin şövalyesine bir bak. Sakince sonucu bekliyor. Sence sergilediğin tavırlar doğru mu?”

 

Prius bu adamı hemen tanımıştı. Uzun Şarkı’daki bütün şövalyelerin yıldızıydı. Ferlin Eltek. Ayrıca takma ismi de Günışığı idi. Birçok soylu ailenin genç leydilerinin kalbini çalmıştı. Orada burada biraz vakit geçirip sonunda bir yere yerleştiğinde, halktan biriyle evlenmiş ve bu yüzden de birçok hararetli tartışmaya yol açmıştı. Adı geçtiğinden, şimdi sessiz olmamasını gerektiğini düşünmüş ve onlara seslenmişti: “Topraklarınıza ne olacağını bilmiyorum ama Prensin bizi öldürmeyeceğinden eminim.”

 

Neden?”

 

“Bizi kalede öldürseydi caydırıcı bir etki elde ederdi ama bizi Sınır Kasabasına getirmek için bu kadar uğraştıktan sonra neden bizi burada öldürsün ki? Sivilleri etkilemek için mi?” diyen Prius başını iki yana sallayarak: Savaş sırasında, kasabanın içine bir adım bile atamadık.”

 

Hiç kimseye saldırmamış, evlerini yakmamış veya yağmalamamışlardı. Kasaba halkı onlara karşı bir nefret besliyor olamazdı. Bu nedenle de Prens kalede kaldığında bizi öldürmediğinden, burada yani Sınır Kasabası’nda da bizi öldürmeyecektir. Bunu bir anlığına düşünen Eltek isimli şövalye, onaylayarak başını salladı ve: “Söyledikleriniz mantıklı geliyor. Adınızı öğrenebilir miyim lütfen, bayım?” dedi.

 

“Prius Dessau.

 

“Ümit verici sözleriniz için teşekkür ederim, Sör Dessau.” diyerek teşekkür eden Ferlin, kolundan Halon’u kavramış ve onu başka bir köşeye götürmüştü.

 

Kurt Ailesi’nin genç şövalyesi de geri çekilip duvara yaslanmış ve mırıldanmaya başlamıştı.

 

Prius korkmuyor gibi gözükse de sadece dışarıdan öyle idi.

 

Prius kendisinin şövalyeliğe uygun olmadığını biliyordu. Babasının cesaretini veya annesinin bilgeliğini miras alamamıştı. Kılıç yerine topraklarıyla ilgilenmeyi tercih etmişti. Örneğin, tavuk ve ördekle ilgilenmek, gölette balık tutmak gibi. Elk Ailesi’nin Kontu için savaşmak zorunda kalmıştı. Avlanmaktan da hoşlanmıyordu. Veya insanları öldürmeyi hiç düşünmezdi. Savaş sırasında Prius her zaman başkalarının arkasında saklanmıştı. Hayatta olduğuna hala şaşırıyordu.

 

Dur bir dakika... Savaşı düşündüğünde, bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti. Dük’ün şövalyelerinin yıldızı olan Eltek nasıl olmuştu da hala hayattaydı? Saldırıya liderlik edenlerden biri değil mi idi?

 

“Majesteleri sizleri görmek istiyor. diye aniden kapıdan bir muhafız bağırmıştı: “Sirius Daly, benimle gelecek ilk kişi sensin.” İsmini işiten genç bir şövalye ilerlemiş, diğerlerine elvada anlamında elini sallayarak hücreden çıkmıştı.

 

“Hey, biz de gitmek istiyoruz!”

 

Muhafızlardan biri Halon’un kapıya yöneldiği görünce, silahının kör tarafıyla Halon’u durdurmuştu. Kapıyı kilitledikten sonra bir kez daha hücreye dönmüş ve soğuk bir ifadeyle: “Endişelenme, sıranın gelmesi fazla uzun sürmeyecek.” demişti.

 

Yakında kendi duruşmasının zamanının geleceğini anlayan Prius her geçen dakika daha da geriliyordu.

 

Daha önce duruşmaların biraz yavaş geçtiğini düşünürdü. Ama şimdi bugün, nihayet vakit geldiğinde onu bir korku tutmuştu. Prius öfkeyle bunları düşünürken arada bir vücudunun titremesine de engel olamıyordu. Her an kapıya bakıyordu. Sanki ilk çocuğunun doğmasını bekliyormuş gibiydi. Umut ve panik hissi aynı anda bastırıyordu.

 

Neyse ki o kadar uzun beklememişti. Mahkumlara eşlik etmekten sorumlu olan muhafızın tekrar gelmesi yaklaşık yarım saat sürmüştü ve: “Prius Dessau, senin sıran.” dedi.

 

Panikle yerinden zıplayan Prius’un ayağı kazara yere serilen battaniyelere takılmıştı. Ama bunu fark eden Eltek bir adım atarak onu desteklemiş ve yere düşmesini önlemişti.

 

“Te- Teşekkür ederim.” Bu kelimeler Prius’un boğazına takılmıştı.

 

Önemli değil.” diye rahatlatıcı bir sesle konuşan Eltek, Prius’un gerginliğini biraz da olsa alabilmişti.

 

Ferlin’e doğru bir kez daha minnetle başını sallayan Prius hücreden çıkarak muhafızı takip etti.

 

Yola liderlik eden genç adam yaklaşık on yedi yaşında gibi gözüküyordu. Elinde garip bir silah varken koyu kahverengi bir deri zırhla, çizme giyiyordu. “Ellerimi bağlamanıza gerek yok mu?” diyen Prius’un kafası karışmıştı.

 

“Sizi içeri tıkmadan önce zaten kapsamlı bir şekilde üzerini aradık, silahsız bir şekilde ne yapabilirsin ki?”

 

“Beni nereye götürüyorsun?”

 

“Majestelerinin kalesine.”

 

“Önceki adama ne oldu? O şövalye nasıl?”

 

Muhafız omuzlarını silkmiş ve bir cevap vermemişti.

 

Belki başına ne geldiğini bilmiyordu belki de ona söylemek istemiyordu. Başka bir cevap alamayacağını anlayan Prius, çenesini kapatmıştı.

 

Prius, muhafıza baktığında çok garip hissediyordu. Muhafız giyinimli sıradan bir sivil gibi görünüyordu. Ama şövalyelerle yaptığı konuşmada en ufak bir korku belirtisi bile göstermemiş ve en temel bir saygı ifadesi bile kullanmamıştı.

 

Ama gözlerinde bir ifade vardı. Prius hayatta kalmak için savaşan birçok insanın gözlerini görmüştü. Hepsinin gözleri sert ve ilgisizdi. Tıpkı ruhsuz bir cesedin gözleri gibi. Ama bu genç adamın gözlerinde kibir ve gurur görüyordu. Bir sivil olduğu apaçık belliydi. Ama tam teşekküllü bir şövalyeyle tıpatıp aynı gururlu tavırları sergiliyordu. Bu aşırı zıtlık Prius’u kafasını karıştırmıştı.

 

Bu tipte bir insan nerede yetişmiş ya da ne yaşamış olabilirdi ki?

 

Prius yürürken çevresini inceliyordu. Daha önce Sınır Kasabası’na hiç gitmemiş olsa da ne kadar çorak ve ıssız bir yer olduğunu önceden duymuştu. Ama kasabadan aldığı canlılık, daha önce kafasında oluşturduğu düşüncenin tamamen zıttı idi. Her sokakta insanlar gelip gidiyorlardı ve hepsi de hızlı bir şekilde hareket ediyordu. Sanki tüm kasaba meşgulmüş gibi bir izlenim almıştı Prius. Zaman zaman kendisine eşlik eden genç adamla aynı giysiler giyen insanlar da görüyordu. Herkesin yüzü pembe ve ruh doluydu. Sanki Şeytan Ayları’nın çilesini çeken onlar değillerdi.

 

Kale bölgesinin yakınlarında, 100’den fazla insanın bir araya geldiği bir alan gördü. Öyle görünüyordu ki; bu insan grubu konut inşaatlarından sorumluydu. Ama birden fazla yapı yaptıklarını fark etti. Evleri inşa etmek için ihtiyaç duydukları malzemeleri düzgünce bir kenarda toplamışlardı. Ayrıca çok sayıda pişmiş tuğla da vardı.

 

Genelde sadece soylular bu pahalı malzemeyi kullanmayı tercih ederdi. Ama bina bir asil çok küçük görünüyor idi. Önceden inşa edilmiş bir eve baktığında kendi ailesinin oturduğu salon kadar büyük olduğunu fark etti. Tüm bu evler aynı tasarımla inşa edildiği sürece hangi soylu böyle bir evde kalmayı kabul ederdi ki?

 

Kafası sorularla dolup taşan Prius, nihayet Lord’un kalesine varmıştı…

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37377 Bölüm Sayısı


creator
manga tr