Bölüm 121: Yağma

avatar
1686 1

Release That Witch - Bölüm 121: Yağma


 

 Çevirmen: Lodos

Beş asil ailenin hepsiyle görüştükten sonra, Roland biraz da olsa rahatlamıştı.

 

Sandalyesinde geriye doğru yaslandı. Bülbül de arkasına geçerek omuzlarına masaj yapmaya başladı.

 

Dük’ü yenilgiye uğratmak ve kalesini ele geçirmek sadece bir gün sürmüştü.

 

İşler düşündüğünden çok daha düzgün gitmişti. Dük öldükten sonra insanların çoğu teslim olmayı seçmişti. Paralı askerler için ise savaş sırasında taraf değiştirmek normaldi. Bu yüzden Prens için savaşmaya istekli olduklarını söyledikten sonra diz çökmüşlerdi.

 

Böylece paralı askerler teslim olan şövalyelere ve soylulara muhafızlık ederken bulmuşlardı kendilerini. Birinci ordu ise paralı askerlere muhafızlık ediyordu. Bu şekilde büyük birlikleri doğuya doğru ilerlemiş ve öğleden sonra saat üçte Uzun Şarkı’ya varmışlardı. Kalenin muhafızları, ölen Dük’ün başını ve yakalanan asilleri gördüklerinde hemen kapıyı açıp Dördüncü Prens’in şehre girmesine izin vermişlerdi.

 

Roland, soylular onu büyük bir curcunayla karşılayıp yeni Lord ilan etmesinler diye asillerin toplanmasını beklemeden direk şatoya gitti.

 

Şato şehrin ortasındaydı. Bakıldığında şehrin içindeki bir şehir gibi gözüküyordu. Şato civarına vardığında ufak bir çatışma yaşanmıştı. Bülbül çiçek bahçesinin girişini açmak için patlayıcı kullanmıştı. Ardından bahçedeki Dük’e sadık olan yirmiden fazla muhafız, Roland’ın içeri girmesini engellemeye çalışmıştı. Ama hepsi Birinci Ordu tarafından hızla etkisiz hale getirilmişti. Ama muhafızlardan bazıları can havliyle arbaletleriyle atış yapmışlardı ve ikisi ağır olmak üzere beş kişiyi yaralamayı başarmışlardı. Neyse ki Nana bir koşu yanlarına gelmiş ve onları hızla iyileştirmişti.

 

O sırada 10 kişisel muhafız bu fırsatı kullanarak Dük’ün ailesini arka kapıdan kaçırmaya çalışmıştı. Ama Şimşek tarafından fark edildiklerinden, kısa sürede yakalanmışlardı. Dük’ün karısı ve iki oğlu eli bağlanmış bir şekilde yargılanmayı bekliyorlardı. Dük’ün yenildiğini kendilerince inkar etmeye çalışıyorlardı.

 

Roland, şatoyu kontrolü altına aldığında Sınır Kasabası’nın Birinci Ordusu derhal dışarı çıkıp şatonun bölgelerini ele geçirmişti. Roland, Uzun Şarkı’daki şatoyla Sınır Kasabası’nın şatosunu karşılaştıracak olsaydı Uzun Şarkı’daki şatonun çok daha görkemli olduğunu itiraf ederdi. Altı gözetleme kulesine sahip surlar altıgen şeklindeydi ve ortada beş katlı yüksek bir kule vardı. Bu çağda, bu kadar yüksek bir bina gerçekten çok nadir görülürdü. Şatonun topraklarında, burada yaşayanların konutları, ambarlar, ahırlar yani ihtiyaç duyulan her şey vardı. Hatta Dük’ün şatosunun bodrum katında kişisel hapishane bile vardı.

 

Roland, Dük’ün ailesi gibi değerli insanları ve soyluları bu hapishaneye yerleştirdi ve sivillerin hepsini serbest bıraktı. Aynı zamanda paralı askerlerin silahlarına el koydu ve silahları bahçeye ya da boş odalara yerleştirdi. Devamında da aralarından birkaç lider seçip ve diğerlerine mukayyet olmaları için onlara para vermişti. Bu insanlar Kuzey Yamaç Madeni için çok değerli olurdu. Ama Roland’ın şu an yapacak daha önemli işleri vardı.

 

Şimdi bir savaştan sonra yapılması gereken en önemli şeyi yapacaktı. Yani yağmalamak.

 

Roland cadılarla beraber şatonun içindeki herşeyi bulana kadar tekrar tekrar arama yaptı. Mahzende bulduğu Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı bile almıştı. Her şeyi topladıktan sonra elde ettiği kazanç gerçekten de etkileyiciydi. Bodrumda bulduğu iki kutu içinde 10.000’den fazla kraliyet altını vardı. Yatak odasındaki gizli bir bölmenin içinde Bülbül gözbebeği boyutunda birkaç mücevher bulmuştu. Echo, şöminenin arkasındaki gizli bölmede sadece altın da değil aynı zamanda asalar, taçlar bulmuştu. Bir de ahşap bir çerçeveye asılmış yüzlerce mücevher...

 

Bunların hepsi Dük’ün kişisel mülküydü!

 

Roland önündeki bu büyük zenginliği görüp son iki mevsimde topladığı beş yüz kraliyet altınıyla karşılaştırdığında... Kendini biraz kötü hissetmişti. Yağma duygusunun çekiciliğine hazır değildi. Eğer gelişmiş bir çağdan gelmemiş olsaydı muhtemelen hepsini kendisine saklardı.

 

Şimdi tek yapabildiği sadece üzüntüyle iç çekmekti. Çünkü daha büyük düşünmek zorundaydı. Öngördüğü gelecekte, Sınır Kasabası’nın çalışan nüfusu önemli ölçüde artacaktı ve topraklarındaki tarımı geliştirmeden önce büyük miktarda tahıl almalıydı.

 

Bütün hazineler kutulara yerleştirilerek Sinekkuşu tarafından hafifletilmişti. Demir Balta ve birkaç muhafızla beraber Sınır Kasabası’ndaki kalesinin deposuna gönderilmişti. Her şeyin büyü ile hafifletilmesi sayesinde yolculuk yaklaşık üç gün sürecekti.

 

Bu nedenle, ikinci günün ardından Roland artık fidye olarak kraliyet altını almamaya başlamıştı. Dük’ü yenmesi birçok fayda sağlamıştı. Artık sadece insan gücü ve çiftlik hayvanı bulması gerekiyordu.

 

“Majesteleri, burada gerçekten de sadece bir hafta mı kalmak istiyorsunuz?” diye sordu Bülbül.

 

Ne?” Roland omuzlarındaki rahatlama hissinin zevkini çıkararak gözlerini kapamıştı.

 

“Burası batının en büyük şehri, değil mi?” diye fısıldadı Bülbül: Neden Sınır Kasabasına kıyasla daha zengin olan bir yerde kalmak istemiyorsunuz?”

 

“Uzun Şarkı’nın yönetim yapısı bir hayli karışık. Yapmak istediğim şeyler için uygun değil. Ve benim planımla beraber buradaki durumu da istediğimiz gibi koruyabiliriz. Eğer burayı değiştirmek istersem gitgide karşımdaki direnç daha da büyüyecek. Eğer bazı zor yolları kullanmam gerekirse de toplanıp benden kurtulmaya çalışırlar.”

 

Roland gülümsedi ve: “Elbette en önemli nokta, kalede yaşayan halkın Kiliseden derinden etkilenmiş olması. Bu nedenle halkın sizi kabul etmesi zor olur. Önceden cadıların sokaklarda özgürce yürüyebileceğini söylemiştim. Bu şimdi sadece Sınır Kasabasında mümkün.”

 

“Evet.” diye yumuşak bir sesle cevaplayan Bülbül: “Sözünüzü yerine getirdiniz zaten.” dedi.

 

 

Üçüncü günün erken saatlerinde, Petrov aceleyle hazırlandı ve listesiyle beraber şatoya gitti. Her zamanki gibi Roland onu salonda karşıladı.

 

“Majesteleri, kararımı verdim.”

 

“Bir bakayım.” Roland listeyi aldı. Tıpkı beklediği gibi listenin çoğu ikinci kalite kölelerdi. Bu 800 kölenin haricinde, 100 sığır ve 300 koyunla beraber toplamları 900 puan oluyordu. Geri kalanları çeşitli ustalardı.

 

“Majesteleri, ne diyorsunuz? Kabul eder misiniz bu listeyi?

 

“Tabii ki. Sadece 3000 puana ulaşman gerekliydi. diyerek listeyi Petrov’a geri verdi: “Tüm bu insanlarla, malzemeleri ne zamana toplayacaksın?”

 

Hanımeli bölgesinde kalan insanları ve diğer malzemeleri bugün toplamam mümkün. Ama Majesteleri Sınır Kasabasına göndermemi isterse bu yaklaşık iki hafta sürebilir.”

 

“Sınır Kasabasına gönderme işini organize etmek sana kalmış.diyen Roland masaya hafifçe vurarak devam etti: “Bir tüccar olarak, kervan düzenleme konusunda tecrüben olmalı.”

 

“Evet efendim. diyen Petrov ani bir tereddüt etti ve: Ya babam …”

 

“Bugün onu yanında götürebilirsin. diyen Prens gülerek bir parşömen uzattı.

 

“Bununla ilgili bir sorunun yoksa, bunu işaret parmağınla damgalaman yeterli. ”

 

“Bu… Temsilcilik sözleşmesi mi?” Petrov başlığı okuduktan sonra tedirgince sordu.

 

“Uzun Şarkı’nın yönetim hakkını gerçekten de Hanımeli ailesine mi vericeksiniz? Lütfen biraz bekleyin. ” Parşömeni açtı ve sözleşmeyi dikkatle okumaya başladı.

 

Petrov’un ne kadar dikkatli olduğunu gören Roland memnuniyetle başını salladı. Bir işadamı olarak sözleşmeye dikkat ediyor olması en temel şarttı.

 

Bir süre sonra Petrov başını kaldırdı ve: “Bu sözleşme bana dün söylediklerinizle temel olarak aynı. Ancak bir şey var…” Sözleşmenin sonunu gösterdi: “Majesteleri, buraya babamın ismini yazmalı mıyım? Sonuçta Hanimeli Kontu ve ailemizin temsilcisi.

 

Roland gülümsedi: “Elbette hayır, temsilcilik görevi hakkında benimle konuşan sensin. Baban değil. Bu nedenle de doğal olarak sözleşmenin sonuna kendi adını yazacaksın.”

 

Bir anlığına Petrov şaşkına dönmüştü. Duyduklarına inanamıyordu, bu yüzden tekrardan sorarak: “Majesteleri, demek istediğini-”

 

“Evet. Dükün yerine geçip kaleyi yöneteceksin.” diye başını salladı Roland: “Sözleşmeyi yerine getirebilirsen Kral olduğum zaman bile şehri yönetmeye devam edebilirsin.” Durdu ve gülümsedi: “Ancak sözleşmeyi ihlal edersen Dük’ün sonuna benzeyen bir sonla karşılaşırsın. Uzun Şarkı’ya bir kere girmeyi başardım. Bunu ikinci kez yapmam zor olmaz. Birlikte güzelce çalışalım, sayın elçi.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr