Bölüm 128: İlaç Testi

avatar
1589 1

Release That Witch - Bölüm 128: İlaç Testi


 

Çevirmen: Lodos

“Sonra askerin kılıcını alıp Faria’ya sapladı. Diğer askeri de ikiye ayırdı. Hatta muhafızın kılıcını da ikiye bölmüştü. Ama muhafızın çaldığı ıslık tüm manastırda bir alarma sebep olmuştu. Ellerinde lambalarla çok sayıda muhafız bize doğru geliyordu. Faria’nın elbiselerini giyip diğer askerin silahını aldı ve tek başına muhafızlara doğru yürüdü.”

 

Kanların aktığı cesetlerle dolu bir odada oturup, bir süre boş boş yere baktıktan sonra anca kendime geldim. Ölenlerden bir tanesi, manastırdaki her girişi anahtarla açmakla görevliydi. Anahtarları etrafa saçılmış giysilerden aldığım sırada Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı da topladım. O zamanlar taşın ne olduğunu bilmiyordum. Şeffaf göründüğünden belki iyi bir fiyata satılabileceğini düşünmüştüm. Rahipler, muhafızlar ve manastırın askerleri onu arıyordu. Arka bahçenin yanındaki saklı kapıya neredeyse hiç sıkıntı çekmeden girdim. Her anahtarı teker teker denedikten sonra manastırdan kaçtım.”

 

“Bundan sonraysa, taşlardan sadece birini satmayı başarabildim ve geri kalanları çaldılar. Civarlarda dolaşırken sonunda 10 kraliyet gümüşüme güvenerek Deniz Meltemi bölgesinde durdum. İki yıl sonra da kış vakitlerinde cadı olarak uyandım.” diyen Wendy durakladı ve sonra: “ İşte bu da benim hikayem.” dedi.

 

Bülbül, Wendy’nin elini tutup bir süre sessiz kaldıktan sonra: Tören sınıfındaki diğer kızlara ne oldu?” dedi.

 

“Kaçmışlardır ya da ölmüşlerdir. Sonra zaten manastırda bir yangın çıktığını ve kapatıldığını duydum. Kızların nereye gittiğini hiç kimse önemsemez. Hepsi terk edildi.” Bülbül iç çektikten sonra Wendy’yi kollarının arasına aldı: “Artık biz varız, hadi uyu Wendy.” dedi.

 

Uzun süre bu durumda kalan Wendy: “Ah... diye bir iç çekerek yavaşça uykuya daldı.

 

*******************

 

Ertesi gün Roland ofisine esneyerek gittiğinde, Bülbül’ün masanın yanında oturup ciddi bir şekilde onu beklediğini fark etti.

 

Ne oldu?”

 

’İnanılmaz’ hakkında herhangi bir şey duydun mu?” diye ağır bir sesle sordu Bülbül.

 

Roland başını iki yana sallayınca Bülbül, Wendy’nin önceki gece anlattığı hikayeden bahsetti: Genç kızın uyanış geçirmediği halde tam donanımlı Yargıç Ordusunun askerlerini kolaylıkla hallettiğini düşünmek. Çok zor.”

 

“Tanrı Gözü’nün İntikamı ile durdurulamayan bir cadı... diyen Roland, hikayeyi dinledikten sonra bir süre düşündü. Cadıların özelliklerine göre yaptığı sınıflandırmayı hatırlamaya çalıştı: “Kendini güçlendiren bir cadı olabilir mi?”

 

“Kendini-... Ne?”

 

Roland çekmeceden bir kağıt parçası alıp ona uzattı: “Kullandığınız büyülerin türlerine göre basit bir sınıflandırma yaptım. Kendini güçlendiren cadılar, büyülerini her zaman kendi üzerlerinde kullanıyorlar ve büyüleri Tanrı Gözü’nün İntikamı’ndan etkilenmiyor. Sıradan cadıların fiziksel özellikleri büyü yüzünden gelişmiş olsa da, kendini güçlendiren cadılarınki bundan çok daha fazla. Eğer doğru anladıysam, Scroll kilise için ‘inanılmaz’lardan biri. ”

 

“Scroll mu?diyen Bülbül şaşkındı:Ama o…”

 

Ama o savaşta iyi değil, değil mi?” diyen Roland gülümsedi: “Sınıflandırmam gücü belirlemediği gibi benim kişisel fikirlerim ve tahminlerim de kesinlikle doğru kabul edilmemeli. Kendini güçlendiren cadılar kiliseye çok sıkıntı çıkarabilir. Tanrı Gözü’nün İntikamı’nın kısıtlanması olmaksızın, Yargı Ordusunun ekiplerini kolayca öldürebildiği gibi küçük kasabalardaki kiliseleri tek başına imha edebilirler. Ama en nihayetinde bir kişinin gücü sınırlıdır. Ayrıca kendini güçlendiren cadıların uyanışı diğer iki türden çok daha az olmalı. Aksi takdirde şimdiye kadar Kilise’yi çökertmiş olurlardı.” Bunları söylemesi basitti. Aklını asıl meşgul eden mesele, kırmızı ve siyah haplar idi.

 

Sadece birkaç tane ‘inanılmaz’ olmalıydı. Ama en azından son yüzyılda bir düzineyi geçmişlerdir diye düşünüyordu. Kendisini güçlendiren iki ya da üç cadısı olduğu sürece, Kilise’yi bitirebilirdi. Örneğin, Şeytan Ayları’nın avantajından kolayca yararlanabilirdi. Bu süre içerisinde Kilise tüm enerjisini Hermes’i savunmaya odaklayacağından dolayı diğer şehirlerdeki kiliselere saldırıp rahiplerle, rahibelerini kolayca öldürebilirdi. Bunu birkaç yıl tekrarladıktan sonra, Kilise’nin destekçileri büyük ölçüde azalırdı.

 

Bununla birlikte Wendy’nin karşılaştığı ‘inanılmaz’ cadıdan başka Roland, cadıların kiliseye saldırdığı başka olayların olup olmadığıyla ilgili daha önce hiçbir şey duymamıştı. Wendy’nin yaşadığı manastır büyük bir yangınla yok edilmişti ve hiç kimse tören sınıfındaki kızların nerede olduğunu bilmiyordu.

 

Kilise kesinlikle ölümünü oturup beklemez diye düşünüyordu. Belkide ’inanılmaz’lara karşı bir yöntem bulmuşlardı ve bu iki hap da bu yöntemlerden biriydi. Durum ne olursa olsun öncelikle hapların etkilerini test etmeliydi.

 

Bunu düşünen Roland dışarıdaki muhafızı çağırıp, bir mahkum almasını ve Carter’ı çağırmasını emretti.

 

Test alanı için şehir surlarının dışında bir yer seçmişlerdi.

 

Ama Roland ekstra bir önlem olarak test alanını Birinci Ordu’dan olan silahlı dört grupla sarmıştı.

 

Şehir surlarında Roland ve Bülbül’ün haricinde Anna ve Nana da vardı. Tanrı Gözü’nün İntikamı olmadığı sürece, Anna’nın yeşil alevleri güvenliğini sağlamak için yeterli olacaktı. Nana da en etkili iyileştirme olanağına sahipti.

 

Roland kaslarını ve kemiklerini gevşeten Carter’a: “Her şey tamam mı? Ayrıca rakibini küçümseme.” dedi.

 

“Endişelenmeyin Majesteleri. diyen Carter kaskını taktı ve: “Baş şövalye unvanı bana boşuna verilmedi. Ayrıca rakibim sadece ahşap bir kılıç kullandığından bana zarar vermesi imkansız.” dedi.

 

Mahkum cinayet ve hırsızlıktan dolayı ölümle yargılanacak olsa da onu test objesi olarak kullanmaktan hoşlanmıyordu. Bu yüzden mahkuma eğer testte yer alırsa ailesine beş kraliyet altını vereceğini söylemişti. Mahkum teklifi hemen kabul etmeden önce sadece bir dakika tereddüt etmişti.

 

Carter rakibin demir kılıç ve zırhla donatılıp adil bir düello yapılmasını istemiş olsa da Roland bunu hemen reddetmişti. Ölümle yargılanacak mahkum keskin bir silahla donatılmış olursa risk katlanarak artardı. Baş Şövalye’nin başı koparsa Nana’da iyileştiremezdi. Zırh giymemesinin nedeniyse siyah hapın acı toleransını test etmekti.

 

Mahkum iki hapı da kullandıktan sonra yüzündeki ifade hızla değişti. Alnında ve kollarında mavi damarlar görünürken derisi koyu kırmızılaşmış, nefes alışları da hızlanmıştı. Ahşap kılıcını kavradı ve sessizce bekleyen şövalyeye doğru fırladı. Hızı koşmakta olan bir kurtla eş değer idi. Her adımında yerde küçük bir delik açıyordu.

 

Carter biraz şaşırsa da sakin bir şekilde adım atıp kılıcıyla bir kesik attı. Bu hareketiyle rakibi ya yön değiştirmek zorunda kalıcaktı ya da kılıç göğüs kafesini kesecekti.

 

Rakibi güçlü olmak dışında dövüş eğitimi almamış bir katildi. Bu yüzden göğsünü keserek havaya kan fışkırtması da şaşırtıcı olmamıştı. Yaralanması vücut aktivitesinin yarısını etkilemek için yeterliydi fakat umursamaz bakışlarıyla baş şövalyeye fırladı. Carter aynı hareketi kullanmıştı ama bu sefer hafif bir farklılıkla birbirlerine geçtikten sonra, mahkum tek elli ahşap kılıcıyla şövalyeyi hedeflemişti. Genel olarak garip duruşu bir tehlike arz etmese savrulan kılıcın sadece gölgesini görebilen Carter kılıcıyla bilinçsizce bloklamıştı. Güçlü etki yüzünden geriye doğru iki adım attığı sırada adamın ahşap kılıcıda kırılmıştı.

 

“Çok güçlüsün. diyen Carter kolunu sıvazladıktan sonra: Ona başka bir kılıç verin.” dedi.

 

Mahkum kendisine atılan ahşap kılıcı yakalayamayıp aniden dönmüş ve ormana doğru koşmaya başlamıştı. Hızı normal bir insandan çok dört nala koşan atla yarışır seviyedeydi. Ellerini vücudunun önünde çaprazlayıp ateş etmeye hazırlanmış askere tosladı. Asker çığlığıyla beraber havaya fırladığı anda diğer askerler tetikleri çekmişti. Kanlar vücudundan fışkırsa da yavaşlamıyordu. Koşusuyla hızla daireden ayrılmış ve birkaç nefes içinde 10 metreden fazla fark atmıştı.

 

“Kaçmasına izin vermeyin.dedi Carter bağırarak: “Bana atımı getirin!”

 

Carter atına binmeden önce, tutuklu aniden şaşırmış ve inanmayan bakışlarla karnına bakmıştı. Karnında yatayca çizilmiş geniş yarasından sıcak bağırsakları sarkıyordu.

 

Bakışlarını yavaşça arkasına çevirdi. Nereden çıktığını anlayamadığı beyazlar içindeki kadının elinde, gümüşten bir hançer vardı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18192 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr